1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Vasilya’dan hatıralar…
Vasilya’dan hatıralar…

Vasilya’dan hatıralar…

Hristakis’i anlatıyor…Onunla röportajımız şöyle: SORU: Kaç yaşındasın Panayotis? PANAYOTİS EFSTHATİU: 37 yaşındayım… 1974’te 10 yaşındaydım. Vasilya’da doğdum. Babamın adı Eleftherios (Lefteris) Eleftheriu, annemin adı

A+A-

 

 

Vasilyalı Panayotis Efsthatiu, 1974’te “kayıp” edilen annesi Elpiniki, babası Lefteris Eleftheria ve 7 yaşındaki erkek kardeşi Hristakis’i anlatıyor…Onunla röportajımız şöyle:

 

SORU: Kaç yaşındasın Panayotis?

PANAYOTİS EFSTHATİU: 37 yaşındayım… 1974’te 10 yaşındaydım. Vasilya’da doğdum. Babamın adı Eleftherios (Lefteris) Eleftheriu, annemin adı Elpiniki. Benim soyadım dedemin soyadıdır. Biz üç kardeştik, iki erkek, bir kız. 1974’te yedi yaşında olan küçük kardeşim Hristakis, annem ve babamla birlikte “kayıp”tır. Babam “kayıp” olduğunda 29 yaşındaydı, annem de 30 yaşındaydı…

 

SORU: Baban ne iş yapardı Vasilya’da (Karşıyaka)?

PANAYOTİS EFSTHATİU: Tarımla uğraşırdı babam…Tarlalarımız vardı… Babamla birlikte çiftlikte çalışırdı annem… Ekşi ağaçlarımız vardı mesela, havuç ekerlerdi, başka meyve ve sebzeler ekerlerdi… Zaman zaman babam traktörüyle, başkalarına da iş yapardı. Çünkü o dönem çok fazla traktör yoktu… Tarlalarının sürülmesi gerektiğinde gidip yapardı babam…

 

SORU: Vasilya, 1963’e kadar karma bir köydü… 1963’te neler olmuş, hiç duydun mu büyüklerinden?

PANAYOTİS EFSTHATİU: Tam olarak değil çünkü yaşım çok küçüktü… Ancak zaman zaman köye gelip tarlalarını ya da evlerini görmeye gelen bazı Kıbrıslıtürkler hatırımdadır. Daha sonra dedemden duyduğum kadarıyla bazı Vasilyalılar Lurucina’ya gitmişler… Ama emin değilim bundan…

 

SORU: Darbe olduğunda köyde neler olduydu?

PANAYOTİS EFSTHATİU: Herkes radyoya, televizyona bakardı, neler oluyor acaba diye… İki araba gelmişti köye, silahlı bazı Kıbrıslırumlar vardı bu arabalarda, galiba çevreye ateş açmışlardı… Daha sonra Lapta’ya gittiğimizde, gene silahlı bazı Kıbrıslırumlar gördüğümü hatırlarım, oradaki polis istasyonunda. Sonra savaş çıktı…

 

SORU: 20 Temmuz 1974’te Vasilya’da bir şey oldu muydu?

PANAYOTİS EFSTHATİU: Sabah saat 5 sularında babam tarlalardaydı, annem Lefkoşa’daydı, en küçük kardeşimize hamileydi ve Lefkoşa’da doğum yapmaya gitmişti… Kızkardeşim Anastasia, 20 Temmuz 1974 sabahı dünyaya gelmişti… O nedenle kardeşim Hristakis ve ben, babamla birlikte yalnızdık savaş çıktığında. Önce uçakların bombarımanını duyduk, evimizin yakınındaki okulu bombalıyordu Türk uçakları… Annemin babası, dedem ile ninem o bölgedeydi eşecikleriyle, zeytin toplamaya gittiydiler… Uçaklar bunları görmüş dedemin daha sonra bana anlattığına göre, bombalamaya başlamışlar, okulu bombalamışlar… Dedemin adı Hristakis idi, Elizavet idi nenemin adı… Denizde Türk savaş gemileri görünüyordu, onlar da dağları bombalıyordu, Vasilya’yı ve bölgeyi bombalıyorlardı… Onları görebiliyorduk. Evimiz denizle Vasilya arasındaydı, o nedenle her şeyi görebiliyorduk. Öteki ninem gelmişti, Anastasia’ydı adı, birkaç dakika içinde gelmişti. Evi zaten hemen yakınımızdaydı. Tüm ailemiz Vasilaylı’ydı… Nenem Anastasia, annemin doğum için Lefkoşa’da olduğunu bildiğinden hemen bize gelmişti… Evden bizi alarak ekşi ağaçlarının altına götürdü bizi, başımıza bir şey gelmesin diye çünkü kimse hiçbirşey bilmiyordu… Birkaç dakika sonra da babam traktörle geldi. O da ne yapacağını bilmez haldeydi. İlk işi, evdeki bütün pencereleri açmak olmuştu! Bunu neden yaptı, bilmiyorum! Belki bombaların sarsıntısından camlar kırılmasın diye mi böyle yaptıydı? Ama bütün pencereleri gerdiydi evde! O gün neden böyle yaptığını soramadım babama, sonra da hiç fırsat olmadı sormaya…

Babam geldi, bizi ve tüm aileyi ekşi ağaçlarının altına topladı, kızkardeşini, erkek kardeşini topladı. Böylece birkaç gün ağaçların altına sığınmış vaziyette yaşadık, durum daha iyileşinceye kadar… Çok zordu orada kalmak çünkü mesela orada insanların öldüğünü gördüm, uçakların açtığı ateş sonucu komşumuz öldürülmüştü… Uçaklar komşumuzu görmüş, ateş açmış ve onu öldürmüştü, öldürülürken görmüştüm onu… Vasilya’da birkaç gün kaldık - babam annem için kaygılanıyordu çünkü yalnızdı annem Lefkoşa’da… Babam yanına erkek kardeşini de alarak arabamızla Lefkoşa’ya gidiyordu, ben de gitmiştim babamla, annemi aramaya. Annemi alıp Vasilya’ya dönecektik… Çok zordu bu yolculuk çünkü uçakların bombarımanı ve savaşa yalnızca birkaç saat ara verilmişti – 2-3 saatte gelebilmiştik Lefkoşa’ya, sonra da annemi alıp Vasilya’ya döndük aynı şekilde.

Annem zor bir doğum yapmıştı, çok kanaması vardı, kanaması devam etmekteydi… Hastanede kalması gerekiyordu ama onu alıp Vasilya’ya götürmemiz gerekiyordu… Vasilya’da bir gün daha kaldıktan sonra Omorfo’ya gittik, Omorfo’daki okula, cimnasiyuma, Ayios Mammas’ın yakınlarındaydı bu cimnasiyum. Bir hafta da orada kaldık. Omorfo’dan Vasilya’ya giderek eşyalarımızın çoğunu almıştık bu arada – babamın iki traktörü, daha başka tarım makineleri vardı, onları almaya gitmiştik. Bir arkadaşı vardı babamın Masari’de (Şahinler) – eşyalarımızı babamın bu köydeki arkadaşına bırakmıştık. Köyün iki odalı bir okulcuğu vardı, oraya gitmiştik. Babamın Masari’den arkadaşı olduğu için bu köye gitmiştik… Traktörünü ve diğer makinelerini o arkadaşının arazisine koymuştuk. Bu köyde çok kalmadık çünkü ertesi günü ikinci harekat başlamıştı… Geceleyin buradan ayrılıp Bladanistasa’ya gittik. Bu Trodoslar’a doğru bir köydür, Masari’den ya da Omorfo’dan çok uzakta değildir, 8-10 kilometre uzaklıkta bir köydür. Oraya gittik. Küçük bir odacık bulduk, annem yeni doğum yapmıştı, bebeği kucağındaydı, birisi bize acıyarak kahvenin yanında bir odacık vermişti. Orada kaldık… Annem, geride, Masari’de bıraktıklarının gaylesini çekmeye başlamıştı… Babam hiç olmazsa traktörlerinden birini gidip almak ve buraya getirmek istiyordu.

Babamın annesi yani ninem Anastasia ile babamın babası yani dedem de bizimleydi. Dedemin adı Efstatius idi. Bu nenem ve bu dedem daha sonra beni ve kızkardeşim Anastasia’yı besleyip büyütecek, bize bakacak kişiler olacaklardı…

Her neyse, annem ve babam, Masari’ye (Şahinler) giderek babamın arkadaşına bıraktığı bazı araç gereç ve eşyaları almaya karar vermişlerdi… Erkek kardeşim yedi yaşındaki Hristaki’yi de yanlarına aldılar. Masari’den arkadaşları olan Savvas Hacısavvas da bizimle birlikteydi ve o da annem ve babamla Masari’ye gitmeye karar vermişti. 60-65 yaşlarındaydı bu adam…

Nenem ve dedem onlara “Gitmeyin” diyordu, Türk askerlerine yakalanabileceklerini söylüyorlardı… Ancak gene de gitmeye karar verdiler.

Ertesi sabah bizim arabaya bindiler, annem, babam, kardeşim ve Masarili Savvas efendi ve Masari’ye gittiler. 17 Ağustos 1974’tü gittikleri tarih… Gece oldu ve geri gelmediler… Gelip gidenlere soruyorduk, onları gördünüz mü diye ama kimsecikler görmemişti kendilerini…

Bize anlatılanlara göre Türk ordusu Masari’yi (Şahinler) ve o bölgeyi almıştı, ertesi günü onların Türk askerleri tarafından yakalanmış olduğunu düşünmüştük. Birkaç gün daha bekledik.

Dayılarımdan biri 15 dakika uzaklıkta başka bir köydeydi. Babamın ve annemin “kayıp” olduğunu duymuştu, olduğumuz yere geldi. Alıp bizi ailesinin bulunduğu köye götürdü, orada da bir ay kadar kaldık, sonra da Leymosun’a gittik.

Bu arada Kızılhaç ve diğer yetkililere annemin, babamın, erkek kardeşimin ve yanlarındaki Masarili Savvas efendinin isimlerini vermiştik, nereye gittiklerini söylemiştik, onları aramalarını istemiştik fakat onlardan da hiçbir haber alamamıştık.

Böylece bir ay sonra Leymosun’a gittik. Dedemin bir erkek kardeşi vardı Leymosun’da, 1974 öncesi oraya yerleşmişti dedemin kardeşi – birkaç gün de onunla kaldık… Sonra bir ev kiraladı dedem ve bu eve taşınarak beklemeye başladık, hala haber yoktu annem, babam ve erkek kardeşimden…

Sonraları tam olarak neler olduğunu öğrendik…

Birkaç saat boyunca annemlerle birlikte olan insanlardan duyduk neler olduğunu Masari’de. Bölgeden topladıkları 23-24 kişiyi Masari’nin kahvesine getirmişler. Bu 23-24 Kıbrıslırum’un yanısıra orada kahvede annem, babam, erkek kardeşim ve babamın arkadaşı Savvas efendi de varmış.

Bu Kıbrıslırumlar’dan birisi Türkçe konuşabiliyormuş, oradaki Türk subayıyla konuşmaya başlamış. Bu Türk subayı çok iyi bir insanmış, “Eğer öteki tarafa geçmek istiyorsanız, ben size engel olmam” demiş. “Siz sivilsiniz, gidebilirsiniz” demiş…

Türkçe konuşan Kıbrıslırum da bu subaya, “Ama ya gidecek olursak başımıza ne gelebilir? Belki birkaç metre ilerleriz ve başka bir asker bizi yakalayabilir” demiş.

Türk subayı da bu kaygılarını haklı bulmuş onlarla birlikte gitmeye karar vermiş, güneye geçebilecekleri noktaya kadar onlara eşlik edeceğini söylemiş. Ve gerçekten de böyle yapmış…

Orada, Masari’de (Şahinler) kahvehanede bulundukları birkaç saat içerisinde Vasilyalı bir Kıbrıslıtürk gelmiş oraya… Tabii orada bulunan Kıbrıslırumlar’ın anlattığını aktarıyorum size… Annemle babamın yanına gidip onlarla konuşmuş, “Ben başka birisini arıyordum” demiş onlara… Kendisine veya ailesine kötülük yapmış olan başka birilerini arıyordu belki de bu adam… Neden başka birilerini arıyordu, bilmiyorum…

 

SORU: Vasilya’dan yedi kişilik bir aile “kayıp”tır, Rahmi ailesi, 1963’te Livera’da (Sadrazamköy) bir mandrada çalışıyorlardı… O köyde karı koca Rahmi’ler ile beş çocukları öldürülerek bir kuyuya atıldılar… Vasilya’dan tek “kayıp” aile bunlardır… Benim bildiğim başka “kayıp” yoktur ama zaten Vasilyalı Kıbrıslırumlar öldürmedi bu aileyi, Livera’dan bazı Kıbrıslırumlar öldürdü… Onların gömülü olduğu kuyuyu da bazı Kıbrıslırum şahitler bana ve Kayıplar Komitesi’ne birkaç kez gösterdi ama bu kuyu henüz kazılmadı…

PANAYOTİS EFSTHATİU: Bunu bilmiyordum... Neyse, kahvehanede bulunan Kıbrıslırumlar, Vasilyalı bu Kıbrıslıtürk’ü tanıyorlarmış… Çünkü onlar için çalışıyormuş… Kıbrıslıtürk kadın işçileri havuç, portokal, ekşi toplamaya götürürmüş Kıbrıslırumlar’ın bahçelerine… O nedenle tanıyorlarmış onu… Bazı Kıbrıslırumlar’la bir süre konuşmuş… Annemle babama “Öteki Kıbrıslırumlar’la birlikte gitmeyin, ben size yardımcı olurum traktörünüzü ve diğer eşyalarınızı alıp da gidesiniz” demiş. Diğer Kıbrıslırumlar gitmişler Türk subayıyla ve güneye sağ salim geçmişler ama annem, babam, erkek kardeşim ve Bay Savva, Vasilyalı bu Kıbrıslıtürk’le birlikte kalmışlar… Tseri’de yaşayan bir Kıbrıslırum vardır, Andreas’tır adı, annemle babamı en son gören kişidir. Tseri’de yaşayan bu Kıbrıslırum’un bana anlattığına göre, annemle babamı, erkek kardeşimi ve arkadaşları Bay Savva’yı bu Kıbrıslıtürk arabaya bindirmiş ve onları götürmüş, nereye götürdüğünü bilmiyor tabii… Cira (Kyra – Mevlevi), Filya (Serhatköy) yönüne gitmişler…

Türk subayı gerçekten de diğer Kıbrıslırumlar’a güneye geçmeleri için yardım etmiş.

Tseri’den Andreas efendi babama “Geride kalma, bizimle gel lütfen” demiş.

Babam da, “Merak etmeyin, bu adam bize yardım edecek daha sonra dönmemiz için” demiş.

Onları arabaya bindirip götürmüş…

 

SORU:  Babanızın arabası mıymış bu?

PANAYOTİS EFSTHATİU: Hayır, babamın arabası değilmiş. Babamın arabası Masari’de çalışır durumda kalmış, çünkü onları arabadan almışlar, Masari’ye gittikleri zaman ilk… Babam arabayı söndürmeye fırsat bulmamış, arabanın sesini duyabiliyorlarmış kahvede oturdukları sürece… Tseri’den Andreas efendi bana bu detayı anlattı. Yaşlandı diye çok ayrıntı hatırlamaz, mesela bu Kıbrıslıtürk’ün arabası hangi modeldi, hatırlamaz. Ama koyu renkli bir araba olduğunu hatırlar.

 

SORU: Belki bu Kıbrıslıtürk gerçekten yardım etmeye çalıştı fakat daha sonra başka birileri yakaladı aileyi, kim bilir?

PANAYOTİS EFSTHATİU: Belki… Bilemeyiz…  Başka herhangi bir şey duymadık bu konuda, tek bildiğimiz bu yani… 17 Ağustos 1974’tü tarih, öğle saatlerinde oldu bunlar…

 

SORU: Barikatlar açıldıktan sonra başka herhangi bir şey duydunuz mu?

PANAYOTİS EFSTHATİU: Vasilya’dan pek çok Kıbrıslıtürk’e, annemleri alıp götüren bu adam hakkında sorular sordum… Adı S. idi bu adamın. O günlerde 30 yaşlarındaydı… Vasilya’dan ayrılıp başka bir köye evlenmişti… L. köyünde yaşamış bir süre, sonra da başka bir köye yerleşmiş, oradaki kahvehaneyi çalıştırmış bir süre. Hayattaysa şimdi 68 yaşlarında olmalı…

 

SORU: Eğer hayattaysa buluruz bu adamı…

PANAYOTİS EFSTHATİU: Anladığım kadarıyla bu konuda tek bilgisi olan şahıs bu sözünü ettiğim S.’dir. Başka birisi gidip konuşmuş bu adamla, “Ben bu konuda hiçbirşey bilmem” demiş, “Ben o zaman çok gençtim” demiş. Bunu anlattılar bana… Bu adamın mesleği …… imiş, kardeşi de aynı meslekten imiş…

 

SORU: Leymosun’da yaşamaya başladıktan sonra, annenle babanın ve kardeşinin geri dönmesini bekliyordun herhalde…

PANAYOTİS EFSTHATİU: Benim için çok kötü bir dönemdi… Yalnızdık çünkü… Çok acı verici yıllardı bunlar… Ninemle dedem bize ellerinden gelen en iyi şekilde baktılar, bize herşeyi vermeye çalıştılar. Annemle babam “kayıp” olduğunda, küçük kızkardeşim Anastasia henüz 20 günlüktü… Çok ama çok küçüktü, durmaksızın ağlıyordu, ninem Anastasia onu susturmaya çalışıyordu, annemi arıyor ve ağlıyordu küçük Anastasia… Ninem ona hazır bebek sütü içirmeye çalışıyor, küçük Anastasia bu sütü içmeyi reddediyor, annemin sütünü arıyordu ve sürekli ağlıyordu… Sürekli ağlıyordu… Çok zor günlerdi…

Küçük bir çocuktum ben ve annemle babamın yokluğunu çok acı biçimde hissediyordum. Okulda çok iyi bir öğrenciydim ben annemle babam “kayıp” olmadan önce, onlar “kayıp” olduktan sonra notlarım düşmüştü… Çünkü sürekli annemi, babamı, kardeşimi düşünüyordum… Ninemle dedem bizi büyük zorluklarla büyüttü – dedem 70 yaşına kadar Leymosun’da tarlalarda çalışarak büyütmeye çalıştı bizi… Çok kötü günlerdi…

Hükümet bize Ayios Athanasios göçmen bölgesinde bir göçmen evi vermişti, o göçmen evciğinde kalıyorduk. Bizi besleyip büyüttüler, sonra ben üniversiteye gittim. 1986’da ninem Anastasia vefat etmişti, dedemle kalmaya devam ediyorduk. Dedem çok yaşlanmıştı, ben çalışmaya başlamıştım ailemizi ayakta tutmak için… Hem çalışıyordum, hem de ev işlerini yapıyordum çünkü küçük kızkardeşim Anastasia henüz 12 yaşında bir çocuktu, ninemiz de ölmüştü… Kızkardeşim bir şey yapamazdı, henüz küçük bir çocuktu çünkü… 23-24 yaşlarındaydım ben o zaman, çalışmaya başladım… Kızkardeşimi büyütmek bana kalmıştı… Çok zor günler geçirdik ama Allah bize yardım etti ve ayakta kaldık. Kızkardeşim 18 yaşına gelince evlendi, ben de evlendim genç yaşta… Kızkardeşim Lefkoşa’dadır, hastanede çalışıyor. Dedem 2002’de vefat etti… Ölünceye kadar çalışmaya devam etti, sırf kızkardeşime biraz katkı yapabilsin diye… Büyüdüğümüz evde vefat etti…

Büyüdüğümüz bu göçmen evini almaya çalıştım fakat ne yazık ki hükümetimiz bize bu evi vermek istemedi. Buna gerekçe olarak da bana “Senin karının evi vardır” demişlerdi. Ben de onlara “Bu ev benim hakkımdır” dedim.

“Ama senin evin vardır” dediler.

Ben de hükümeti mahkemeye verdim ve davayı üç kez kazandım. Çünkü bu ev hakkımızdı bizim. Sonuçta mahkemeleri kazanınca, hükümet bu evi bize vermek zorunda kaldı. Şimdi ev bendedir. Kızkardeşim Lefkoşa’da kalıyor, Lefkoşa’da bir göçmen evinde yaşıyor kocasıyla birlikte. Kızkardeşime “Leymosun’daki bu evi istiyorsan, alabilirsin. Ben yalnızca bu evi kaybetmemeye çalıştım” dedim. Çünkü eğer mücadele etmeseydim, bunu da elimizden alacaklardı… Vasilya’daki tüm mallarımızı kaybettik, bu evi de kaybedersek çok kötü olurdu…  Kızkardeşim “Yok, ben istemem bu evi çünkü burada evim var” dedi.

Davaları kazanmak çok zor oldu ama sonuçta kazandım. Şimdi Leymosun’daki bu göçmen evciğinde pek çok değişiklik yaptım kendi ellerimle, ailemle birlikte haftasonlarını ve yaz aylarını burada geçiriyoruz…

Vasilya’ya gittim ailemle birlikte, ne yazık ki evimizde yaşayan şahıs bizi eve sokmadı…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 798 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler