1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. VESAYET BELGESİ İLE ARAFTA KALMAK!
VESAYET BELGESİ İLE ARAFTA KALMAK!

VESAYET BELGESİ İLE ARAFTA KALMAK!

BANA SORULAN SORU: DEMOKRATİK MERKEZİYETÇİLİK... Facebook sayfama geçtiğimiz cumartesi günü mesaj bırakan bir arkadaş özetle şunları söylüyor ve soruyordu: ..."siyasi partiler, “demokratik” bir “merkeziyetçilik”le yönetilm

A+A-

 

 

 

BANA SORULAN SORU:

DEMOKRATİK MERKEZİYETÇİLİK...

 

Facebook sayfama geçtiğimiz cumartesi günü mesaj bırakan bir arkadaş özetle şunları söylüyor ve soruyordu:

 

..."siyasi partiler, “demokratik” bir “merkeziyetçilik”le yönetilmelidir.

 

Lâkin sözünü ettiğimiz bütünlük, tabanda oluşan düşünce ve önerilerin, partinin yukarı kademelerine doğru özgürce tırmanmasına olanak vermiyorsa; yâni bu “disiplin” kavramı pratikte despotluğu, çok sesliliğin sindirilmesi dayatmasına yol açıyorsa! Böyle bir siyasi partide disiplini kim sağlar sayın Çağlar?"

 

Facebook arkadaşım, sorduğu sorunun kendince yanıtını da verip ekliyordu:

 

"Bana göre;

 

Paylaşımı düstur edinmiş partilerde disiplini, suyun başına oturup, sözü edilen çıkarları kendi tayfasına göre dağıtan lider sağlar.

 

Neden? Çünkü üye bilir ki; parti disiplinine (yani liderin emir ve talimatlarına) uymadığı takdirde, kendisine her hangi bir “cukka” düşmeyecektir.

 

Dolayısıyla liderin oluşturduğu disiplin halkasının içinde yer almak birinci

 

kuraldır.

 

Düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim."

 

 

YANITIM:

SORUN KURUMSAL ALTYAPI TASARIMIYLA ALAKALIDIR...

 

Bence bir lider sultası için belirleyici kıstas, ileri sürülen amaçta ne ölçüde samimi olunduğu ile doğru orantılıdır.

 

Ama yine de ben, liderlik mes'elesinin kaynağının, doğrudan Anayasamızdaki kurumsal altyapı tasarımıyla alâkalı olduğunu düşünüyorum.

 

Liderlik sultası bir sorundur, fakat esas sorun; kurumsal tasarım biçimindedir...

 

Amaç; demokratik, çoğulcu bir yönetim ve yürütüm şekli ise; bunun yolu "halk sektör"lerinden geçer.

Marifet işte buradadır.

Yoksa siyasi partilerin iç işleyişini, bu yapıyla değiştiremezsiniz.

 

 

KIB-TEK ÖRNEĞİ

 

Örneğin 'Elektrik Kurumu'nda, partizanlığın, lider sultasının, adam kayırmacılığın, yeğenciliğin ve siyasi akrabalığın kurumsallaşmasına imkân vermek istemiyorsanız, burada siyasi liderliğin meclis iradesini halkın iradesiyle bütünleştirebilecek çözümler ortaya koyması gerekir.

 

Bunun için, 'Elektrik Kurumu'nu Anayasal düzenleme biçimleriyle, "halk sektörü" şeklinde tasarlarsınız ve halk kendine ait olanı kendi yönetir.

 

İşte tam da bu noktada, liderliğin bir "cukka" liderliği mi yoksa ileri sürdüğü amaçlarda samimi olan bir liderlik mi olduğunun yanıtını aramak gerektiğine inanıyorum.

 

Örneğin, gelin bu samimiyeti geçtiğimiz kış aylarında yaşanan elektrik krizinde EL-SEN grevinin kaldırılması için Sayın Başbakan'ın özelleştirmeden vazgeçtiğini açıklayıp Bakanlar Kurulu'ndan özerkleştirme ile ilgili karar çıkartmasını ve hatta bunu Resmi Gazete'de de yayımlatmasını hatırlayarak sorgulayalım...

 

Aradan aylar geçmesine karşın, KIB-TEK'in özerkleştirilmesi doğrultusuna vermiş olduğu söze ve Bakanlar Kurulu Kararı ile Resmi Gazete'ye rağmen UBP liderliği ve hükümeti hiçbir çalışma yapmamıştır.

 

Bu gelişmeler karşısında EL-SEN, KIB-TEK'in özerkleştirilmesi ile ilgili bir yasa tasarısının CTP-BG, TDP ve DP kanalı ile meclise ivedilik için sunulmasına katkı koymuş; yasa tasarısının ivediliğini reddeden UBP liderliği ve hükümet ise elektriğin özerkleştirilmesinden vazgeçtiğini açıklamıştır!

 

Gerekçe olarak da Sayın Başbakan "ben aslında elektriğin Türkiye'den getirtilmesini istiyordum ezelden beridir ama buna imkan olmadığını öğrenmiştim. Ancak geçtiğimiz hafta Antalya ve Ankara ziyaretlerimde bunun mümkün olabileceğini öğrendim. Bu yüzden de elektriğin özerkleştirilmesinden vazgeçtim. Türkiye'den getireceğiz elektriğimizi" diyerek "devlet ciddiyeti"nin ve "çağdaş plânlamanın en son örneğini sergilemiştir!

 

 

Peki siz böyle bir liderliği  hangi sınıfa sokabilirsiniz?!

 

 

Evet, facebook'ta bana sorulan soruya yanıtım özce budur...

 

 

VESAYET BELGESİ

 

Eğer ki, AKP 'nin İslâmî vizyonu tek yanlı bir biçimde, vesayet belgesi gibi dayatılıyorsa, burada sorgulanması gereken, bu vesayetin hangi arzunun nesnesi olduğudur...

 

Din ve siyaset algısının sınıfsal bir mes'ele haline sokulması mı arzulanıyor ?

 

Çünkü;

Kıbrıs Türkü'nün inanç anlayışındaki fark buradadır.

Kültürel bir anlayışla dini ve evreni izah edebiliyoruz biz...

 

Bu vesayet belgesini dayatmaya çalışanların arzu nesnesinin, tam da bu çerçevede, Kıbrıs Türk Kimliği yerine, kendi tanımladıkları yepyeni bir KKTC kimliği ve vatandaşlığı yaratmaktır diye düşünüyorum. Bunu gerçekleştirmek için böyle bir vesayet belgesi dayatılıyor. Bunun için külliyeler, ilahiyat bölümleri, ilahiyat kolejleri temelleri atılıyor ve bunun için en ücra köşeye dahi camiler yapılıyor...

 

 

Peki neden oluyor bunlar?

Niçin dayatılıyor bu vesayet belgesi?

 

Kurtuluş reçetesi yapılan nedir?

 

Kıbrıs Türklerinin bütün dünyevî imkânları bırakıp kendi manevî dünyasına kapanması mı arzulanıyor?

 

On yıllarca zaten fiziki olarak buzdolabına konup dondurulduğumuz yetmemiş gibi, şimdi de manevi olarak hapsedilmek mi isteniyoruz?

 

Kıbrıslı Türklerden istenen biat etme anlayışlarına sahip yeni KKTC vatandaşları olarak "şükran", "halimize şükretmek", "her şeyi Türkiye'ye havale etmek", "minnet duymak", "Türkiyesiz biz bir hiçiz noktasına gelmek", ve kısacası bu dünyada hem fiziki hem de manevi olarak donup, ısınmak ve yaşamak için camilere kapanıp dua etmek!

 

Bu mu Kıbrıslı Türklere reva görülen ve dayatılan vesayet belgesi?

 Ve bunu ne karşılığında yapıyor bugünkü hükümet ve liderlik?

 

Bizden istenen tam da Araf'ta kalmamız!

 

 

MÜCADELENİN EKSENİ VE MATEMATİĞİ

 

İşte bugünkü mücadelenin ekseni, bu soruya vereceğiniz cevaba göre şekillenecektir...

 

Matematiğini de ortaya koyarak cevap vermemiz gereken soru tam da budur.

 

"Halk sektörü", çağdaşlık, soğukkanlılık ve bilimsellik, bu hareketin asıl çıkış noktasıdır.

 

Bu mücadele ve "halk sektörü" felsefesi, kendimize özgürce bir kimlik yaratma düşüncesidir.

 

CTP'nin en büyük başarısı ,toplumun felsefesini kullanıp onlarla barışması ve sonra da onların sınırsız birey olmalarına yardım edecek siyasi fikirler örgütlemesi olacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 853 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler