1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. YA KIBRIS’IN BALYOZLARI?
YA KIBRIS’IN BALYOZLARI?

YA KIBRIS’IN BALYOZLARI?

Türkiye’nin ünlü “Balyoz Davası” nihayet sonuca bağlandı. Ve karar Türkiye siyaseti için, aynen süreçteki gibi balyoz etkisi yarattı. Darbe girişimi ile ilgili olarak tutuklanan 365 tutukludan 34’ü beraat ederken, geriye kalan san

A+A-

 

Türkiye’nin ünlü “Balyoz Davası” nihayet sonuca bağlandı.

Ve karar Türkiye siyaseti için, aynen süreçteki gibi balyoz etkisi yarattı. Darbe girişimi ile ilgili olarak tutuklanan 365 tutukludan 34’ü beraat ederken, geriye kalan sanıklara 15 ile 20 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.

Şüphesiz ki, kararın en dikkat çekici tarafı da özellikle Emekli Oramirallerin aldığı 20’şer yıllık hapis cezası oldu.

Verilen karar, darbe yapmayı tasarlamak, düşünmek veya girişimde bulunmakla ilgili.

Ancak gerek sürecin işleyişi, gerek ise, varılan sonuç, hukuk ve demokrasi açısından en başından ciddi sorgulamalar içeriyor.

Keşke, Türkiye’nin tarihi ve siyaset yapma şekliyle giriştiği bu önemli hesaplaşma, bu sorgulamaların gölgesinde kalmasaydı.

Türkiye tarihi, darbeler ve askeri rejimin siyasette belirleyici yönlendirmesi üzerinden şekillendi yıllarca. Bu darbeler olmasa, sanatçısından düşünürüne, öğrencisinden sokaktaki sıradan insanına kadar, böylesi büyük bir devlet terörü altında bırakılmasaydı, bugün belki çok başka bir yerde olurdu.

Şimdi AK Parti iktidarının biraz da rüştünü ispat etme savaşına dönüşen bir süreçte, Türkiye, ilk kez geçmişiyle, darbeleri ve derin devletiyle hesaplaşmaya başladı.

Bundan 10 yıl önce tabu olanlar artık yüksek sesle sorgulanıyor, tartışılıyor. Balyoz kararı hukuki olarak bundan sonra da çok tartışılacak.

Benim daha çok ilgilendiğim, Türkiye’nin kendi geçmişiyle hesaplaşmasını Kıbrıs’tan ayrı tutmak mümkün olmamasına rağmen, hala Kıbrıs dosyalarının hasıraltı ediliyor oluşu.

Yaşananlarla ilgili kimselere hesap sorulmayışı.

Örneğin Balyoz sürecinde AK Parti hükümetini doğrudan devirme planlarının yapıldığı gerekçesiyle bir yargı süreci işletilebiliyor, ama örneğin, AK Parti hükümetinin iktidarını ve rüştünü ispat etmekte en çok zorlandığı konuların başında gelen Kıbrıs’tan bahsedilmiyor.

Annan Planı sürecinde bu adaya yapılan müdahaleler ve yaratılan baskıların üzerinden uzun zaman geçmedi.

On binlerin toplandığı meydanlara bomba yerleştirilmesi de hala akıllarda.

Balyoz Davası’nda 20 yıl hapse mahkum edilen, Emekli Oramiral Özden Örnek’in günlüklerinde son derece dikkat çekici bir yer tutuyor, Kıbrıs.

Bütün o planlar sürecinde “en çok dikkat edilmesi gereken, yer” çünkü.

Bu ülkede Cumhurbaşkanları’nın, Başbakanlar’ın evleri kurşunladı.

Hiçbirinin faili bulunamadığı gibi, dosyalar son derece de kolay kapatıldı.

 Ama Ergenekon dahil hiçbir süreçte Kıbrıs, doğrudan belgelerde yer almasına, açıklamalarda bulunulmasına rağmen, nedense hep uzak durulan bir konu oldu.

Geçtiğimiz yıl Özel Harp Dairesi Eski Başkanlarından Emekli Oramiral Sabri Yirmibeşoğlu, “biz Kıbrıs’ta cami yaktık” dediğinde herkes çok şaşırmıştı.

Aslında bu ülkede yaşayan insanlar, olayın kendisine çok şaşırmadılar. Konu, şehir efsanesi gibi yıllardır fısıltı halinde zaten konuşuluyordu da, bunu gerekçeli olarak doğrudan ilk ağızdan duymak şaşkınlık getirdi.

Derin güçlerin, Özel Harp Dairesi’nin ki, ilk uygulama alanının Kıbrıs olduğu tescillenmiştir, neler yaptıklarını ve yapabileceklerini ortaya koyan örneklerden sadece biridir aslında Bayraktar Camisi olayı.

Şimdi Türkiye’de bir başka derin güç oluştuğu yönünde çeşitli değerlendirmeler var. Anti demokratik ve diktatöryel uygulamalarıyla askeri rejimin yerini bir başka devlet aldığı söyleniyor.

AK Parti…

Bu değerlendirmeleri kolay kolay yabana atmak mümkün değil. Ama farklı konuları da birbirinden ayrılabilmek gerekiyor.

Ne olursa olsun, ağır aksak da olsa, Türkiye şu anda en azından askeri darbeciliği tarihe gönderme konusunda önemli bir gelişme sağladı.

Bunları sadece tartışmak bile, demokrasi açısından umut vericidir.

Kıbrıs için ise bunu söylemek zor.

Bir yerlerden Godot’yu bekler gibi beklemek yerine, en azından bu ülke siyasetinde demokrasi adına söz söylediğini dile getirenlerin, biraz daha cesur olması gerekiyor.

Eğer bizzat sıkıntı çeken siyaset sesini çıkarmıyorsa, doğrudan iradesine müdahale edilen toplum sorgulamıyorsa, yapacak çok fazla bir şey yok demektir.

Sonuçta demokrasi öyle birilerinin çıkıp size verdiği bir şey değil, farkındalıkla çalışarak kazandığınız bir şey.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1232 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler