1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. VERGİDE DE REKABET
VERGİDE DE REKABET

VERGİDE DE REKABET

En yüksek vergi veren kişiler sıralamasında 2010 yılından sonra 2011 yılında da birinci ve ikinci olan Metgin Limited Direktörleri Mehmet Hatay ve Engin Yeşilada vergi verme konusunda da rekabet yaratmak istediklerini söyledi. 2011 vergi şampiyonu

A+A-

 

En yüksek vergi veren kişiler sıralamasında 2010 yılından sonra 2011 yılında da birinci ve ikinci olan Metgin Limited Direktörleri Mehmet Hatay ve Engin Yeşilada vergi verme konusunda rekabet yaratmak istediklerini söyledi

 

 

 

·        Hatay: “İnşallah bu konuda da bizi örnek alırlar ve piyasada vergi verme konusunda da bir rekabet yaratabiliriz. Eğer Metgin vergi vermekten dolayı piyasada belli bir avantaj sağlıyorsa, rakibi özendiriyor demektir. Rakip de o vergi şampiyonluğu için uğraşacaktır”

 

·        Yeşilada: “En büyük sermayemiz de personelimizdir. Bizim yanımızda çalışanlar hep uzun zamandır bizimledir. Bu şirketin sisteminin herkes tarafından kanıksanması, sindirilmesi, hazmedilmesi ve şirketin sahiplenilmesi demektir”

 

 

 

   En yüksek vergi veren kişiler sıralamasında 2010 yılından sonra 2011 yılında da birinci ve ikinci olan Metgin Limited Direktörleri Mehmet Hatay ve Engin Yeşilada vergi verme konusunda da rekabet yaratmak istediklerini söyledi.

   2011 vergi şampiyonu Mehmet Hatay, 1989 yılında eksi sermaye ile yola çıkarken vergi şampiyonu olmayı hayal etmediğini ifade ederek, “Vergi şampiyonu olacağımızı tahmin etmezdik ancak son 5 yılda yani ilk ona girdikten sonra artık daha yukarı çıkmayı arzuladık ve devamı da kendiliğinden geldi. Bugünlerde memleketimizde kural dışılık çok olmasına rağmen, kurallı, örnek çalışmalar da olabiliyor ve bunun öncülüğünü de yaptığımız için mutluyuz ve gururluyuz. İnşallah bu konuda da bizi örnek alırlar ve piyasada vergi verme konusunda da bir rekabet yaratabiliriz” diye konuştu. Hatay, “Kuralsızlığın diz boyu olduğu bir piyasada kurallı çalışmak kolay değil” dedi.

   2011 en çok vergi veren kişiler sıralamasında ikinci olan Engin Yeşilada da bütün sektörlerin sıkıntılı olduğu ve küçüldüğü bir dönem yaşandığına dikkat çekerek, en büyük sıkıntılarından birinin haksız rekabet olduğunu vurguladı. Yeşilada, “20 sene önce de aynı şeyleri konuşuyorduk. Hiç birşey değişmedi. Demek ki bu düzende herkes hastalığın farkında, ilacı da biliyor fakat o ilacı içmek istemiyor” dedi. “Toplum olarak artık denizin bittiğinin farkında olmamız ve el birliği ile düzeni değiştirmemiz lazım” diyen Yeşilada, konsensus yaratmak gerektiğinin altını çizdi.

 

HATAY: “EKSİDEN BAŞLADIK”

 

·        Soru: Öncelikle tebrikler, bu yıl yine vergi şampiyonu oldunuz. Bu işe girerken bu noktaya geleceğinizi düşündünüz mü? Nasıl bir araya geldiniz?

·        Hatay: Engin’le biz küçük yaşlardan mahalle arkadaşıyız. İlkokulu farklı okullarda okuduk ama ortaokul ve lisede sınıf arkadaşıydık, hatta aynı sırada otururduk. Üniversite yıllarında Engin İstanbul’daydı, ben Adana’da ama devamlı görüşürdük. O dönemlerde Türkiye’de kapalı ekonomi olduğu için Kuzey Kıbrıs büyük bir ticari avantaj sağlıyordu. O avantajı biz de öğrencilik yıllarımızda kullandık ve o kazancın tadını tattık. Okulu bitirince serbest iş kurmanın en doğru, en zevkli olacağını düşündük. Hem üniversite bitirmiş kişiler olduğumuz, hem de ailelerimizin iyi çevreleri olduğu için devlette, iyi bir yerde, iyi iş bulabilirdik. O zaman devlette iş almak da çok cazipti ancak biz daha çok kendimiz iş kurmaya karar verdik. 1989 yılında, yaklaşık 23 yıl önce, ilk ithalatımızı Hollanda’dan gerçekleştirdik. Sıfırdan, hatta eksiden başladığımız için bizim için para kazanmak şart olmuştu. Bu da bize kar etmeyi, kazanç sağlamayı öğretti çünkü kar elde ederseniz sermayeniz artar, bir miktarını birikim bir miktarını yatırım yaparsınız ve işler büyür. Kar etmezseniz o işletme büyüyemez ve uzun ömürlü olamaz. Kar elde edebilmek için de bir değer yaratmak lazım, o da şirketin değeri, markanın değeri, sattığınız mal ve hizmetlerin değeridir. Bunlar ne kadar değerli olursa, bunu tüketiciye ne kadar algılatabilirseniz, kar elde etme yüzdeniz de o denli çoğalır. Her şeyin başı marka yaratmak ve marka değeri yaratmaktır. Hep fiyata duyarlı bir çalışma yapıldığında, ucuz imajında, her zaman sizden daha ucuz verecek biri vardır ve o silah sizden alındığı gün iş biter. Bu şekilde bugünlere geldik. Yola çıkarken vergi şampiyonu olmayı ben hiç hayal etmedim. Ama ben başarıdan zevk alan birisiyim ve işimizin yoğunluğu içinde hep ne kadar fazla ciro yapabiliriz, pazar payımız ne kadar fazla olur, bu çerçevede ne kadar fazla kar edebiliriz diye düşünerek, bu üçlü-dörtlü denklem içinde pazarlamamızı yapmaktayız. Vergi şampiyonu olacağımızı tahmin etmezdik ancak son 5 yılda yani ilk ona girdikten sonra artık daha yukarı çıkmayı arzuladık ve devamı da kendiliğinden geldi. Bugünlerde memleketimizde kural dışılık çok olmasına rağmen, kurallı, örnek çalışmalar da olabiliyor ve bunun öncülüğünü de yaptığımız için mutluyuz ve gururluyuz. İnşallah bu konuda da bizi örnek alırlar ve piyasada vergi verme konusunda da bir rekabet yaratabiliriz. Eğer Metgin vergi vermekten dolayı piyasada belli bir avantaj sağlıyorsa, rakibi özendiriyor demektir. Rakip de o vergi şampiyonluğu için uğraşacaktır. Hayat bir yarış. 

 

YEŞİLADA: “EN BÜYÜK SERMAYEMİZ PERSONELİMİZ”

 

·        Yeşilada: Bizim en büyük sermayemiz sürekliliğe verdiğimiz önemdir. Esas önemli olan en büyük sermayemiz de personelimizdir. Bizim yanımızda çalışanlar hep uzun zamandır bizimledir. Bu şirketin sisteminin herkes tarafından kanıksanması, sindirilmesi, hazmedilmesi ve şirketin sahiplenilmesi demektir. Biz ilk başladığımızda iki kişiydik. Yaklaşık 3 yıl iki kişi çalıştık, başkasını istihdam edecek ve ona maaş verecek sermayemiz yoktu. Üniversiteden mezun olup geldik, arkadaşlarımız ya bankaya ya devlete girdi. Onlar takım elbiseleri kravatlarıyla işe giderken, biz yazın şortla, kışın montla mal dağıtırdık, yüklemeyi boşaltmayı biz yapardık. Sermaye birikimi sağlayabilmek için böyle yaptık. İlk personelimizi yaklaşık 3 yıl sonra aldık ve kendisi hala bizimle çalışıyor. Bu da ayrı bir gururdur. Vergi konusunda da son 5 yıldır ilk onun içindeyiz. İnşallah böyle de devam eder diye umuyoruz.

 

YEŞİLADA: “ESAS OLAN BAŞARIDIR”

 

·        Soru: Ekonominin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

·        Yeşilada: Bütün sektörlerin sıkıntılı olduğu ve ister istemez küçüldüğü bir dönem yaşıyoruz. Küçülürken vergi vermek de bir o kadar daha zordur. Çünkü havuzun içindeki su giderek azalırken balıkları büyütmek daha da güçleşir. Hal böyle olunca çatlak sesler de çoğalıyor. Biz bunu kendimizin leyhine çevirmek için gayret gösteriyoruz, bunun için çok efor sarfediyoruz. Başka türlü de olmayacağını biliyoruz, Hiçbir zaman mazeretlerin arkasına saklanmıyoruz, esas olanın başarı olduğu fikriyle hareket ediyoruz. Yaptığımız iş kolay değil, en büyük sıkıntılardan bir tanesi de haksız rekabet. Çünkü siz işi doğru yapıyorsunuz ancak işi doğru yapmanın çok ciddi maliyetleri vardır ve biz bunları ödüyoruz. Ama rakibiniz o maliyetleri ödemiyorsa sizin önünüze geçer. Siz onun önüne geçmek için çok efor sarfedersiniz. 10 bin metre koşusuna çıktığınızı düşünün, bir yarış yapıyorsunuz, her 1000 metrede cebinize biraz taş koyuyorlar ama rakiplerinizde bu yok. Sizin yükünüz giderek ağırlaşıyor. Haksız rekabet bizi engelliyor ama biz mücadelemize devam ediyoruz.

 

HATAY: “KURALSIZLIĞIN OLDUĞU BİR PİYASADA KURALLI ÇALIŞMAK KOLAY DEĞİL”

 

·        Hatay: Kuralsızlığın diz boyu olduğu bir piyasada kurallı çalışmak kolay değil. İşlerin belli kurallar çerçevesinde yapılması lazım. Tüccarlar olarak biz sadece 1 milyonluk vergi ödemiyoruz. Bizim devlete aracılık yapmış olduğumuz dolaylı/dolaysız vergiler de vardır. Herhangi bir gıda ürününde birçok fonlar vardır. Kimisine fatura üzerinden, ürün daha yola çıkmadan Tarım Bakanlığı’na kilo başına 1-1,5 TL fon ödüyoruz. Yani 20 tonluk bir tırda 20 -30 bin TL fon ödüyoruz. Sonra gümrükte aynı mala başka bir fon ödüyoruz. Sonra KDV’yi de peşin veriyoruz ve daha pek çok fon var. Mal rafa çıkana kadar müthiş rakamlar ödüyoruz. Bunların bir kısmı daha sonra tüketiciye yansıyor. Sene sonu geldiği zaman da vergi veriyoruz. Öyle bir şey ki, aynı sektörde başka tüccarlar hem sübvansiye alıyor hem de daha sonra şikayet ediyor. Bu çok enteresan bir durumdur. Kısacası bir tarafta kurallı çalışan ticaret erbabı, diğer tarafta devlet tarafından karşılıklı menfaat çerçevesinde desteklenenler var. Bunların değişmesi lazım. Bunlar değişmezse sadece kişisel çıkarları konuşacağız .

 

·        Yeşilada: Mehmet’in bahsettiği fonların bir kısmı vatandaşa yansıyor, bir kısmını da biz kendi imkanlarımızdan karşılıyoruz. Ama esas yük tüketicinin sırtına biniyor. En önemlisi, gözden kaçan, tüketiciye “yerli üretimi koruyalım” deniyor ama tüketiciyi koruma yok. Fiyatların üzerine fonlar koymak değil, sanayiciyi ucuz kredilerle, elektrikte desteklemek lazım, destekleniyor da. Ama ayrıca fiyatları şişirerek desteklemeye kalktığınız zaman tüketiciyi cezalandırmış oluyorsunuz.

 

YEŞİLADA: “ARTIK DENİZİN BİTTİĞİNİN FARKINDA OLMAMIZ LAZIM”

 

20 sene önce de aynı şeyleri konuşuyorduk. Hiçbir şey değişmedi. Demek ki bu düzende herkes hastalığın farkında, ilacı da biliyor fakat o ilacı içmek istemiyor. Önümüzde bir Türkiye gerçeği var. Türkiye’de enflasyonun düzeleceğini 15 sene önce söyleseler “mümkün değil” denirdi. Ama bugün baktığımızda devamlı büyüyen bir ekonomi, cari açıkta ciddi anlamda küçülme var, en azından belli bir disipline girmiş durumda. Bu durum ekonomiye yansıyor, en azından dışarıdan öyle görünüyor. Bu Türkiye’de ve başka yerlerde yapılmışsa biz de yapabiliriz ve yapmamız lazım. Toplum olarak artık denizin bittiğinin farkında olmamız ve el birliği ile düzeni değiştirmemiz lazım. En önemli şey toplumda konsensusu yaratmaktır. Annan Planı döneminde bir konsensus yaratılmıştı. Doğru veya yanlış, o ayrıca tartışılır, ama bir hedef gösterilmişti ve herkes elini taşın altına koymuştu. Yine aynı şekilde bir konsensus yaratıp, sendikasıyla, devletiyle, çalışanıyla, işvereniyle oturup durumun anlatılması lazım. “Ekonomik Program” deniyor, bunun ne olduğunu en küçük bireye bile anlatıp herkesi programın karşısına değil arkasına almak lazım. Herkese ne zaman refaha ulaşabileceklerini dürüstçe, gerçekçi bir şekilde söylemek lazım. Önemli olan olayı topluma izah edip yanına almaktır, biz bunu beceremiyoruz.

 

HATAY: “BÜTÇE DENKLEŞMESİ TATAR’IN EN BÜYÜK KONSANTRASYONU”

 

·        Soru: Hükümetin ekonomi konusundaki icraatlarını nasıl buluyorsunuz?

·        Hatay: Bütçe denkleşmesi Sayın Maliye Bakanı’nın en büyük konsantrasyonudur. “Harcamaları artırmayıp, açığı kısayım” diyor ama diğer taraftan da ekonomiyi büyütmesi gerekmektedir, işte onu yapamıyor. Onu yapabilmenin yolu da birçok sektörün sorunlarını bir an önce, hızlı bir şekilde ele alıp, fotoğrafını çekip, sorunları çözerek sektörleri hareket ettirmektir. Maliye ve ekonomi bakanlarının belli sektörlerle toplantı yaparak ekonomiyi nasıl büyütürüz, nasıl hareketlendiririz, sonra da hızlandırırız diye bir çaba ortaya koyması lazımdır. Bu bizden maalesef istenilmemektedir.

 

Biz şirket olarak her sene iki haneli rakamlarla büyüyoruz. Bu sene %15 büyümemiz olmasını bekliyoruz. Keşke aylık istatistiki bilgiler ekonomi ve maliye bakanlıkları tarafından açıklansa. Öyle çalışmalar olsa, öyle DPÖ olsa... Ekonomideki şartların, durumun ve neticelerinin belli aralıklarla açıklanması lazım.

 

·        Yeşilada: Eğer gittiğiniz yönde elinizde ekonominin pusulası yoksa nereye gittiğinizi bilmezsiniz. Bizde karanlığın içinde nereye gittiğimiz belli değil.

 

·        Hatay: Bir yöneticinin başarılı olabilmesi için hızlı şekilde veriler elde etmesi lazımdır. Nelerin yapılması gerektiğinin paylaşılması lazımdır. Bu şekilde bütçeyi beraber yöneteceğiz, ne yöne gittiğimizi bilmeliyiz. Biz şimdi ne yöne gittiğimizi bilmiyoruz. “Memura zam yok”, sadece bunu biliyoruz. “Masrafları kısacağız” deniyor, tamam da ekonomiyi nasıl büyüteceğiz? Bunu beraber tartışmamız lazımdır.

 

YEŞİLADA: “ÖNEMLİ OLAN VERGİYİ TABANA YAYMAK”

 

·        Soru: Vergi politikası hakkında ne söylemek istersiniz? 10 bin 272 gerçek kişi 2011 vergilendirme dönemine ait beyanda bulundu ve bunların yaklaşık yarısı vergiden muaf şekilde beyanda bulundu. Beyanda bulunan 3 bin 957 kurumdan da 1966’sı zarar gösterdi...

·        Yeşilada: Vergi şampiyonluğundan daha ziyade önemli olan vergiyi tabana yaymak, herkesin vergi vermesini sağlamaktır. Bunu sağladığınızda devletin geliri büyür. Amerika’da vergi kaçırmak neredeyse insan öldürmekle eşdeğerdir. Orada herkesin bir numarası vardır. O numara sisteme girildiği zaman, o kişinin kredi kartından aylık ne kadar harcama yaptığı, nerede evi olduğu, kaç tane arabası olduğu ve verdiği vergi görülebiliyor. Bunu yapmak çok zor birşey değil. Herkesi kayıt altına alıp, sistemi kurduğunuzda sorun kendiliğinden çözülür. Bunu yapmak istiyor muyuz? Kayıt altına almak aslında çok kolay, ama bunu gerçekten istemek lazım.

 

 

HATAY: “SABIR ACIDIR, MEYVESİ ÇOK TATLIDIR”

 

·        Soru: Eğitimlerini tamamlayıp ticaret hayatına atılmak isteyen gençler çarpık düzeni görünce çoğu zaman göç ediyorlar. Mevcut ortamda başarmak için ne yapmalıdırlar?

·        Hatay: Sabır acıdır, meyvesi çok tatlıdır. Gençlerimiz, çocuklarımız, bizim gibi farklı olanı, zor olanı yapmayı tercih etsinler. Önemli olan zor olanı başarmaktır. Herkes işin kolayına gidiyor. Ülkemizde pek çok mesleki gruplar vardır, bunlara sahip çıkmak lazım. Mesleki gruplara sahip çıkmak suretiyle gelirlerimizi artırmamız lazımdır. Bu memleket ihmal edilmiş bir memlekettir. Ticari şartlarda da birçok pazar ihmal edilmiştir. Daha işlenecek çok konu, yapılması gereken çok şey vardır. Gençlerin bunları keşfedip yakalaması, bunun için de ticareti devamlı düşünmesi lazımdır. Ticarette “fark yarat, değer yarat” prensibi geçerlidir. Farklı işler yapacaksın, farklılığı tüketiciye algılattıracaksın ve marka değerini yaratacaksın ve onun gelirini elde edeceksin. Bütün olay budur. Gençlerimizin ve biz, hepimiz kendi katma değerlerimizi memleketimize verirsek, memleketimizi daha değerli hale getireceğiz, bu da toplumsal değerimizi artıracak. Başarılılar topluluğu yaratmak suretiyle bir şeyleri değiştirebiliriz. Türkiye’de yapılan da budur. Her bir birey çalışıyor, kendi değerini ortaya koyuyor ve hızlı bir şekilde değişiyorlar. Bizde ise gençlerimiz ya çaresizliği kabulleniyor ya da memleketi terk ediyor. Gittiği memlekette de her türlü işi yapıyor, 24 saat çalıştığı da oluyor. Ama burada aileler çocuklarına asli görevlerinin ders olduğunu öğretmiş, dersin haricinde, pratikte de çalışması gerektiğini öğretmiyor. Çocuklar para kazanmadan 30 yaşına geliyor, eğitim almış ama kendine güveni olmayan gençler oluyor.

 

YEŞİLADA: “BİR KIVILCIM LAZIM”

 

·        Yeşilada: Aslında ülkemiz yaşam kalitesinin en yüksek olduğu yerlerden biridir. Çocuğumuz olduğunda annemiz bakıyor, deniz istersek arabayla 10 dakikada en güzel denizdeyiz, iklim deseniz çok soğuk değil, yazın biraz sıcak ama onu da idare ediyoruz. Bunları göz önüne aldığımızda, biraz da gelir iyi olsa kimse bu ülkeden gitmez. Memleketimiz çok güzel ve bunu daha da güzel yapmak bizim elimizde, daha ziyade yönetenlerin elinde. Bir kıvılcım lazım. Bu kıvılcımı yaratacak olan konsensusu yaratmak lazım.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1166 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler