1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. YA YÜZLEŞME YA İNTİKAM
YA YÜZLEŞME YA İNTİKAM

YA YÜZLEŞME YA İNTİKAM

Bir yazarı çok yakından tanımak edebiyatın büyüsünü kıran bir şey sanki… Bu yüzden de ünlenen edebiyatçılar yakın tanışmaların, göz aşinalığının daha az yaşandığı metropollerden çıkıyor; ya da çoğu yazar yabancı ülkelerde kendi ülkesindekinden daha

A+A-

 

Bir yazarı çok yakından tanımak edebiyatın büyüsünü kıran bir şey sanki… Bu yüzden de ünlenen edebiyatçılar yakın tanışmaların, göz aşinalığının daha az yaşandığı metropollerden çıkıyor; ya da çoğu yazar yabancı ülkelerde kendi ülkesindekinden daha fazla seviliyor. Yazarın uzaklığı ve gizemi edebiyata daha çok yakışıyor gibi geliyor bana… Çeşitli nedenlerle efsaneleşmiş pek çok yazar, komşumuz, yakın akrabamız ya da hakkında yakışıksız dedikodular işittiğimiz biri olsaydı onlarla ilişkimiz de çok daha farklı olurdu diye düşünüyorum. Uzaklıkta kurulan ilişki, edebiyatın bilinmez dünyaların yaşantılarını, başka hayatların hatıralarını sunma özelliğine daha çok yaraşıyor.

Çekicilik, hiç bilinmezlikten çok, biraz bilinen ve merak uyandırandadır aslında…

Yakınlarının, içinde otobiyografik özellikler de taşıyan romanlarını kolay okuyamazsın. Araya giren başka bilgiler, çok yakından tanınan birinin sesiyle, görüntüsüyle metinden kendini duyurması, sahici olan ve kurmaca olan arasındaki gerilim, okuma denen büyülü dünyayı inciten bir şey…

Dünyada en çok okunan ve etkisinde kalınan metinlerin Tanrı tarafından söylendiği var sayılan Birinci, İkinci Ahitler ve Kuran olduğu göz önüne alınırsa yazının ardındaki Tanrısal yaratıcının önemi görülebilir.

Belki de romandaki karakterler gibi, yazarın da belli bir uzaklıkta durmasını isteriz. Hem çok yakın hem çok uzak… Tıpkı Tanrıyla kurulan ilişki benzeri… Yunancada “şair” kelimesinin Tanrı’yı da anlatan “Yaratan” anlamına gelmesi ilginç gelmiştir bana.

Yazarın kendini özgür hissedebilmesi, anlattıklarının ağır yükü altında ezilmemesi ne denli mümkün? Kendi küçük adamızın taşra gözaltını hatırlarken düşündüm ki büyük ülkelerde bile küçük adalar içinde ve buralardaki gözaltılarda yaşıyor insanlar… Kimi zaman ise yaptığın itiraflardan ötürü seni linç edebilecek kalabalıklar arasındasındır. Günümüzde sürgünde yaşayan Salman Rüşti benzeri pek çok edebiyatçı biraz da bunun için ülkesinden uzakta…

Toplumların yüzleşmedikleri geçmişleri, kendilerine dair işitmek istemedikleri gerçekleri dile getiren edebiyatçılar, lanetlenmekten nasıl kaçabilirler?

Çocukluktan itibaren seninle birlikte büyüyen belleğinden çıkacaktır yazdıkların… Neler yoktur ki o bellek ülkesinde, aileye, yakın çevreye, bir ülke geçmişine dair... Yazıya dökmek isteyeceklerin ise büyük oranda seni en çok acıtanlar, en dehşetengiz durumlar olacaktır.

Geçtiğimiz hafta Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum yazar birliklerinin davetlisi olarak Kıbrıs’a gelen Alman Yazar Uwe Timm, SS birliklerinde Nazi olarak savaşan ve Ukrayna’da ölen ağabeyinin günlükleri ve mektuplarından oluşturduğu “Kardeşimin Gölgesinde” adlı anlatısını yayınlamak için yaşlı annesinin ölmesini beklediğini anlattı bize…

Bunun gibi içlerinde gizledikleri dehşetli gerçekleri birisini üzmemek için geciktiren ne çok yazar vardır kim bilir?

Yaşananlara belli bir uzaklıktan bakıp okurla hem çok içerden hem de gerekli bir mesafeden iletişim kurabilmiş yazarlar, bir süre için sağladıkları büyünün bozulmasının ardından bir öfkenin mağduru olabilirler. Aynadaki suretini beğenmeyen bir toplumun öfkesi de olabilir bu…

Gizleneni, yüzleşilmeyeni, itiraf edilmekten kaçılanı dillendirmek için edebiyat biçilmiş kaftandır. Kendi ülkelerimize ait, bizimle aynı toplumsal deneyimi yaşamış, aynı kamusal alan ve aynı tarihsel süreç içerisindeki kolektif belleğin taşıyıcısı edebiyatçılar çok önemlidir bu yüzden…

Genelde, onlara tahammül edemeyiz ve hırpalarız onları…

Vasat olanın iktidarda olduğu bir dünyadır bu… Güç ve ün peşinde koşan vasatlar, bir biçimde emellerine ulaşmayı başarırlar. Topluma kabul görecek anlatılar sunmak, ulusal egoları pohpohlamak kolaydır. Büyük ve zor itirafların cesaretli taşıyıcıları ise çoğu zaman etkisizleştirilmeye çalışılır.

İçindekini, belleğinde acıtıp duranı yazıya dökmek isteyen bir edebiyatçının önünde kimse duramaz kuşkusuz.

Gün gelir, gerçekten değerli olan metinler, ışığını dünyaya yayar.

Kendi küçük ülkem Kıbrıs’ta,  edebiyatçı olmanın zorluklarını düşünüyorum bir süredir. İllegal belleğin alanına girip geçmişle yüzleşebilecek edebiyatçılar olmadan toplumlar olarak nasıl iyileşebiliriz?

Alman edebiyatı bir oranda bunu başarmıştır. Huzura doğru yol alabilmenin koşulu olmuştur bu… Kıbrıs’ta da yüzleşme edebiyatı vardır bir miktar ama görmezden gelinmiştir. Farklı hatırlayan edebiyatın, resmi anlatıyı ya da kolektif amneziyi yenmesi için kendini çoğaltması gereklidir belki de…

Niyazi Kızılyürek’in dediği gibi “Yüzleşmeyen toplumlar intikam kapısını açık tutarlar”. O kapıyı barışa ve huzura doğru açmak da mümkün ama…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1003 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler