1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Ya bu gidişe dur denecek ya bu hükümet gidecek'
Ya bu gidişe dur denecek ya bu hükümet gidecek

'Ya bu gidişe dur denecek ya bu hükümet gidecek'

Toplumsal Varoluş Hareketi 30 Ocak’ta Kuğulu Park’ta kurduğu çadır ve yaktığı ateşin ardından mücadelesini yükselterek devam edecek. Face to Face’e konuşan KTAMS Genel Başkanı Ahmet Kaptan ile Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürre

A+A-

 

 

Toplumsal Varoluş Hareketi’nden KTAMS Genel Başkanı Ahmet Kaptan ile Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga Face to Face’e konuştu

 

“Ya bu gidişe dur denecek ya bu hükümet gidecek”

 

 

·        Kaptan: “Bugün dayatmalar sadece sendikalara yapılmıyor, üretici örgütlerimize de yapılıyor. Halkımız yokoluş süreciyle birlikte her geçen gün sona doğru yaklaşmaktadır. Bu mücadeleyi birlikte yükseltmemiz gerekir. Farklılıklarımız bir kenera ortak değerlerimizi, ortak noktalarımızı ön plana çıkararak mücadeleyi yükselteceğiz”

 

·        Tulga: “Toplumsal Varoluş Hareketi’nin diğer hareketlerden farkı artık toplumsal varlığımız noktasında oluşmasıdır. Toplumsal varlığımız tehlikede, dolayısıyla bireysel, zümresel çıkarlar yerine artık toplumsal çıkarlar tartışılsın veya sorunlar çözümlensin noktasında oluşan bir harekettir”

 

 

   Toplumsal Varoluş Hareketi 30 Ocak’ta Kuğulu Park’ta kurduğu çadır ve yaktığı ateşin ardından mücadelesini yükselterek devam edecek.

  Face to Face’e konuşan KTAMS Genel Başkanı Ahmet Kaptan ile Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga hareketin toplumsal varlık noktasında oluştuğunu vurguladı.

   Tulga, “Toplumsal varlığımız tehlikede, dolayısıyla bireysel, zümresel çıkarlar yerine artık toplumsal çıkarlar tartışılsın veya sorunlar çözümlensin noktasında oluşan bir harekettir” dedi.

   “Halkımız yokoluş süreciyle birlikte her geçen gün sona doğru yaklaşmaktadır” diyen Kaptan da, “Farklılıklarımız bir kenera ortak değerlerimizi, ortak noktalarımızı ön plana çıkararak mücadeleyi yükselteceğiz” diye konuştu.

 

İLAHİYAT FAKÜLTESİ...

 

·        Soru: Haspolat’ta 200 dönümlük arazi yıllığı 100 TL’den Kıbrıs İlim, Ahlak ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı’na verildi. Başbakan söz konusu araziye topluma yönelik yatırımlar yapılacağını söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

·        Kaptan: Öncelikle Başbakan’ın açıklaması samimiyetten uzak ve bugüne kadar olduğu gibi toplum yine aldatılmaya çalışılıyor. Samimice çıkıp “ben böyle uygun gördüm ve hükümet olarak bu kararı verdim ve yaptım” denseydi kendim kabul etmesem de en azından dürüst siyaset adına bunu tartışmazdım. Kıbrıs sorunundaki çözümsüzlükten ötürü maalesef kendi ekonomimize kendimiz yön veremediğimizden, “ben parayı veririm o zaman benim istediğimi yapacaksınız” diyerek bu ülkede yıllardan beri dayatma siyasetler uygulanmaktadır. Üç dönemdir Türkiye’de nasıl ve ne şekilde seçildiği tartışılan AKP iktidarı vardır. AKP iktidarının esas nüvesini oluşturan dinin faktörleri bilinmektedir. Dine dayalı bir siyaset yapmaktadırlar ve dini bir toplum hayali kurmaktadırlar. Sene ortasında Haspolat’ta ilahiyat lisesi açılması ve şimdi yapılanlar bir filmin bölümleridir. Ülkeye sünni İslam modeli getirilmeye çalışılmaktadır. Ülkemizde Sünni Alevi diye bir olgu yoktu. Türkiye’de Alevi Sünni tartışmalar vardır ve Sayın Erdoğan’ın da Sünni bir yapıyı benimsediği, o inançta olduğu bilinmektedir. Ülkemizde YDÜ’de ilahiyat bölümü açılmıştı, ikinci bir fakültenin açılmasına ihtiyaç var mı? Devlet tüm halkına anayasada belirtildiği gibi eşit yaklaşmak zorundadır. Devlet böyle bir araziyi kiralamak isterse bunu öncelikle gazete ilanıyla halkının bilgisine getirir, burada yapılacak işler tartışılır, teklifler sunulur. Söz konusu araziyle ilgili Sayın Sıdıka Atalay’ın, UKÜ’nün verdiği teklifler varken arazi şimdi halktan gizli ve resmi gazetede yayınlanmamak kaydıyla daha iki ay önce kurulan sözde bir vakfa veriliyor, bu ne etiktir, ne hukuksal açıdan doğrudur ne de mali açıdan ekonomiktir. 

·        Tulga: Aslında alınan kararlar kimin aldığı, nereden geldiği belli olmayan kararlar. Bu da böyle oldu. Kamuoyunda çok tartışılan Bulut İnşaat olayı da öyle, direktörü Temel Bulut’a da aynı şekilde vatandaşlık verildi, müteahhitlik yapması için önü açıldı. Birileri karar veriyor, değil toplum nerdeyse bakanlar kurulu dahi seyrediyor. Sanırım her şeyden önce bunu tartışmak, konuşmak lazım. Uğradığımız demokrasi ve yönetim zaafiyetini tartışmamız lazım. Her olayda bu karşımıza çıkıyor. İlahiyat fakültesi gerekli mi değil mi? Din adamı yetiştirmek gerekli mi değil mi? Diyelim ki gerekli, böyle mi yapılması lazım, kim karar vermiş? Bütün bunlar  yok, her şey tepeden inme ve kimin yaptığı da belli değil. Böyle bir süreç yaşıyoruz. Varlıklar peşkeş çekiliyor. Yasalara hiçbir şekilde uygunluk yok. Tam bir yönetim ve demokrasi zaafiyeti yaşanıyor, irade namına bir şey yok, kimin ne yaptığı belli değil.

 

KAPTAN: “ORTAK NOKTALARIMIZI ÖN PLANA ÇIKARARAK MÜCADELEYİ YÜKSELTECEĞİZ”

 

·        Soru: Toplumsal Varoluş Hareketi 30 Ocak’ta Kuğulu Park’ta çadır kurma ve ateş yakma eylemi ile bir hareket başlattı. Eylem yeterince ses getirmedi. Bundan sonra ses getirecek eylemler olacak mı?

·        Kaptan: Toplumsal Varoluş Hareketi 23 sendika, 35 üretici örgütü, 5 siyasi partinin oluşturduğu bir harekettir. Pazartesi günkü çadır kurma eyleminin amacı harekete başlamaktır. Üreticiler Platformu da 1 Şubat Çarşamba günü eylemler başlattı, verdikleri bildiriye büyük kısmına katılmakla birlikte katılmadığımız noktalar da vardı. Bunu bizim mücadele etmemize engel olarak görmüyoruz. Bugün dayatmalar sadece sendikalara yapılmıyor, üretici örgütlerimize de yapılıyor. Halkımız yokoluş süreciyle birlikte her geçen gün sona doğru yaklaşmaktadır. Bu mücadeleyi birlikte yükseltmemiz gerekir. Farklılıklarımız bir kenera ortak değerlerimizi, ortak noktalarımızı ön plana çıkararak mücadeleyi yükselteceğiz.

 

TULGA: “TOPLUMSAL VAROLUŞ HAREKETİ TOPLUMSAL VARLIĞIMIZ NOKTASINDA OLUŞTU”

 

·        Tulga: Toplumsal Varoluş Hareketi’nin diğer hareketlerden farkı artık toplumsal varlığımız noktasında oluşmasıdır. Toplumsal varlığımız tehlikede, dolayısıyla bireysel, zümresel çıkarlar yerine artık toplumsal çıkarlar tartışılsın veya sorunlar çözümlensin noktasında oluşan bir harekettir. Toplum da artık varlığının tehdit altında olduğunu gördü ve bu genişlikte bir hareket oluştu. Bu genişlikteki bir hareketin gündem oluşturabilmesi hiç de kolay olmayacak, hareketin, somut hedefleri oluşturması lazım. Eylemlerin etkisinin artarak devam etmesi gerekiyor. Çadır eylemi ve Üreticiler Platformu’nun yaptığı eylemlilik hiç de küçümsenecek bir eylemlilik değil. Neredeyse toplumun tüm üretici güçlerinin katıldığı bir eylemlilik oldu ve bu geçmişte çok da görülen bir eylemlilik değil. 29 maddelik de bir öneri paketi vardı, belki yeterince olgunlaştırılmış bir öneri paketi değildi ama ülkenin yaşadığı sorunların ifadesi olan bir öneri paketiydi. Hükümetin bize olumlu yanıt vermesi bu hareketin başarısıdır. Bu ayağa kalkan, dayanışma içinde olan güçlerin, toplumun dayanışmasının sonucu olarak hükümet olumlu bir karşılık verdi. Güven duyduk ve bunlar yapılacak diye bir değerlendirme yaparak geri çekilmedik.

 

·        Soru: Üreticiler Platformu’nun bazı şeyler örneğin Bulut’un vatandaşlığı iptal edilince çekileceği açıklandı ama sonra araçlar çekildi ve bazı soru işaretleri oluştu. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?

·        Tulga: Oluşmaması gerekiyor. Eğer bir Başbakan ve neredeyse kabinenin de çoğunluğu olumlu yanıt veriyorsa, sanırım yapılması gereken o verilen sözlere güven duymaktan çok kendinize güven duymanızdır. Toplumun kendisine güven duyması, verilen sözlerin takibini yapması ve o verilen sözler için de ayakta olması önemlidir.

 

·        Soru: Az önce Sayın Kaptan Üreticiler Platformu’nun taleplerinden bazılarına katılmadıklarını söyledi, diğer taraftan Dev-İş’in “verilecek mücadele toplumsal varoluş mücadelesi olmalıdır, zümresel talepler ikinci sıraya konmalıdır” şeklinde bir açıklama yaptı. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

·        Tulga: Esnaf ve Zanaatkarlar Odası başkanı olarak tamamen katılıyorum.  Aslında bizim sunduğumuz muhtıra çok esaslı bir muhtıradır, Üreticiler Platformu’nun bir yılı aşkın tartışmalarının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ancak bu hareketlilik içerisinde son anda bazı kesimlerin talepleri oldu ve biz onları yeterince tartışamadık. Benim bile karşı çıktığım kelimeler, cümleler var. Esası dururken onlara takılmak da olamazdı. Dev-İş başkanının belirttiği noktalar zaman bulup tartışamadığımız noktalardır. Kimi noktalar tartışmaya açıktır ama özü orada duruyor ve muhtıranın özü de “biz bu ülkeyi yönetmek istiyoruz ve toplumsal varlıklarımızı asla satamazsınız, peşkeş çekemezsiniz, bu ülkede tutunmak bu ülkede üretmek istiyoruz”dur.

 

TULGA: “MÜCADELEYİ ÇOK ERKEN BİTİRİYORUZ, BUNU AŞMAMIZ GEREKİR”

 

·        Soru: Başbakan Toplumsal Varoluş Hareketi’ni küçümseyen açıklamalar yaptı. “Küçük bir salonu bile dolduramayacak partiler”in desteklediği, “haklı oldukları noktalarda eylem yapsınlar yoksa halkı yanlarında bulamazlar” gibi. Geçtiğimiz günlerde de gazetemize verdiği röportajda da “1300 TL ile geçinmek zor ama fedakarlık yapmak zorundayız” demişti. Bu tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca DPÖ Ocak ayında hayat pahalılığı yaşanmadığını açıkladı...

·        Tulga: Yapılan işler ortada, bugüne kadar verilen sözlerin nereye kadar yerine getirildiği, ülkenin nereye getirildiği, hepsi ortada. Bu noktada hiçbir sorunumuz yok, toplumun kendine güvenmesi, dayanışmasını artırması, kenetlenmesi, hedeflerini somut olarak önüne koyması yani ne istediğini bilen bir toplum olmamız her şeyden önemlidir ve başarı öyle sağlanabilir. Zaten toplumun bu kadar kenetlenmeye gitmesinin sebebi hükümetin bugüne kadar verdiği sözlere güven duymamasından ve olumsuz uygulamalarından dolayıdır. Eğer doğru dürüst hükmeden, sözünü yerine getiren bir hükümet olsa şu veya bu şekilde iyileştirmeler yapabilmiş olsaydı tarihte olmamış büyüklükte bir hareket de oluşmazdı. Neredeyse her zümrenin dahil olduğu büyüklükte bir hareket oluşmuş durumdadır. Toplumsal Varoluş Hareketi şunun bilincindedir, geçmişte daha kitlesel büyüklükte hareketler gerçekleşti ancak dünyada meydanları en hızlı boşaltan toplum kategorisindeyiz. Meydanlara gidiyoruz ve meydanları boşaltıyoruz. Mücadeleyi çok erken bitiriyoruz, bunu aşmamız gerekir. Bu şekildeki bir hareket bizi sonuca götürmez. İkinci nokta ne istediğimizi bilen bir toplum konumuna gelmeliyiz. İşte tüm bu noktalarda mesafe alındığını düşünüyorum. Artık tepkisellikten çok öneriler yapılıyor, daha somut şekilde hedefler ortaya konuyor. Belki daha az sayıda insanın katılımıyla daha etkin bir noktaya doğru hızla gidiyoruz. Biz artan bir ivmeyi öngörüyoruz. Bu bilinçle hareket ediyoruz. Birbirimizi anlayarak yürümeyi tercih ediyoruz. Eğer hükümet yapamıyorsa o noktada sizin hazır olmanız lazım. Bu ülkede yaşıyorsak kendimizi onlar kadar sorumlu hissetmemiz gerekiyor.

 


 

 “Duyarsızlık devam ederse, koltuktan zorla indirilmeleri yakındır”

 

·        Kaptan: Sayın Başbakanımızın yaşı bizden çok ileride ama yaşı itibarıyla bazı şeyleri unutmuş olamaz. 2001 yılında halkımızın büyük mitinglere, büyük mücadelelere hazırlanırken Kuğulu Park’ta bizler 56 kişiyle ilk ateşi yakmıştık ve bu daha sonra 80 binlere ulaşmıştı. Bizim 30 Ocak’ta başlattığımız mücadele 56 kişiyle değil 200 küsur kişiyle başladı ki zaten mücadele sadece yönetim kurulları düzeyinde başlatılmıştır. Adı üzerinde mücadelenin başlangıcı yapılmıştı.

Hayat pahalılığına gelince, 2011 yılında DPÖ %14.72 oranında hayat pahalılığı açıklamıştı. Bugün hayat pahalılığına baktığımız zaman bunu sadece onunla sınırlamak mümkün değildir. Sadece 2011 yılında elektriğin en çok kullanıldığı 500-750 kilovatlık dilimine %36.8, benzine %33, mazota ki özellikle küçük esnafı çok ilgilendiriyor, %43.2, tüp gaza %25.7 oranında zam geldi, harçlara %12-15 arasında değişen oranlarda zam geldi. Döviz ise %18-24 arasında arttı. İthal edilen malların döviz üzerinden geldiğini, ev kiralarının, tüm borçlanmaların dövizle yapıldığını düşünürsek, bu ülkedeki asgari ücreti siz hala 1300 TL olarak sabitlerseniz, ki kişinin de eline 1131 TL geçer, bu ülkede sosyal adaletin olduğunu savunamazsınız. Bugün bir bakanın sadece vergi dışında olan tahsisatı %15’tir, başbakanın %19, milletvekillerinin %12’dir. Sadece bunlar asgari ücretlinin aldığı rakamın vergisiz olarak üzerindedir. Hani sosyal adalet. Çok karşı olduğum bir cümle vardır, “hepimiz aynı gemideyiz”. Aynı gemide olduğumuz doğrudur ama birileri kaptan köşkünde yaşarken, birileri de makine dairesinde yaşamaya mahkum edilirse bu gemide yaşam biçimi bakımından eşit değiliz demektir. Bu duyarsızlık devam ederse halkın sokağa inmesi, bu başımızdakileri koltuktan zorla indirmeleri yakındır.

 

·        Soru: Başbakan “koltuktan kalkmaya niyetimiz yok” dedi...

·        Kaptan: Sayın Başbakan kendine bu kadar güveniyorsa işte arşın, işte bez buyursun halka gitsin, halk kendisine onay verirse o zaman bizler, şikayet edenler, isyancı, vatan haini olarak gösterdikleri de kendi durumlarını gözden geçirirler ve o zaman onlar da bu ülkede rahat rahat at koşturabilir.

 

·        Soru: Başbakan KTHY çalışanlarının tümünün yeniden istihdam edileceğini de söyledi...

·        Kaptan: Hava-Sen’in başkanıyla birlikte pek çok toplantıya katıldım, eylemlerine destek verdik. Başbakan ile yapılan görüşmelerde bizzat bulundum. Kendi kulağımla duyduklarım üzerinden konuşuyorum. Başbakan Hava-Sen Başkanı’na Ocak başında 60 kişinin işe alınacağını ve bu 60 kişiyi tamamen sendikanın belirleyeceğini söyledi. Ayrıca Şubat ayı içerisinde bu işin sonlandırılacağı ve tümünün işe alınacağı sözünü de verdi. Ben bunun Şubat ayı içinde tamamlanabileceğini görmemekteyim. Sayın Başbakan maalesef verdiği sözleri yerine getirmemesi, bu halkın siyasetçiye ve kendisini yönetenlere karşı güven erozyonu yaşamasına neden olmaktadır. Ben bugün itibarıyla aynı sıkıntının Üreticiler Platformu’nu da beklediğini düşünmekteyim. Ümitli olmamakla birlikte umarım yanılırım, haksız çıkarım ve Şubat ayı içerisinde tüm KTHY çalışanları haklarını alırlar ve işe girdikten sonra da Sayın Buran Atakan’la birlikte kıdem tazminatlarını almaları için de mücadelenin içerisinde olacağız.

 

 


Başbakan ve kabine anlamadıysa çok yanılır.

 

·        Soru: Sayın Kaptan KTHY çalışanlarına verilen sözlerin tutulmadığını ve aynı sıkıntının Üreticiler Platformu’nu da beklediğini düşündüğünü söyledi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

·        Tulga: Biz kendimize güveniyoruz. Eylemi Başbakan’ın verdiği söze güvendik ve kaldırdık diye birşey yok. Başbakan birşeyi söylüyorsa ve sözler verilirken kabinenin yarısı oradaysa yapılması gereken “biz kendimize güveniyoruz” demek olmalıdır. Biz de bunu yaptık. Bu sözlerin yerine gelmemesi halinde bizim çok daha güçlü olarak geleceğimiz artık kesindir. O gücü zaten Başbakan gördü ki bizimle 4 saat görüşme yaptı. İlk defa böyle bir ciddi görüşmede bulundum. Dilerim herkes kendine gelir ama bu gücün artarak geleceğini de Başbakan ve kabine anlamadıysa çok yanılır.

 

·        Soru: Sendikalar ve örgütler olarak özeleştiri yapıyor musunuz? Gelinen noktaya baktığınızda sizin hatanız veya yanlışınız yok mu?

·        Tulga: Az önce de söylediğim gibi hareketler bugüne kadar tepkisel olarak örgütlendi, tepkisel olarak örgütlenen hareketlerin bir yere gideceği yoktur. Meydanları çok hızlı boşaltıyoruz, direnişin ciddiyeti alanda kaldığınız süre ile ölçülür, kalabalıklarla ölçülmez. Kaptan: Bizlerin hatası mutlaka vardır. Kitlelerimizin haklarını ararken, mücadele ederken mutlaka hata da yapabilirsiniz. Bizler de yetkili kurumlarımızda bunların özeleştirisini yapmaktayız. Zaten her geçen gün büyümemiz, her geçen gün daha kararlı bir şekilde durmamız bizim yaptığımız özeleştirilerin bir sonucudur. Ama bu demek değildir ki yarın hata yapmayacağız, yarın da hata yapabiliriz ama önemli olan yaptığımız her hatadan bir sonuç çıkartmak ve özeleştiri yapıp bundan sonra o hataları yapmamaktır. En kısa süre içerisinde bu UBP’den kurtulmak birincil hedefimiz olacaktır.

 

KAPTAN: “MÜCADELEMİZ SİSTEM MÜCADELESİDİR”

 

·        Soru: Bu konuda da eleştiriliyorsunuz.  “Hedef UBP’den kurtulmak mı olmalı yoksa düzeni değiştirmek mi”, “Hedef başka bir partiyi getirmek mi” deniyor...

·        Kaptan: Önce başınızda yanlış icraat yapanları götüreceksiniz ki yanlışlarının üzerine yeni yanlışlar eklenmesin. Daha fazla yok olmayalım, gençlerimiz daha fazla göç etmesin, gençlerimiz ülkelerine olan inançlarını yitirmesin. Siz başınızdaki bu yanlış icraatları yapanları götürdüğünüz zaman yerine geleceklere şart koşabilirsiniz,  bizim mücadelemiz sistem mücadelesidir, düzen mücadelesidir.

·        Tulga: Bu tartışmalar aramızda oldu ama şu anda sistem öne çıktı. Ama yapamıyorlarsa da giderler. Artık talepler de büyük ölçüde ortaya konduğuna göre hükümet irade koyamıyorsa gider. Bu ülkede sorun irade zaafiyetidir. Bugün kaptan köşkünde oturan UBP’dir. Toplumun önerilerine, isteklerine cevap veremiyorsa gider. Yani ya bu gidişe dur denecek ya bu hükümet gidecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1820 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler