1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yani Edvard Munch bildiğini sanıyorsun? Tekrar düşün!
Yani Edvard Munch bildiğini sanıyorsun? Tekrar düşün!

Yani Edvard Munch bildiğini sanıyorsun? Tekrar düşün!

Tate Modern’de 28 Haziran 2012 tarihinde açılan Edvard Munch (1863-1944) sergisiyle ilgili sayfayı incelerken akla düşen soru: Ekspresyonist sanat nasıl tanımlanmalıdır? Sorunun ulaşacağı cevap için, gereken yöntem: bazı bilgi cümlelerini sıralayara

A+A-

 

 

                  

 

Tate Modern’de 28 Haziran 2012 tarihinde açılan Edvard Munch (1863-1944) sergisiyle ilgili sayfayı incelerken akla düşen soru: Ekspresyonist sanat nasıl tanımlanmalıdır? Sorunun ulaşacağı cevap için, gereken yöntem: bazı bilgi cümlelerini sıralayarak sonuca ulaşmak! Cevaba ulaşmak için girişilen teoriye dayalı dinamik süreçler ve sergi başlığı paralel evrende buluşuyor ve ortaya çıkan yeni cümle: Yani Sanat Tarihini bildiğini sanıyorsun? Tekrar düşün!  Peki, esas olan soruyla devam edelim beyin fırtınalarını dizginlemeye: Sanat Tarihi nedir? Genel Sanat Tarihi dersleri verdiğim dönemlerde her akademik yılın ilk dersinde bu klişe soru cümlesiyle derse başlamak “geleneksel” olmuştu. Kısa bir süre sonra kendi bakışıyla yüzleşiyor eğitimci ve sorunun cümle-kalıp cevabı karşısında “akademik sürecin” “gelenekselleştirdiği” Sanat Tarihi hocası kişiliğiniz ortaya çıkıyor. Kısaca zaman geçtikçe “bas-konuş” zihniyetiyle yüzleşiyor şu cümleniz: Sanatın tarihidir!

 

Dünyada değişen kültür-sanat politikaları ve güncellenen sanat ve sanatçı modelinin içeriğine yerleşen politik, kültürel ve toplumsal her türlü dinamik ve yaşam gerekleri, sizi karşısına alıp bu kısa ve kapalı cümle öbeğine karşı güncel bir serumla besliyor.. Bu da daha fazla bilgi, daha fazla okuma ve de daha fazla anlama ve gelişen iletişim ağının sunduğu sularda yüzme imkânlarınızı zorlamanızı sağlıyor. “Sığ sularda sanat tarihi” sözünün ağına takılıp kalmak istemeyen bu alanın ciddi donanımlı bilim insanı, deyim yerindeyse bayat düşünüşleri geveleye geveleye yıllarını değişen ve gelişen öğrenci kimlikleri karşısında tüketmekten yana zaman harcamamalıdır. Elden geldiğince ayık, uyanık ve dinç bir bilinçle düşünceye yönelmeliyiz. Klişenin dayanılmaz hafifliğinden kaçan akıl ve bilgi yumakları, beslenmek isteyen öğrenci profilinin sizlere yönelttiği sorularla kendinize gelmenizi sağlıyor. Benim yetiştiğim ve sadece “anlatılanı anlat ve gördüğünü tanımla!” sisteminin “düşünce yollarına” akmasını sağlayarak, eldeki verileri tam anlamıyla sanat tarihinin anlaşılması ve bir sürü bulanık tekerlemeyi, güncelin açtığı yeni bir tünele (?) sürükleyip götürüyor. Tate Modern’in sergi güncesine bakarken rastladığım Munch sergisiyle ilgili geçen cümle, apaçık ben de bir bodoslama soğuk duş etkisi yarattı. Bildiğini bilerek yaşayıp, esas olanın bildiğini bilmemek gibi sanrı yaratımları, gerçeğin ta kendisini kavramam adına bana güçlük çıkardı. Bu nedenle kısa bir Sanat Tarihi okumasının işe yarayacağına ve kaybolan bilgi kümeleri üzerine yeniden düşünülmesi gerekliliğini gündeme taşıdı. İnsanın kendini yenilemesi şart!

 

***

 

Girişten sonra, esas söze sıra geldiğinde, bakalım “ekspresyonist sahneden” akılda kalanlarla ne kadar yazabileceğim?

 

Sanat Tarihi’nde tedirginlik ve güvensizlik duygularından kaynaklanan Ekspresyonizm (Dışavurumculuk), bir başkaldırıyı yansıtır. Kendini çevreleyen yüzeysel görünümler, nesnel gerçekler ve toplumda aradığı huzuru bulamayan insanoğlu, dış dünyadan kaçıp iç dünyasına çekilince ne yapar? Konuyla ilgili kaynaklara baktığımızda, yapıtlardaki duygu fışkırmaları inançlarının dile getirildiği apaçıktır. Lionel Richard’da oldukça açıktır sorunun yanıtı: “Büyük bir sarsıntı olarak yaşanan toplumsal bir bunalım çerçevesinde incelemek gerekir.” I. Dünya Savaşı, toplum bunalımlarını derinden etkiler. Savaş toplumsal ve bireysel tüm hayalleri yıkmıştır. Ekspresyonizm Alman ruhunun patlaması, değişiklik ve özgürleşme sanatıdır. Bernhard Diebold “Dünya anlayışı olarak, zamanın geçersiz çözümlerine karşı başkaldırı, yaşamı derinleştirmeye duyulan özlemdir” sözleriyle değişiklik ve özgürleşmenin toplumun isteklerinden doğan bir gereklilik olduğunun altını çizer. 1850 yılının Temmuz ayında, Tait’s Edinburgh Magazine adlı bir İngiliz dergisinde çıkan makalede, Modern Sanat’ın Ekspresyonist okulundan söz açılır.  Makalenin yazarı belli değildir ve fakat Armin Arnold daha sonra söz konusu yazıyı referans vererek, “dışavurumun” duygu ve tutkuları direkt dışa vurmayı amaçladığını savunur. Empresyonist estetiğe karşı tepki gösteren herkes, Ekspresyonist olarak anılmaya başlandı. Yalnızca gerçeği tanıtmak, tıpkısını aktarmak ve öykünmek istemeyenler Ekspresyonist sayılıyordu.

 

Öncülerle birlikte tanımlamalar tarihçe içinde yerini alır ve yazılar uzar gider. Ben sözü hemen Norveçli ressam Edvard Munch (1863-1944) ile bağlamak istiyorum. 20. yüzyılın bu bilinen ve fakat az tanındığına inandığım sanatçısının, Oslo Much Müzesi’nden Tate Modern’e getirilerek sergilenen resimlerini izlemek sanal da olsa insanı heyecanlandırıyor. İtiraf etmeliyim ki: Şimdi Tate Modern’de olmak vardı! Munch çoğunlukla 19. yüzyıldan kalma bir sembolist ressam olarak görülüyor. Fakat bu sergi onun modernite ile ilişkisini mercek altına alıyor. Ayrıca atölyesi dışında, günlük yaşamdan esinlenen sahnelerin, gerçek yaşamdan özellikle de insanların olaylar karşısındaki duygusal tepkilerinden yola çıkarak gerçekçi anlatım yollarında duygu dehlizlerini ne denli yaşamdan biçimlediğini sergiler.

 

Şunu hemen hatırlamalıyız ki: Ekspresyonizm bir “üslup” değildir. Lionel Richard’ın da altını önemle çizdiği gibi “bir reçete dizisi” ise hiç değildir. Sanatın içindeki bir anlatım yolu olmaktan öte şu iki sözcükle özetleyebileceğimiz bir ruh durumudur: tedirginlik ve başkaldırı! Toplumdaki tedirginlikler bireysel başkaldırıyı çoğaltarak siyasal ve sosyal düzendeki yine “tedirginlik ve güvensizlik” durumlarını seslendirir. Munch sergisini tüm bu anlamları anımsattığı için bir kez daha önemsedim. Sonrasında bildiğimizi sandığımız ve klişe içinde duvarlarla sınırladığımız bilginin kullanımının, sanatın anlatım dilinin evrenselliğinin ara satırlarını okumak adına yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini derinleştirir. Aynı zamanda dünya düzeninin son zamanlarda tırmanan “acı melodilerine” karşı barış sözcüklerini ruhsal devinimlerin, apaçık biçim verme yoluyla sergileyen dünden bir sanatçının, geleceğe kalıcılığını ve zamanımızın geçersiz çözümlerine karşı sanatın kurtarıcı rolünü anlamlı kılar. Kabul edelim ki, yaşamı derinleştirmeye duyulan bir özlem içindeyiz.

Yanılıyor muyum?

 

Kalıp-yaşam koridorlarında kapital gerçeğin gereklerine yönelen “maddi yaşam tercihi”ne karşı bir duruş zamanı gelmiştir. Korkum şu ki: zaman geçmek üzeredir. “Ben’in” derinliklerine yeniden inme zamanı! Böylece gizli güçleri keşfettiren bir iç bakış bize çözüm yollarını gösterecektir. “Yollarını” derken aslında çetrefil soru yumaklarına yol açtım. Burada durmak istiyorum. Belki bir başka yazıda çözüm yollarına dair cümleler kurabilirim.

 

Sonuç olarak bugün veya dün  “en büyük değerin kişiler” olması gerekliliğinin vurgulayan cümle, avuçlarımızın arasından kayıp gitmektedir.  

Yaşam acılarla doludur.

Tüm bu düşüncelerle ve Tate Modern’deki Edvard Munch sergisinin yazınsal ve görsel etkileriyle, Natüralist üslubun dünyayı olduğu gibi yansıtan tavrından tatmin olmayıp, başkaldıran ve 1914’de Ekspresyonist akımı yaratan Die Brücke ve Der Blaue Reiter gibi Alman grupların tartışmaları ve yazılarını yeniden okumak gerekliliğine inandım. Ekspresyonizm “BEN”in merkezini, derinliklerini keşfettiren aktif bir iç bakışı gerektiriyordu. Akımın öncüleri nesneleri oldukları gibi değil, olabilecekleri gibi, bunların kendilerini değil anlamlarını göstermek istemiştir. İnsanoğlu’nun iç huzursuzluğundan doğan bu sanat, soyutlama ve simgelere yöneliyor, klasik yöntemleri, perspektif tekniğini, anatomi kurallarını, simetriyi, betimlemeyi kabul etmiyordu.

 

***

 

Dünya gözümüzün önünde!

 

Yani dünyayı bildiğini sanıyorsun? Tekrar düşün!

 


 

http://www.tate.org.uk/whats-on/tate-modern/exhibition/edvard-munch-modern-eye

 

 

 

 

 

 

 

 

                                     

 

 

 

 

Bu haber toplam 881 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler