YALAN

YALAN

Kendimi tekrarlama pahasına mevcut iç siyasetin miadını doldurduğunu sanırım bir kez daha tekrarlamam gerekiyor. Düşünsenize; Başbakan bir eylemi sonlandırmak için ilgili sendikayla toplantı yapıyor ve bu görüşmenin sonunda bir söz veriyor. Söz öylesin

A+A-

 

 

 

 

Kendimi tekrarlama pahasına mevcut iç siyasetin miadını doldurduğunu sanırım bir kez daha tekrarlamam gerekiyor.

Düşünsenize;

Başbakan bir eylemi sonlandırmak için ilgili sendikayla toplantı yapıyor ve bu görüşmenin sonunda bir söz veriyor.

Söz öylesine kuru bir söz de değil. Bakanlar Kurulu’nun kararıyla da taçlandırılan bir söz.

Yani sözümona bu hükümetin en yetkili merciileri bir taahütte bulunuyor. Ve Elektrik Kurumu’nun özerkleştirilmesi ile ilgili taleplerin yerine getirileceğini söylüyor.

Kurumun özelleştirilmeyeceğini söylüyor.

Üstelik bunları canlı yayında kamuoyunun önünde anlatıyor.

YALAN söylüyor.

Çünkü, özerkleştirme konusunda en küçük adım atılmıyor ve bu kez Başbakan “vazgeçtik” diyor.

İlk kez de değil, örnekleri çok olan bir başka şey yaşanıyor.

Peki ama bir Başbakan nasıl olabiliyor da sendikanın grevini kaldırıp, yalan söyleyip, birkaç ay sonra bundan bu kadar kolay vazgeçebiliyor?

Sanırım bu sorunun sorumluluğunu birlikte üstlenmeliyiz.

Eğer bir kişi size defalarca yalan söyleyebiliyorsa, öncelikle toplum olarak bunu normalleştirdiğimiz için sorumluluğumuz vardır.

Ancak bunlar yanında konuşmaktan çok da hoşlanmadığımız şekilde, bugün artık sendikal hareketin de içinde bulunduğu durumu doğru analiz edebilmeliyiz.

Zira sivil toplum ve sendikalar siyasetin denetçisidirler.

Ve bunu siyasete soyunmak için değil, toplumsal fayda temelinde daha temiz siyaset için yaparlar.

Bugün iktidar partisinin her hatası, her yalanı, iktidar partisiyle ilgili ortaya atılan her eleştiri, muhalefet ve sendikal hareketin de başarısızlığıdır.

El-Sen grevini hatırlayalım...

Sendika tabandaki büyük desteğiyle grev başlattı. Elektrik kesintileri günlerce sürdü. Ama nedense platform adı altında toplanan sendikalar, bir birliktelik yaratamadılar ve bırakın genel grev kararıyla destek vermeyi, bir hafta sonraya uyarı grevi kararı üretebildiler.

Zaten onu da yapamadılar.

Şapkamızı önümüze koyup, teslim etmemiz gerekiyor ki, El-Sen grevinin ilk başladığı dönemde sendikal birlik sağlanabilseydi, birilerinin farklı gaileleri amacın önüne geçmeseydi, bugün durum çok farklı olabilirdi.

Ama ne yazık ki, bir taraftan önde olmak, liderlik kapmak yarışı, bir taraftan iktidarla kapışmamak sancısı ağır bir bedel yaratıyor.

Ve bu bedeli hepbirlikte ödüyoruz.

Bugün Başbakan’ın açıklamalarından sonra sendikanın yapacağı bellidir. Ancak kış aylarında soğuktan titrese de sırf kurumun özelleştirilmemesi ve bir tekel yaratılmaması için greve destek veren toplumun, bu kez, 45 derece sıcak altında elektrik kesintisini ne kadar tölere edebileceği tartışılır.

Yine sonuç alınmayacak bir yolda bedeli doğal olarak toplum ödemek istemeyebilir. Çünkü sendikaların yaptığı grevlerin bedelini, son zamanlarda nedense sadece toplum ödüyor.

Haftalarca toplanmayan çöplerin çilesini toplum çekerken, aslında değişen birşey olmuyor.

Elektirksizlikte beklerken de aynı şey oluyor.

İçine düştüğümüz kaos ortamı hukuk dahil, demokrasiyi taşıyacak bütün mekanizmaların sustuğu bir durumdur.

Umalım ki yaşanan bu kadar şeyin ardından herkes kendini düşünmenin ötesinde toplumsal fayda temelinde bir irade gösterir, egolarından ve farklı hesaplarından arınarak, sağduyunun yolunu bulabilir.

Yoksa sorumlu sadece UBP olmayacaktır.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 882 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler