1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yapıya, Ekonomiye, ‘Kıbrıs’ Sorununa, Özne Olmaya ve Daha Pek Çok Şeye Dair
Yapıya, Ekonomiye, ‘Kıbrıs’ Sorununa, Özne Olmaya ve Daha Pek Çok Şeye Dair

Yapıya, Ekonomiye, ‘Kıbrıs’ Sorununa, Özne Olmaya ve Daha Pek Çok Şeye Dair

Celal Özkızan: Bu yazıda, tek bir konu etraflıca işlenmek yerine, pek çok konu kısaca ama iç içe ve ilişkilerince incelenecek, farklı bir sonuç alınabilme ihtimaline şans verilecektir.

A+A-

 

 

Celal Özkızan

celalozkizan@yahoo.com

 

 

Bir konuyu derinlemesine incelemek, incelenen konunun zihinde sağlıklı bir zemine oturtulması açısından büyük önem teşkil eder. Öte yandan, olguları zihne sağlıklı bir şekilde zerk edebilmenin en önemli ön koşulu da, hayata dair “diyalektik” bir bakış açısına sahip olabilmek; yani olguların birbirleri ile ilişkisini ve çelişkisini kavrayabilmek, yani yaşananların bütünselliğine önem vermektir. Bir konuyu/olguyu derinlemesine ve etraflıca ortaya serse bile yazar, eğer okuyucu, konunun/olgunun toplumsal hayattaki geri kalan konular/olgular ile ilişkisine ve çelişkisine dair bir bilince sahip değilse, yazı aslında amacına da ulaşamamış olur. O yüzden bu yazıda, tek bir konu etraflıca işlenmek yerine, pek çok konu kısaca ama iç içe ve ilişkilerince incelenecek, farklı bir sonuç alınabilme ihtimaline şans verilecektir.

Ülkede pek çok ekonomik sıkıntı vardır. Bu ekonomik sıkıntılar, yukarıda sözünü ettiğimiz dar çerçevede ama etraflıca incelenmekte. Bunun sonucunda da ekonomideki sıkıntının en önemli ve hatta tek kaynağı da UBP hükümeti olarak yansıtılmakta muhalefetteki pek çok kesim tarafından. Hatta geçmiş hükümet dönemindeki maaşlar, zamlar ve diğer ‘ekonomik ölçütler’ ile şimdiki hükümet dönemindeki maaşlar, zamlar kıyaslanıp ‘ekonomik başarı’ hesaplanmakta. Hal böyle olunca, reel ekonomiye etkilerini 2009’dan sonra ciddi anlamda göstermeye başlayan kapitalizmin krizlerinin 2008 versiyonu, neoliberalizm, AKP’nin dayattığı ‘kamuyu etkin çalıştırmaca, ekonomiye önlem almaca’ paketi ve tüm bunların ekonomiye etkisi görmezden gelinmekte, böylece anti-kapitalizm, anti-emperyalizm yalan olmakta. Bu durumda da, Ulusların Zenginliği kitabını İrsen Küçük yazmış, Wall Street’in uzaktan kumandası Ersin Tatar’ın elindeymiş, Milton Friedman da ‘liberal’ köşe yazarlarımızın öğrencisiymiş sanılmakta.

Dünya ekonomik sistemindeki hegemonya ve etkinlik mücadelesinin merkezlerinden birisidir Kıbrıs adası; başlıkta da Kıbrıs’ın tırnak içine alınmasının sebebi bu; sorun sadece Kıbrıs’ın sorunu değil, dünya ekonomik sisteminin kadim bir sorunu; ve kapitalizmin yaygınlaşması ile birlikte de, nam-ı diğer, emperyalizmin sorunu. Hal böyle olunca, Kıbrıs sorununu çözememenin suçunu liderlere yüklemek, Osmanlı’nın Kıbrıs’ı ‘fethini’, şarapçı Selim’in dinmek bilmeyen damak tadı arayışına bağlamak gibi bir şey. Aslında keyifli bir düşünce olmalı, emperyalistlerin kalp damarlarından biri olan Ortadoğu’da yaşanan her krizden sonra üzerindeki üslerden uçakların kalktığı bir adanın sorununu, Eroğlu’nun ve Hristofyas’ın “esnek olmayan uzlaşmaz tutumlarına” bağlamak. Eroğlu sabah kalktığında birazcık esnese, bir bakmışız sosyalizm gelmiş, Hristofyas arıza çıkarmasa, bir bakmışız ertesi gün milliyetçi ideolojiler yok olmuş, Volkan gazetesi çalışanları 1 Eylül’ün organizasyon komitesine dahil olmuş falan filan… İnsan böyle düşününce, adaya çözüm ve barış getirmek için elinden geleni ardına koymayan, hatta liderlerin kaprisli ve uzlaşmaz tutumlarına rağmen yılmayan Birleşmiş Milletler’in, neden ara bölgedeki iki toplumlu OBZ hareketini dağıtmaya çalıştığını, neden 2011 1 Eylül’ünde ara bölgede yapılacak etkinliği engellemeye çalıştığını anlayamıyor doğrusu.

Özne olmak meselesi belki de en can sıkıcısı. Sürekli “koşullardan” söz ediyoruz, iradeyi yok sayarcasına. Ekonomik sorunlara ve ‘Kıbrıs’ sorununa yaklaşırken koşulları göz ardı edip, birkaç takım elbiselinin iradesine bu kadar önem verirken, söz konusu nasıl muhalefet edileceği olduğunda, bir anda “koşullar” deyip yüz kızartıcı pasifizmimizi ve edilgenliğimizi “koşullar” ile açıklamak başat söylem metodu. Tepeden inme ekonomik paketlere karşı çıkan bazı kesimler bile, “ama yine de ‘yapısal’ iyileştirmelere ihtiyacımız var” demekte; yani sanki ekonomik kararlar eskiden halk komitelerinde şekilleniyormuş gibi, tepeden inme ekonomik paketlere karşı çıkmalıyız denmekte. Yapısal iyileştirmeler denince de, yapıdan neoliberal ekonomik/politik/sosyal uygulamalar değil, emekçilerin çalışma yaşamını ‘düzenlemek’ anlaşılıyor; zaten Yunanlılar çok tembel olduğu için şimdi bu haldeler. Hatırlarsınız, Kıbrıslı Türkler de, devlet dairelerinde keyif çatabilmek için, Sanayi Holding’i yıkmışlardı. Hem ayrıca zamlardan çok da şikayet etmemeliyiz aslında; ‘sol’cularımızın pek çoğunun ‘ekonomik başarısını’ pek övdüğü AKP’nin bir bakanı, Türkiye’deki geçmiş aylardaki zamlardan sonra “bunlar zam değil güncelleme” demişti.

Ve pek çok şey… Özel sektördeki sendikasızlık halinin tek sorumlusu olarak sunuluyor ‘korkak ve kamudaki güvencelere ve rahata alışmış sendikalar’; kimse özel sektörde sendikalaşmanın ve hak aramanın önüne sermayenin (hem de ‘orijinal Kıbrıslı’ sermayedarların) çektiği engellerden söz etmemekte. Ticaret Odası’nın ülkedeki ekonomik gelişmelere karşı takındığı tutum ayan beyan ortadayken, hala daha kurtuluş için “emek sermaye birlikteliğinden” söz edilmekte. Öğrencilerin yaşadığı sorunların tek sebebi ‘eğitimde uygulanan vizyonsuz politikalar ve eğitim bakanının basiretsizliği’ zannedilmekte; öte yandan bu sene Şili’de, geçtiğimiz sene Kıta Avrupası’nda ve İngiltere’de ayaklanan öğrenciler göz ardı edilmekte; hoş, edilmese, “bütün ülkelerin eğitim politikası/eğitim bakanları vizyonsuz/basiretsiz olamaz ya, bunun ardında başka şeyler de olmalı” diye şüphelendireceğiz halkı durduk yerde. Enternasyonalist dayanışma konusunda ise, ayrı bir hünerliyiz. Her gün gazetecilerin, öğrencilerin, yazarların, akademisyenlerin, sanatçıların, sendika yöneticilerinin, emekçilerin hapse tıkıldığı bir ülkede “AKP’nin demokratikleşme ve sivilleşme” adımlarından söz eden ‘sol’cularımız var. Sol tarafı sadece araba sürerken kullanmamak lazım, sonra Marx çarpar insanı maazallah.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1109 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler