1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Verimli Yerliler Projesi
Verimli Yerliler Projesi

Verimli Yerliler Projesi

Erhan Öze: 27 Nisan 1937’de Londra’daki İngiliz İmparatorluğu Koloni Bakanlığı’na şahsi ve gizli ibaresi ile gönderilen yazıda Kıbrıs İngiliz Koloni Yönetimi Orman Müdürlüğü’nden emekli olmuş olan A. Harold Unwin Surrey, LondraR

A+A-

Erhan Öze

erhan.oze@gmail.com

 


 “Cyprus Development Company”

27 Nisan 1937’de Londra’daki İngiliz İmparatorluğu Koloni Bakanlığı’na şahsi ve gizli ibaresi ile gönderilen yazıda Kıbrıs İngiliz Koloni Yönetimi Orman Müdürlüğü’nden emekli olmuş olan A. Harold Unwin Surrey, Londra’daki evine döndükten sonra üzerinde çalıştığı ve düzgün şekilde gelişen Kıbrıs için planladığı projeyi de mektubun ekinde gönderir. Projede detaylandırılan şirketin yapısından çok, Unwin’in koloni ofisinde tanıdığı arkadaşı A. J. Dawe’e gönderdiği konuyla ilgili açıklayıcı yazı koloni ile ilgili basit çarpıcı bilgiler içerir.

“Sevgili Dawe,

Sana söz verdiğim gibi düzgün şekilde gelişen Kıbrıs için planladığım projeyi şu anda gönderiyorum.

Geniş kapsamlı bir proje olmasına ve nihayetinde ciddi bir kapitale ihtiyaç duyulacak olmasına rağmen, bu zor ülkenin koşulları ve insanları ile baş edebilecek akla uygun tek yol olduğu konusunda tatminim.

Anladığım kadarıyla, ülkeyi iyi bilen herkes bize fazlasıyla minnet borcu olan bu köylüleri bir şekilde işletmeden, şüphesiz zengin kaynakları olan bu eşsiz küçük adaya yeterli refah gelmeyecektir.

Bana memnuniyetle yardım edeceğin ve bu büyüklükte bir şirketi oluşturabilecek ya da oluşturmak da oluşturmak isteyeceklerle ilişkiye sokacağın konusunda sana güveniyorum.

Ben,
Saygılarımla
A. Harold Unwin.”

 

Unwin’in yazdıklarından anlaşılana göre yerliler yeterince verimli çalıştırılmamaktadır. Hâlbuki adayı refaha kavuşturacak olan kaynaklar mevcuttur ve İngiliz İmparatorluğu’nun adaya yaptıkları karşısında Kıbrıslıların onlara bu yaptıklarının karşılığını vermesi gerekir. Koloni Bakanlığı yetkilisi J. Tickken Cvake’in 10.05.1937’de konuyla ilgili kaleme aldığı raporunda ise Dr. Unwin’in projesinin faşist ve doktorun kişiliği içinse deli olduğuna dair ibareler mevcuttur. Onun önerdiği yapılaşmanın, adanın yapısını bilmeyenler için dahi, yapılması imkânsız olduğunun anlaşılmasının güç olmadığını, kendisini hiç kimsenin tacı olmayan bir Kıbrıs kralı yapmayacağını ve bu konunun ne resmi ne de yarı resmi olarak Kıbrıs Valisi’ne bahsetmeye değer nitelikte bile olmadığını belirtir. Sadece Ekonomi Bakanlığı’ndan birinin enteresanlığından dolayı dokümana bakmasını önerir. Yoksa Dr. Unwin’in kafasında olan ideal bir panoptikon kurmaktır, ideal makinesinin merkezinde her bir farklı konuyla ilgilenecek şirketlerin yönetim kurullarında ekonomik ve teknik konularda danışman olarak yer alarak herhangi bir sapmayı ya da verimsizliği kaldırmak niyetindedir. Böylece Kıbrıs gerçekten de ilerleyen bir hal almaya başlayacaktır. Bu ilerlemeler de yine organize edilecek turizm şirketi ile tüm dünyaya örnek olarak gösterilmek istenmektedir. Koloni Bakanlığı yetkilisi Cvake, raporunun ikinci sayfasında Dr Unwin’in sayısız detaya sahip şirket önerisine yorum yapmanın hiçbir getirisi olmayan bir iş olduğunu fakat bahsettiği problemlerin Kıbrıs Hükümeti tarafından bilindiğini ve hâlihazırda tüm ada için bir tarım bankasının kurulması, su kaynaklarının araştırılması, kooperatif kurulması, Mr. Klassen’in esnek sayılan şirketine destek çıkılması, Kilise toprakları konusunda reform yapılması, eski eserlerden sorumlu departmanda iyileştirme yapılması ve adada turizm enformasyon merkezi kurulması için çalışmaların sürdüğünden bahsetmektedir. Bir anlamda rapor Koloni Bakanlığı’nın (İngiliz İmparatorluğu’nun kolonilere olana bakışı zaman içerisinde değişmektedir: 17. yy da olduğu gibi “penal” koloniler zamanın ihtiyaçlarına uymamaktadır ve imparatorluğun kendi içerisinde değişen ekonomik koşullara bağlı olarak da benzer kapitalist formlar her yere ortak dili konuşabilmek adına uygulanmaktadır.) Kıbrıs kolonisi için ne düşündüğünü kabaca ortaya koymaktadır; Dr. Unwin’in önerisi ne kadar faşist bulunsa da, önerilenin esnek bir formunun hâlihazırda Kıbrıs’ta, bütünsel olmasa da var olan koşullar altında, iyileştirmeler olarak organize edilmeye çalışıldığını gösterir.

İşletme ve Kolonizasyon (Kolonizatör; kolonizasyon kavramını, kültür ve koloninin etimolojik ortaklığı olan“Kwel” kökünden sonra, işlenen toprak üzerinden yeniden kurar. Bu durum farklı bir tarihsel ana denk gelir. Çünkü bedensel zihinlerin toplumsal ortaklığı yerleşmek, dolanmak yerine şekillendirmek ve doğadan elde edilen ürünler ve bunların gruplar arasında el değiştirmesi üzerinden kurulmaya başlanır. Doğadan elde edilen her madde ve ondan üretilen her farklı nesne, yeni bir tanımsal alan kurar. Bu tanımsal alanlar her safhada farklı katmanlar halinde gelişen toplulukların hem kendi içerisinde hem de onlara değen grupların ya da içselleştirdikleri ötekilerin iletişim ağını kurmalarını sağlar. Her bir birey bu durumda birer makro tarihsel alan gibi davranır ve diğerleri ile kolektif olarak tarihsel olanı üretirler. Toplumsal alan içerisindeki her bir farklı grup ise farklı tarihsellikleri ve zamanları aynı anda üretirler. Böylece aynısız olanı kurarlar. Bu da kolonizasyon olarak adlandırılır.)


         İşletmenin temel bileşenlerinden biri ekonomik dolaşım değeri olan ürünlerdir. Bu ürünlerin
her biri farklı toplumsal ilişkiler kurgusu içerisinde hareket ederler ve onları hammadde gibi gören gerek yerel gerekse başka coğrafyadaki şirketler/işletmeler sayesinde el değiştirerek talebin olduğu/ oluşturulacağı yere ulaştırılırlar. Bu ham ya da yarı işlenmiş maddeler, yeni/işlenmiş formlarını gerek yerel koşullarda gerekse coğrafyasına yabancı olduğu (Metanın hareketi bağlamında; herhangi bir coğrafyada üretilen/elde edilen ürün kendi üretildiği koşulları bilmeyenler ya da coğrafyayı tanımayanlar tarafından tüketildiği ya da işlendiği zaman hem meta, hem hammadde olarak ürünü işleyen şirket, hem de tüketici birbirine öteki olur. Fikir edinebilen özneler, metayı geldiği yer ya da ülke ile düşünmeye başlar. Bu sayede, orada yaşayan insanlar ve uğraşları ile algısal bir bağ kurarlar. Fakat meta, tüketicinin alıştığı şekilde kendini gösterdiği koşulda, tüketicinin algısında yanılsamalar kurar.) koşullarda edindikten sonra her bir meta ya kendi yerelliklerinde, ya başka coğrafyalarda ya da her ikisinde de pazarlanırlar. Aynı kalitede malzemenin her iki coğrafyada da tüketilmesi, iki toplum arasındaki ekonomik seviyede olan bir denge belirtisidir. Fakat bir piyasanın tüketim mallarını farklı coğrafyada ürettiriyor olduğu ve o malı üretildiği yerel piyasaya satmadığı koşullarda başka bir ekonomik ilişkiden bahsedilmelidir. Çünkü burada ya üretilen malzemeye yerel ekonomide bir satış portföyü yoktur, yani o alışkanlık edinilmemiştir, ya da üretim daha iyi olan diğer bir ekonominin faydasına yapılmaktadır. Bu tür ekonomik ilişkiler günümüzde de ticaretin temel dayanaklarından biridir. O yüzden de bu ekonomik ilişkiler yeni kolonyal yapılaşmalar olarak düşünülebilir. Fakat burada ticaretin temel mantığından başka, ticari ilişkilerin nasıl politik ve sosyal ilişkiler üzerine oturduğuna dair bir ayrım daha yapılmalıdır. Çünkü herhangi bir malın hangi piyasaya üretileceğine ve satılacağına karar veren politik gücün (Buradaki politik güç ille de bir devlet yapılaşması olarak düşünülmemeldir. Daha çok dönemin ekonomik ilişkilerini yönlendiren büyük kurumlar düşünülmelidir. Günümüzde trans-ulusal şirketlerin yarattığı etki de aynı şekildedir.) nasıl ve hangi koşullarda diğer bir toplumun kendi ürettiği malı tüketemeyecek olmasına karar verdiği problemlidir. Buradaki problem, farklı toplumların farklı alışkanlıklarından ortaya çıkan farklı taleplerinden dolayı oluşamamaktadır. Sorun, daha ziyade karar alanın coğrafyada doğup işi yapanı ürettiklerinden yeterince faydalandırmadığı yanılsamasından kaynaklanmaktadır. Yoksa basitçe gerçekleşen, yeni otoritenin gelmesiyle, toplumun başıboş bir şekilde modernlik öncesinde olduğu gibi artık istediğini yapamayacak olmasıdır. Yönetimin kurgusu Osmanlı’nın esnek sayılan, ödedikçe göz yuman yapısının artık var olmamasıdır. Artık tanıdıklarını istediği gibi kayıramadığı ve kendi de arzuladığı gibi kayırılmadığı için sıkıntı baş göstermiştir. Koloni yaşamında toplumlar kural koyucudan öteki olarak var olmaktadır, o yüzden de kurallar bağlayıcı hale gelmektedir. Bu, İngiliz yönetimindeki Kıbrıs’ta hiçbir şeye göz yumulmadığı manasına gelmemektedir. Sadece sosyal alanda görünen ya da gösterilen karar alma mekanizmasındaki çarkların temiz çalıştığı yanılsaması sonucunda üretilen temsili yapılar ve onların algıladığı değişim projesinin içine saklandığı mekânlardır. Yoksa hayal edilen, ya da İngiliz İmparatorluğu’na modern yaşamın hayal ettirdiği kontrol mekanizmalarıdır benlikleri yönetimden ötekileyen. Problem, yönetenin bir kral ya da bir cumhur-u reis olarak var olması veya sistemin adının ne olduğu değildir. En temel sorun metayı üretenin kendi coğrafyasındaki doğadan uzaklaşmasının ve kendini özdeşleştirdiği, el emeği olduğunu düşündüğü üründen ötekilenmesidir. Modern bağlamlar içerinde tüketemediğine karşı kurduğu arzudur. Bu anlamda Kıbrıs’ta İngiliz yönetimi döneminde tarımsal ürün merkezli olarak başlayan ve kolonizasyonun sonunda hafif endüstrileri de barındıran ekonomik yapılaşmanın nasıl bir yapılaşma ve ayrımlar kurduğunu iyi anlamak gerekir. Bu bağlamda 15 Kasım 1929’da R. E. Fisher’in, Dr. Unwin’in de içerisinde olduğu Kıbrıs konusunda bilgi sahibi dönemin Kıbrıs’ta çalışan İngiliz İmparatorluğu koloni görevlileri ile mülakatlar yaptığı, Kıbrıs İngiliz Valisi Sir Ronland Storrs için hazırladığı “Kıbrıs’ın Kaynakları ve Bu Kaynakların Olası Hızlı Gelişimi” adlı özet çalışmada adadaki problemleri beş ana başlık altında açıklar. Bu başlıklar Su, Tarım ve Ormancılık, Ticaret ve Endüstriler, Yönetim, Sonuç’tan oluşur. Bu rapora göre, Kıbrıs o dönemde gelişmemiş bir ekonomidir. Hâlihazırda var olan yapılaşma düzgün bir gelişime uygun bir altyapı gibi görünmemektedir. Bu yüzden de birçok tarımsal üretim alanında gerekli değişimleri sağlamak için gelişkin ekonomiler sayılan California (Amerika), Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerde kullanılan teknikler ve ürün çeşitleri verilmektedir. Bu anlamda Fisher’in raporu sadece İngiliz İmparatorluğu koloni dünyasını değil onun ötesinde çoğulluğu, gelişmişliği kendince dünyada en iyi tarif eden modern örnekleri de kullanarak referanslarını kurmakta ve önerilerini de bu zenginlik içinden vermektedir. Bu da bize İngiliz İmparatorluğu’nun  içerisinde, en azından bir valiye önerilerde bulunabilecek bir karakterin nasıl bir görüşe sahip olacağı konusunda fikir vermektedir.

Rapora göre genel olarak durum şudur; köylüler tarafından kontrol edilen su kaynaklarında büyük miktarda israf söz konusudur. Bunlara müdahale antik su haklarından dolayı zordur. O yüzden de en uygun yasal çözüm bulunarak, kuyu sahiplerinin (İngiliz yönetimi altındaki Kıbrıs’ta bir arazideki su kuyusunun, pınarın ya da ağacın sahibi bir arazinin sahibinden farklı biri olabiliyordu. Bu durum da kullanımla ilgili problemler yaşatıyordu.) daha fazla insana suyu kullandırmaları sağlanmalıdır. Mevcut su kaynaklarının efektif kullanılması için kaç metrekareye ne kadar su harcanması gerektiğine kadar detaylar belirtilmiştir. Gerekli miktardaki suyun sağlanması içinse dağlara barajlar kurulması ve yağmuru daha fazla çekmesi için yeni ormanlıklar ekilmesi tavsiye edilir. Tüm bu önlemlerin önerilmesinin nedeni, rapora göre Kıbrıs’ta yağmur yağmadığı zamanlarda gelirin yarıdan daha aza inmesidir, o yüzden de kurak yıllarda yapılacak olan sulama organize edilmek istenmektedir.

Raporun “Tarım ve Ormancılık” başlığı altında ise Kıbrıs’a özgü Muflon (boynuzlu dağ keçisi), yeşil gördüğü her şeyi tükettiği için, önemli bir tehdit olarak görülmektedir. Bunun yanında ormanlarda çıkan yangınlara karşı ve ormancılığın öneminin daha fazla anlaşılması için köylülerin daha iyi bilgilendirilmeleri gerektiği vurgulanır. Raporun tarımla ilgili kısmında ise; Kıbrıs’ta yetişen tüm tahıllar ve meyvelerin nasıl daha iyi yetiştirileceği yanında, hangi piyasalara satılırlarsa Koloni Hükümeti’nin nasıl daha fazla gelir elde edeceğinden bahsedilmektedir. Koloni Hükümeti’nin ticaret anlamında öne çıkmasının nedeni ise Osmanlı Sultanı’na ait arazilerin, adanın İngilizlere devri sırasında İngiliz İmparatorluğu’na yani Kıbrıs’taki yönetimin inisiyatifine bırakılmış olmasıdır. Bu sayede Koloni hükümeti işlenebilecek büyük miktarda verimli toprak yanında, özel olanlar dışında birçok yeraltı minerallerinde de söz sahibidir. O yüzden de Fisher bunların özelleştirilerek işletmeye açılmasını tavsiye etmektedir.

Raporun “Ticaret ve Endüstri” faaliyetleri konusunda hazırlanan bölümü ise ticaretin temel taşlarından sayılan iletişim ve ulaşım konuları ile başlamaktadır. Anlatılanlara göre Kıbrıs içerisinde oluşturulan iletişim ve mal taşımacılığı koşullarının iyi olmasına rağmen, Kıbrıs’ın Mısır dışında özellikle üretilenleri ve üretilebilecekleri satabileceği pazarlarla bir bağlantısı yoktur. O yüzden de ellerindeki mallar piyasasının altında değerlere, özellikle yakın çevrelerdeki fazla ödemeyecek olan piyasalara satılmaktadır. Diğer bir yandan ise mevcut kuzey ve güney sahillerdeki limanlarda sadece normal gemiler demirleyebilmektedir. Fisher’e göre adanın kuzey ve güneyinde yer alan bu doğal limanlar demirleme dışında adanın ortasında kalan verimli Mesarya Ovası’ndan üretilebilecek malzemelere uzak kaldıkları için de sorunludurlar. Bu yüzden de adanın doğu-batı yönlerinde, Mesarya Ovası’nın neredeyse iki ucu sayılan Güzelyurt ve Mağusa Limanları’na ve bunları bağlayan demiryoluna yatırım yapılmasını, Mesarya Ovası’nda üretim yapılmasını, üretilecek ürünler içinse yine limanlar yanında bankaların da güvence verebileceği ticari malların depolanabileceği büyük hangarların inşa edilmesini ve bunlar için resmi memurların organize edilmesini önerir. Adada var olan endüstriler konusunda nasıl daha verimli kılınabilecekleri konusunda, olmayanlar konusunda ise gerek Mısır gerekse diğer kolonilerden örnekler vererek tavsiyelerde bulunur. Bu tavsiyeler, Mısır’da da kurulmuş olan “Egyptian Markets Limited” gibi kırsal marketlerin oluşturulması, petrol ürünleri depolanacak tankların petrol şirketlerinden birine kurdurulması, ticaret aktivitelerini destekleyecek düzgün bir İngiliz bankasının koloniye kurulması, adanın turizm potansiyelinin iyi kullanılması halinde zengin Avrupalı ve Amerikalı turistler yanında Trodos Dağı’na kurulacak tesislerle yüksek mevkili İngiliz İmparatorluğu mensuplarının da adaya getirilebileceği, adadaki tuz üretiminin Suriye’ye satılması, ... gibi birçok konuyu kapsar.

                

Raporun “Yönetim” başlığı altında işlenen Departmanlar ve Kanunlar bölümü ise sırasıyla sulamanın organize edilmesi konusunda gerekli yapılaşma departmanının, istatistik ve ticaret departmanının kurulması olarak başlar. Konu eğitime geldiğinde ise Kıbrıslıların (kastedilen Kıbrıslı Rumların eğitim aldığı okullardır) ilkokuldan itibaren sadece Rumca öğrendiklerini söyler ve tarih namına Yunan kahramanlarını öğrenirken tek egemen ülke olarak Yunanistan’ı ve en iyi devlet adamı olarak Venizelos’u sayacaklardır, der. (Raporda bahsedilmese de Kıbrıslı Türkler için de durum farklı değildir; onlara göre de en büyük devlet adamı Atatürk, en önemli kahramanlar Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren kahramanlar ve tek önemli egemen ülke Türkiye’dir.) Okul müdürlerinin dahi İngilizce bilmediklerini, o yüzden de eğer İngilizce ilkokuldan itibaren zorunlu kılınırsa bunun Kıbrıslıların İngiliz İmparatorluğu içinde gelişimi için çok önemli bir aşama olacağını vurgular. Kanunlarla ilgili önerilerde ise en önemli başlık emlak vergisinin Osmanlı döneminden kalma şeklinden daha çok dönemin koşullarına ayak uydurabilir hale getirilmesi yönündedir. Bu da basitçe arazilerdeki üretimin çeşitliliği üzerinden düşünülmektedir. Fisher’in değindiği diğer önemli bir başlık ise basın özgürlüğü hakkındadır; hükümeti eleştiren yazıların ağır şekilde cezalandırılıyor olmasından dolayı, İngiliz İmparatorluğu dâhilinde basın özgürlüğünün olduğu hatırlatmasını yaparken, İngiltere’de olduğu gibi yazarların yayınladıklarından sorumlu olacak şeklide kanunların yeniden düzenlenmesinin her şeyi kendi içinde toparlayacağını dile getirir. Sonuç bölümünde ise yapılması gerekenleri madde madde sıralar. Fakat en önemli nokta olarak, sorunu yasa yapmaktan sorumlu “Legislative Council” olarak görür. Bu organda var olan Kıbrıslı toplumların temsili kaldırılmalıdır yoksa Fisher’e göre adanın gelişmesi taşıdığı potansiyele oranla çok düşük bir ihtimaldir. Bir diğer husus ise adaya taşınacak olan İngilizler sayesinde değişime uğrayacak olan ekonomik yapıdır. Böylece adadaki yerliler daha hızlı bir öğrenme sürecine girecek ve koloni İngiliz İmparatorluğu içinde önemli bir tedarikçi haline gelecektir. (İUA: CO-67-234-9 )

Durum, raporda belirtildiği gibi gelişir. 1931’de Kıbrıslı Rumların isyanı ya da “isyana teşvik ettirilmeleri” ile “Legislative Council” kaldırılır. Böylece modern projenin önündeki en büyük bariyer olan gelişmemiş, zamanın gerisinde, modern zaman içinde başka tarihsel katmanlarda yaşayan Kıbrıslılar modern olmayanlar olarak pasifize edilir. 1936’ya kadar da ada olağanüstü halle yönetilir. Böylece Kıbrıslı topluluklar tamamıyla KİKY’nin güdümünde yaşamaya başlarlar. Bu süreçte, raporda öngörülenler sırasıyla uygulanmaya başlar. Modern kurumlar kurulmaya başlanır; bu sayede de Kıbrıslılar örneğin Güzelyurt’taki tarım okulunda çiftçilik öğrenmeye başlarlar. Yine Güzelyurt’taki öğretmen okulunda, İngiltere’de ve diğer kolonilerde onlar için kısa dönemli oluşturulan eğitim programlarında eğitilirken melezleşmeye ve sonra adada var olan eğitsel ve iletişimsel pozisyonlarla kendileri üzerinden melezlemeye başlarlar. Bir yandan da kurulan şirketlerle Kıbrıs ekonomisi üretmeye koyulur. Yeni bir sosyal çalışan sınıf, onları eğiten donanımlı öğretmenler, bu güdümle yetiştirilmeye başlayan yeni nesiller ve herkesin ortak “yeni” talepleri ile adadaki toplumlar modern üzerinden yeniden şekillenmeye koyulur.

Kıbrıslı köylü fakir kesimin büyük değişimi ise ancak para kazanmalarını sağlayan koşullarda; II. Dünya Savaşı öncesinde İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan pist inşaatları ve savaş sırasında İngiliz İmparatorluğu askeri olan Kıbrıslılar sayesinde gerçekleşir. Özellikle İngiliz askeri olanlar dönemlerine göre astronomik maaşlar almaktadırlar; bir ev yapımının 100 liraya mal olduğu bu yıllarda askerler aylık 40 lira maaş almaktadırlar. Aynı dönemde piyasadaki mal sıkıntılardan dolayı da ailelerinin harcamaları minimum düzeydedir. Bu yüzden de II. Dünya Savaşı sonrası dönemde, özellikle askere fertlerini göndermiş aileler yeni, dönemine daha uygun yapı ve yaşam taleplerinde bulunabilirler. Savaşın bitmesi ile de gerek Kıbrıslı büyük inşaat şirketlerinin, gerek işçilerinin edindiği kapitalleri sayesinde ada, uçak pisti inşaatları döneminden sonra yeniden daha büyük bir inşaat alanına dönüşür. Bu dönemle birlikte Fisher’in 1929’daki raporunda hayal etmiş olduğu verimli bir koloni gerçekleşmeye başlar. Bu başarı ne kadar Dr. Unwin’in kolonyal makinesine benzemese de, Kıbrıs İngiliz Koloni Yönetimi elindeki politik ve askeri gücü diplomatik manevralarla iyi kullanması sonucunda, bazı dönemlerde faşizan eğilimlere varan derecede olsa da amacına her seferinde ulaşır. Bu anlamda bir koloniyi anlamlı hale getirmek aynı şekilde koloni içerisinde kolonize edilenlerin anlamlı hissetmeleri, yaşanan dönüşümler, çatışmalar sayesinde “modern” olanın uygulanması ile gerçekleşir. Bu süreçler içerisinde dönüşmek ve dönüştürmek en sancılı olanlarıdır. O yüzden de bir kolonin İmparatorluk içerisinde bilinçli ya da bilinçsiz olarak yer edinebilmesi o coğrafyada yaşayan varlıkların yeni duruma adaptasyon gücüne bağlıdır. Yoksa kültürel farklılık buradaki ayrım olamayacak kadar zayıftır ve bir işletme olarak devlet/koloni yönetimi aynı dili konuşabilecek ve düzgün çalışan bir kurumu hayal ettirmek ister. Bu kurumlar da toplumsal temsili olabildiğince melez barındırdıkça başarılı olabilirler. Günümüzde trans-ulusal (Global kelimesi özellikle kullanılmamaktadır. Onun yerine trasulusal ya da toplumlararası tercih edilmektedir, çünkü global olan kültür kavramı gibi içerleyen, kapatan ve o anlamda dünyayı temsil edermiş yanılsaması ile aynılaştırma üzerinden tahayül edilmesini sağlayan bir kavramdır. Diğer bir yandan ise toplumların içerisinde var olan farklı kolonyal uzamlar ağını tekil olarak global diyerek aynılaştırmak, dünyadaki çoğulluğu görmezden gelmek ve sadece onu ekonomik ilişkilere indirgemekten dolayı olmaktadır.) şirketlerin yarattığı etki de nerdeyse aynı şekildedir. Bir anlamda trans-ulusal şirketler yeni, kapatıcı, iyi tanımlayıcı “kültür” alanları kurma çabalarıdır ve kolonyal uzamlardır. Fakat tanımladıkları “kültür” sadece ekonomik alışveriş üzerindendir. O yüzden, bir anlamda da ulus-devlet ya da koloni oluşumunda başarılıdırlar çünkü kayıtlı oldukları ülkeden yani onların temsilini kuran yönetimden daha melez kombinasyonları barındırabilirler; farklı gruplardan eksperlerin birlikte varoluşu da işin iyi yapılması temeline odaklanır. Yine de, bu durum ulusal çıkarların ve çarkların dişleri içerisinde yer almadıkları manasına gelmez. Trans-global şirketler günümüzde ulus-devletler ile politik melez kurgular içerisinde, özellikle 20. yy başında devlet örgütlenmesinin üstlendiği modern projenin yeni uygulayıcılarıdır. Bu anlamda trans-global şirketler modern projenin günümüze miras bıraktığı en önemli “modern” ürünlerdendir. Bu ürünlerin en iyi yanı ise trans-global şirketlerin, devletin iktidarına ortak olarak, devlet yöneticileri değişse de onların adına yeni formları uygulamalarıdır. Bu uygulamalar devlet yapılaşmasından daha hızlıdır çünkü liberal piyasa ekonomisinde fikirlerin düşünsel miatları daha hızlı tüketilmektedir. O yüzden de trans-global şirketler kapitalist bağlamların entrikalarına yenik düşmemek için sürekli olarak yeni melez algıları kurarlar. Böylece modernin ilk olarak dayattığı yenilikleri durmadan, her seferinde konjonktüre göre yeniden üreterek uygularlar. Bunun sonucunda ise, polis olarak varoluşu denetleyen devlet, toplumun küçük ya da büyük gruplarının kendi kendilerinin kurduğu ve yönettikleri yanılsaması olan şirketler demokratik yönetim adı altında varlıklarını sürdürürken onları denetleyerek ve düzenleyerek bünyelerinde var olan yaşam alanlarına, üzerindeki değişikliklere, üretilen bilgiye ve tamamıyla hayatın tüm döngülerine müdahale etmeye devam eder.



Kaynak:

İngiliz Ulusal Arşivi (İUA), dosya no: CO-67-234-9

 

Önceki Yazılar:

1. Kıbrıs İngiliz Koloni Dönemi ve Geçmiş Cumhuriyet Mimarlığı Yazı Dizisi http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=33281&z=33

2. Kolonizasyonun Araçları Olarak Tanımlar, Mekan ve Dil
http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=33476&z=33

3. 'Koloni' Kelimesinin Kıbrıs Bağlamındaki Etimolojik Kökleri

http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=33915&z=33

 

4. Koloni, Kolonizatör ve Kolonizasyon
http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=34317&z=33

5. Koloni, Koloni Yönetimi, Kolonizatör ve Kolonize Edilen
http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=34570&z=336

6. Sömürge, Sömürgeci ve Sömürülen
http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=34830&z=33

7. Koloni Tarihi Yazmak

http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=36412&z=33

 

8. Kıbrıs Hükümet Konağı
http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=36875&z=33


9. 1937 Yılında Kıbrıs’ta Tarih Kitabı Yazımı
http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=37145&z=33

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1455 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler