1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Vajina Özgürlüğüne Çağrı
Vajina Özgürlüğüne Çağrı

Vajina Özgürlüğüne Çağrı

Zehra Şonya: “Ey kadınlar Rabb’e tabi olur gibi kendi kocalarınıza tabi olun; çünkü Mesih kilise topluluğunun başı olduğu gibi, koca da karısının başıdır. Ve Mesih bedenin kurtarıcısıdır. Ama kilise topluluğu Mesih’e tabi olduğu gibi kad

A+A-

Zehra Şonya

zehra.sonya@gmail.com

 

 

“Ey kadınlar Rabb’e tabi olur gibi kendi kocalarınıza tabi olun; çünkü Mesih kilise topluluğunun başı olduğu gibi, koca da karısının başıdır. Ve Mesih bedenin kurtarıcısıdır. Ama kilise topluluğu Mesih’e tabi olduğu gibi kadınlar da her şey de kocalarına tabi olsunlar”

“Kadının öğretmesine ya da egemen kesilmesine izin vermem. Kadın sessiz kalmalı çünkü önce Adem yaratıldı, sonra Havva. Üstelik Adem kandırılmadı ama kadın kandırılarak suç işledi. Ne var ki dünyaya çocuk getirmekle kurtulacaktır. Ağırbaşlılıkla imanı, sevgiyi ve kutsallığı sürdürürse.”

Tahmin edeceğiniz gibi İncil’den yapılan bu alıntılar dinin kadına bakışını ve kadın üzerinde oluşturduğu hâkimiyetin de kaynağını işaret eder. Böylesi bir görüşte “kadınlar evlerinin içine sokulup, günahlarla yükletilmiş, çeşitli arzulara sevk edilmiş, daima öğrenen ama asla hakikat bilgisine ulaşamayan şaşkın kimselerdir.” Bu sebeple dini gelenekler çerçevesinde erkekler eşlerini sadece çocuklarına tahammül gösteren bir varlık, boşboğaz, hafif meşrep, fuhuşa yatkın ve saygısız gibi betimlemelerin doğrultusunda algılamışlardır.  Müslümanlıkta kadının kapatılmasının altında yatan sebeplerin bu nedenlerden farklı olduğunu düşünmek fazla iyimserlik olur. Diğer yandan çağdaş, liberal, laik, demokrat, aydın vb. geçinen birçok erkeğin içinde de bu anlayışın izlerinin bulunduğunu söylemek bana pek yanlış gelmiyor. Hatırlatmak gerekirse Sayın Erdoğan’ın Türkiye’yi ve dünyayı ayağa kaldıran kürtaj yasağı girişimi ve kadın hakları ile ilgili ihlalleri bomba etkisi yaratırken, kadın bedeni üzerine söz sahibi olan erkek egemen anlayışı da en ilkel boyutları ile yeniden gündeme taşıyarak, bir kez daha kadın haklarının niye savunulması gerektiğini bizlere hatırlatmıştır.

Kadının özgürleşme ve temel haklarını kazanma süreci hiç kolay olmamıştır. Hala daha erkekle ayni özgürlüğe sahip olamadığı da ortadadır. Böylesi bir bakışın kadın bedeninde, ruhunda ve özelinde yaratığı travmalar ve birey olabilmek için gerekli olan eğitim ve hayatın her alanındaki fırsat eşitliğinden yoksun oluşunu eklediğinizde, kadının vahim durumu çok daha net karşımıza çıkacaktır. Ne acıdır ki;  XXI yy ’da Türkiye’de hala kız çocuklarının okula yollanmasını teşvik edici kamu spotları yayınlanmakta, dernekler ve özel vakıflar kız çocuklarını okutmak için babaları teşvik etmeye ve özel maddi kaynaklar oluşturarak var güçleri ile çalışmaktadırlar. Bu konuda Virginia Woolf’un “kendine ait bir oda” isimli küçük (!)  ama hala geçerliliğini sürdüren, söylemi büyük kitabı hatırlamak gerekiyor.  

Feminist sanat feminist hareketlerden ayrı düşmez, içinden doğar ve ortaya konulan problemleri, söylemleri ve teorileri kendine dert edinir.  Linda Nochlin’in 1971’de yayımladığı “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok” başlıklı makalesi, çığır açıcı bir öneme sahiptir. Sorunu Virginia Woolf gibi tarihsel süreç boyunca eğitim ve kurumsal yapılar açısından ele alan Nochline göre; büyük kadın sanatçıların yetişmemesi, kadınların başta eğitim olmak üzere birçok alanda eşit haklara sahip olmayışı dolayısıyladır. Bunun yanında deha, ustalık, yetenek gibi kavramların erkekler tarafından erkekler için belirlenmiş kavramlar olduğunu iddia eder. Bu nedenle tarih boyunca dışarıda bırakılan ve yok sayılan kadınlar kendi varlık alanları ile birlikte değer ölçütlerini de yaratmak zorundadırlar. Böylesi bir görüş o güne kadar kadınlara mal edilen ve zanaat yönü fazla olduğu düşünülen minör sanatlara yönelmeyi, zayıf olarak nitelendirilip kullanılmayan pembe, mor veya pastel renkleri, dışlanan organik biçimleri kullanmayı, kadının küçümsenen hayatına dair imgeleri ve tabi ki yüzyıllardır kadına atfedilen güzellik ve beden/çıplaklık gibi kavramları yeniden sorgulamayı da gündeme getirir. 

Sanat tarihine göz atıldığında yüzyıllar boyunca yaratılan ve işlenen kadın imgelerinin aynı kaderi paylaştığı görünür. Onlar da erkekler için, erkekler tarafından yaratılırlar, erkek beğenisine göre şekillenirler, baştan çıkartıcıdırlar ya da kötü kadın imgeleri çerçevesinde şekillendirirler, fahişedirler, aldatandırlar, kötülükleri doğurandırlar. Bir de dinin buyruklarını yerine getiren, kocasına ve tanrıya bağlı, itaat eden, ağır başlı, laf dinleyen, ailesine karşı şefkatli, sevecen, dindar kadınlar olarak gösterilirler.  19. yüzyılda ise “skandal kadınlar” konumuna getirilirler. Kadın, çıplak, utanma duygusundan arınmış, kendisine bakılmaktan zevk alan ya da bakan kişinin varlığından haberdar olduğunu belli eden jestlere sahip hale getirilir. E. Manett’in “Kırda Yemek” ve “Olympia”sı böylesi resimlerin ilk örneklerindendir. Kadın bedeni ve çıplaklık ise sonuna kadar sömürülür.

Feministler gibi feminist sanatçılar da işe tarihsel süreçte yaratılan böylesi kadın imgelerini sorgulamakla başlarlar. “İlk kuşak feminist sanatçılar kadın bedenine ve temsillerine, kadınların doğurganlığına ve ana tanrıca kültüne odaklanırlar. Kadın bedeninin biyolojik özelliklerini imgeleştiren ve vajinal imgelerden oluşan bir ikonografiye yönelirler. Daha sonraki kuşak ise daha çok kadın bedenini kuşatan kültürel kodların eleştirisine yönelirler. Cindy Sherman, Sherrie Levine, Barbara Kruger böylesi sanatçılardandır.” Gorilla Kızlar’ın (Guerilla Girls) “Kadınların müzeye girebilmeleri için illa ki çıplak mı olmaları gerekir” sorusu, bu konudaki haklılığı ortaya çıkarır. Gerçek şu ki; o dönemlerde Metropolitan müzesinde sergilenen sanatçıların yüzde 5’ i kadın iken tablolarda sergilenen modellerin yüzde 85’i kadındır. 

Yüzyıllardır erkekler kendi arzuları doğrultusunda kadın ve bedenini/çıplaklığı yarattıkları güzellik ideaları çerçevesinde şekillendirip tabloları doldururken, aynı zamanda kendi cinsel fantezileri ve hazlarını doyurmak üzerine hareket etmişlerdir. Bu nedenle birey olmaya çalışan kadınların bedenlerine ve cinselliklerine odaklanmaları veya bu konuda savaş vermeleri kaçınılmazdır. Bedeni ve cinselliği üzerinde söz sahibi olamayan ve yüzyıllardır gerek dinin gerekse yaratılan toplumsal ahlak kuralların anlamsız kalıpları içine sıkışan kadının, bedenini, çıplaklığını ve cinselliğini keşfetmesine, kendince yaşamasına ve özgürleştirmesine ihtiyacı vardır. Bu konuda yapılan oldukça cesur ve provoke edici çalışmalar hala daha güncelliğini korumaktadır. Bunlardan bir tanesi Carolee Schneeman’ın  masanın üzerine çıkarak  gerçekleştirdiği “İçsel Kaydırma”  (Interior Scroll  1975) adlı performansıdır. Schneemann, bir masanın üzerinde çıplak olarak duruyor, sonra bedenini törensi bir biçimde çamura buluyor ve üzerinde feminist bildirgenin yazılı olduğu yılanı andıran bir kâğıt ruloyu yavaş yavaş vajinasından okuyarak çıkarıyor.

 

Vajinasından çıkardığı metinde vajina; “saklı bilginin kaynağı, mimari bir gönderge, doğum kanalı, dönüşüm, vb. Hainliğin dışsal modeli, yarı saydam bir hazne. Spiral biçimindeki kadın ve erkekliği içerebilen bu hazne görünebilir ve görünemez arzular, jenital gizemler, cinsel gücün nitelikleri ile çevrili. Bu içsel bilgi kaynağı birincil olarak ilahi bir ibadetin ve birleştirici bir ruhun simgesi olan bir et parçası.”

 

Schneeman performansıyla vajinaya fiziki, kavramsal anlamlar ve imler yüklüyor. Bu anlamlar ve imler yüzyıllardır bolca başyapıt konumuna getirilen kadın imgesi ve anlamlarından çok farklı. Kadın bedenini dilediği gibi görmek, biçimlendirmek, kullanmak isteyen erkek bakışını ve egemen algıyı şoke ederek yapı söküme uğratıyor. Üstelik performansın kendisi fiziki olarak da kabul edebileceğimiz sınırların, ahlaki veya toplumsal değer yargılarının çok ötesinde. Vajinadan çocuk yerine feminist manifestonun çıkması başlı başına bir olay, kabul edilemez bir başkaldırı ve özgürleşme eğilimi değil de nedir? Sonuç olarak Schneeman/kadın kendi gücüne varıyor ve kendi bedenine sahip çıkarak onu dilediği gibi kullanacağını ya da kullandırabileceğini anlatıyor.

 


Kaynakça

Antmen Ahu, “20. Yüzyıl Batı Sanat Akımları” İstanbul:Sel Yayıncılık,2008.

Antmen Ahu,”Sanat Cinsiyet”, İstanbul:İletişim Yayınları,2008.

Akbulut Durmuş, “Açık Beden”İstanbul:İstiklal Kitapevi,2007.

Kuşcan Akşit Özlem, “Antikçağdan Günümüze Kadın’ın Öyküsü”, İstanbul:Ajans 2023 Yayınları, 2010.

Woolf Virginia, “Kendine ait bir oda”, İstanbul: Afa Yayınları, 1992.

Yaman .Y. Zeynep, “Modernizmin Alternatifleri 1970’lerde Sanat” EMAA Sanat dergisi, Sayı 6, Aralık 2006.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1017 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler