1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. YA YAŞAYACAKLARIMIZIN HABERCİSİYSEK?
YA YAŞAYACAKLARIMIZIN HABERCİSİYSEK?

YA YAŞAYACAKLARIMIZIN HABERCİSİYSEK?

Bir zamanlar bütün bir toplumun ortak hedefine dönüşmüş bir konuda bugün geldiğimiz nokta gerçekten üzücü. Kıbrıs sorununun çözümü sadece ortak bir hedef değil, bir toplumun daha güzel bir gelecek ve ülke için de bir umuduydu. Bugün heba edilmiş bir sür

A+A-

 

 

Bir zamanlar bütün bir toplumun ortak hedefine dönüşmüş bir konuda bugün geldiğimiz nokta gerçekten üzücü.

Kıbrıs sorununun çözümü sadece ortak bir hedef değil, bir toplumun daha güzel bir gelecek ve ülke için de bir umuduydu.

Bugün heba edilmiş bir sürecin ardından çözümsüzlüğü ve bu umudun kül oluşunu ne kadar normalleştirdiğimizi görüyorum, aslında.

Amacım melankoli yapmak değil.

Sonuçta süreçler değişir ve hiçbiri bir başka süreçle doğrudan kıyaslanamaz. Ama ilginç olan, kısa süre öncesine kadar çözümün önemli bir adres olduğu noktadan bugün hiçbir gelişme katetmiş olmamamızdır.

Şüphesiz ki herşeyi çözüme odaklayan bir anlayışdan da bahsetmiyorum. Ama bugün hala demokrasi konusunda, ekonomi ve kimlik konularında, nüfus ve daha birçok kronik konuda ağır yaralarımızı kanatmaya devam ediyorken, çözümsüzlüğü de normalleştirme noktasına gelmişsek, bunu siyaset üretenlerin başarısızlığının ötesinde, toplumsal dinamiklerimiz açısından da değerlendirmeliyiz.

Bu en azından bizim bireysel olarak da sorumluluğumuzdur.

Kıbrıs sorununda müzakere süreci çok uzun zamandır halkların yalnız bıraktığı iki isteksiz tarafca yönetiliyordu. Seçim sürecinde masadan kalkmayacağı sözü vererek Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Eroğlu, bu sözünü tuttu ve masada kaldı.

Ama bu masada ne kadar verimli olduğu, çözüm sürecinin ilerlemesi konusunda ne yapıldığı bugün varılan sonuçla ortadadır.

Sadece topu Kıbrıs Rum tarafına atarak bu süreçten sıyrılmak, aslında iç politikada da işe yaramamalı. Zira, Kıbrıs Türk tarafı referandum dahil, bu süreçlerde “eğer çözüm istemiyorsa da Rum tarafını çözüme zorlamak, ya da bu bu isteksizliği teşhir etmek” misyonunu üstelenmişti.

İlk raundda bu elde edildi de.

Referanduma kadar başarılı ilerleyen süreç ve sonrasında Türk tarafının aktif tavrı hiçbir şey elde edilmiş görünmese de birçok alanda ara formüllerle de olsa önemli kazanımlar elde edilmesini sağladı.

Taşınmaz Mal Komisyonu’nun altında ezilinen mülkiyet davalarında AIHM tarafınca iç hukuk mekanizması olarak kabul edilmesi, bu kazanımlar arasında en önemlilerden bir tanesidir.

Bütün bunların ardından bugün gelinen aşamaya bakıldığında ise, Türk tarafı masadan kalkıyor. Ve buna Rum tarafının isteksizliğinin ötesinde bir açıklama da getiremiyor.

Oysa siyaset varolan durumu değiştirmek, Erdoğan’ın deyişiyle “soruna çözüm üretmek” sanatıdır.

Şimdi biz bir başkasının istemediği iddiasıyla çözümden vazgeçiyor ve kendimize yeni bir yol çizeceğimizi söylüyoruz. 40 yıl boyunca çözümsüzlük koşullarında bu yolların neden işe yaramadığı ya da bugün ekonomik, politik ve sosyal alanda neden bu kadar içler acısı bir konumda olduğumuzu da izah edemiyoruz.

Ama ne yazık ki izah edilemeyenlerin de hesabı sorulamıyor.

Üstelik masadan kalkar ve süreci farklı şekillerde torpillerken, “Türkiye yetkililerinin müzakerelerin devam etmesi gerektiği yönünde anlamını doldurmayan mesajlar alıyoruz.

Bunun yanında oldukça ilginç bir başka olay daha yaşanıyor.

Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Kudret Özersay, siyasetin bittiğini ve yeni bir hareket başlatılması gerektiğini ortaya koyarak “toparlanıyoruz” hareketi başlatıyor.

Sosyal medya odaklı bu hareketlenmenin ardından Cumhurbaşkanı Özersay’ı eleştiriyor, Özersay da daha önce 1 Temmuz’da görevini iade edeceğini açıklamışken, bu tarihi de beklemeden istifa ediyor.

Bu belki kişisel bir tercih, belki bir yerlerin telkini, ya da perde gerisindeki bir kavganın sonucu, ama ne olursa olsun, herşeyden önce bir sorumsuzluk ve topluma yapılan bir saygısızlık.

Sadece Özersay’ın değil, bu süreci yönetmekle yükümlü olan seçim sürecinde verdiği tek sözü, masada kalacağı vaadini yerine getirmekten vazgeçen Cumhurbaşkanı’nın da sorumsuzluğu.

Ancak sanırım masadaki ekibin başarı ya da başarısızlığından öte, demokrasi başta olmak üzere, ekonomik, siyasi ve sosyal bütün alanlarda ciddi yaralar alırken, toplumun suskunluğudur önemli olan.

Kendi geleceğine sahip çıkmatan uzak duran bir yapı, bugün yaşadıklarımızın bir sonuçlarından biri olmak yanında, yaşayacaklarımızın da bir habercisi olabilir.

Ve biz bugünkü halimizle yaşayacaklarımızın habercisiysek, şimdiden çok parlak şeyler yaşamayacağımızı söylemek lazım.

 

 

 

Bu haber toplam 671 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler