1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yabani Otlar Ayı ve Manzurana
Yabani Otlar Ayı ve Manzurana

Yabani Otlar Ayı ve Manzurana

Eskilerin inanışlarına göre bitkiler, insanlarla tanrılar arasında aracılık yaparlar. Bilindiği gibi İÖ 2000’den önce Sümerler’in yazdığı Gılgamış Destanı, ölümsüzlük otunu arayan Gılgamış’ın hikayesi. Biz ölümsüzlük otunu aramaya çıkma

A+A-

 

 

 

Eskilerin inanışlarına göre bitkiler, insanlarla tanrılar arasında aracılık yaparlar. Bilindiği gibi İÖ 2000’den önce Sümerler’in yazdığı Gılgamış Destanı, ölümsüzlük otunu arayan Gılgamış’ın hikayesi.

Biz ölümsüzlük otunu aramaya çıkmadık, manzurana diye bir otu tanımaya çalışıyoruz – ki yabanisi ve saksıda yetişeni de var– hem yemeklerde kullanılıyor bizim buralarda, hem de çayı falan yapılıyor...

Ocak-Şubat, en çok da yabani otlar ayıdır buralarda (eğer yeterince yağmur yağmışsa.)

Otlarla aranız nasıl? Yani otları tanır mısınız? Ovaya çıktığınızda aradığınız otları bulabilir misiniz? Bahçenizde yetiştirir misiniz? Mutfağınızda, yemeklerinizde kullanır mısınız?

Kendi seçimi sebze/ot yemeğini ilk kez üniversite yemekhanesinde yemiş birisi olarak yine de yabani otlardan babam çok sevdiği için gömeci, yumurtaotunu (serçeotu) ve hostesi oldum olası bildiğimi söyleyebilirim. Küçükken mahallede dolaşır ekşilice toplar yerdik. Ya da dikenlerini soyacak bir büyük bulup gavvulya aramaya giderdik. İngiltere’de yaşayan Fifi teyzem çok sevdiği için zamanı geldi mi cümbür cemaat gonnara toplardık. Doğruyu söylemek gerekirse yabani ot dağarcığım uzun yıllar bu kadarla yetinmek zorunda kaldı. Gerçi, günümüz gençliği ve çocuklardan farklı olarak yiyeceklerin sadece köşe başındaki çocukluğumun bakkalı Köprü Bakkaliyesi’nden, ya da her Perşembe nenemlerle gittiğimiz Bandabuliya’dan değil de, ovalardan da gelebileceğini taa küçük yaştan biliyorum. Sonra köye gidip gelmeye başlayınca, yabani pıratsa, yabani sarmısak, beyazot, garaot ve daha başka otları da öğrendim.

Otsuz olmaz. Evde, ‘Edible Wild Plants of the Cyprus Flora’ (Loucas Savvides, 2000) adlı bir kitap var, yenilebilir yabani otları öğrenmek konusunda epeyi yardımcı oluyor. Nerdeyse şifalı otsuz yemek pişmez bizim evde. Bahçemizde feslikan, nane, mersin, rozmarin, kekik çeşitleri, adaçayı, limonotu... Salatamızdan taze nane eksik olmaz, arasıra lapsana da eklediğimiz olur. Kış aylarındaysa, yabani otlar çıkınca, evden daha çok, annemin, Rasiha Teyzemin ve ikinci annemin mutfağında yeme şansı buluruz.

Yabani otlar böyle... ama bu yazıda daha çok ilk olarak adının ‘manzurana’ olduğunu öğrendiğimiz ottan sözetmek istiyorum (marjorm-mercanköşk.)

Onunla ilgili bilgi ararken, Işık Kitabevi’ne uğradığım bir gün Orhan Kabataş’ın Etimoloji Sözlüğü’ne de göz attım ama ne yazık ki onu bulamadım. Şans bu ya! Tam o sırada içeriye sözlüğü hazırlayan kişi girmez mi! Sordum. “Olması lazım,” dedi ama karıştırınca gerçekten de yokmuş. Not aldı, bu defaya...

Her şey bitti de otlar mı kaldı demeyin. Ovalarda, tepelerde, dere kenarlarında lezzetleriyle, iyileştirme güçleriyle inanılmaz otlar var adamızda. Ve inanıyorum ki kültürümüzün, kimliğimizin oluşmasında bile payı var bu gibi ayrıntıların.

(Mesela, Rumca’da ‘Manzuranamu’ diye bir şarkı var, hala daha çalınıyor Güney’deki geleneksel düğünlerde.)

Manzurana hakkındaki daha çok bilgiyi İlhan Berk’in Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ‘Şifalı Otlar Kitabı’nda buldum:

“... nane, kekik gibi ballıbabagillerin sevgili soyundandır. Maurice Messegue, ondan sinir sistemimizin kurtarıcısı diye söz eder. Büyük bir yatıştırıcı olarak anar onu. Büyük kent insanının bunalımlarını, uykusuzluklarını, sinir bozukluklarını, aşk fırtınalarını giderdiğini de yine o söyler.

Küçük, açık yeşil yapraklı, yine küçük beyaz çiçekli bitkilerdendir. Kalın, uzun saplı, bir karış boyundadır. Güzel kokusu yüzünden fesleğen gibi saksıda yetiştirilir; ama, fesleğen gibi geçici değildir, o sürekli bitkilerdendir. Eski Mısırlılar onu bitkisel gücün ve ölüm ülkesinin koruyucu Tanrısı Osiris’e adamışlardır. Dinsel törenlerde de giyilen taçlarda ondan bir demet bulundurmayı yine eskilerin unutmadığını biliyoruz. Bütün Ege, Akdeniz evlerinin sevgili çiçeklerindendir. Egeliler onu sabah kahvelerinde hiç unutmazlar, küçük yapraklarından birkaç tanesini kahvelerine atarlar. Mutfakların da dostudur. Özellikle et yemeklerinde kullanılır. Pizzalarınsa onsuz tadı çıkmaz. Bütün Halikarnassoslular gibi biz de fesleğen, nane, maydanoz, kekik gibi yanımızdan ayırmayız onu. Şifalı bitkilerin biricik eski dostu Medineli H. H. Osman Akfırat, bal ya da şekerle kaynatılıp içilirse baş ağrısını kestiğini, kumu döktüğünü söyler ki, bunu bütün eskiler de doğrularlar.

Kısaca mercanköşk, özellikle büyük kent insanlarının büyük dostudur.

Bizden söylemesi...”

Otsuz kalmayın... Otsuz olmayın...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1479 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler