1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÜZÜM YEMEK VE BAN Kİ MOON’UN RAPORU…..
ÜZÜM YEMEK VE BAN Kİ MOON’UN RAPORU…..

ÜZÜM YEMEK VE BAN Kİ MOON’UN RAPORU…..

B.M Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un raporu oldukça önemlidir. Ancak, siyaset, medya ve düşünce dünyamız buna gereken ilgiyi göstermiyor. Sanki bizi ilgilendiren bir olay değilmiş bunlar. Ne acıdır ki edilgenlik her yeri sarmış. Toplum olarak izleyic

A+A-

 

 

B.M Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un raporu oldukça önemlidir. Ancak,  siyaset, medya ve düşünce dünyamız buna gereken ilgiyi göstermiyor. Sanki bizi ilgilendiren bir olay değilmiş bunlar. Ne acıdır ki edilgenlik her yeri sarmış. Toplum olarak izleyici olduğumuzdan şikayet ederken, artık izleyici olmanın unsuru olan, takibi, dikkati,,gözlemi  ve alakayı dahi azaltmaya başladık.

Ban Ki Moon, Green Tree zirvesi sonrası raporunda, çok önemli bir şey ifade ediyor.“Beklentim, bütün konularda iç yönlerin çözülmesidir ki, daha sonra çoklu bir konferansa ilerleyebilelim”  Bu, BM Genel Sekreterinin raporuna giren çok yeni bir kavram ve ifadedir.

Çünkü, Çoklu Konferans; 4’lü ,5’li; Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin ifadesi idi. Güney bunu önceleri kesinlikle ret etti. Hatta onları CTP olarak eleştirdik. Çünkü daha önce, yani 2004 öncesi, “Uluslararası Konferansla Kıbrıs sorununun ele alınması” fikri, güneyden gelmişti. Denktaş ve UBP bunu ret ediyordu.  CTP ise, kuzeyde bunu ret etmiyor ve destekliyordu. Bu yüzden çok kez vatan haini ilan edilmiştik. Ancak ne acıdır ki 2004’ten sonra güney, bu tezi terk etti. Ret etti.

“ Türk tarafının” bu önerisini ret eden güney, bununla bir yere varılamayacağını gördü. Bu kez de Sayın Hristofyas, başka bir şey söylemeye başladı. Temelli,  ret yerine; “iç konularda her şeyi hal ettikten sonra, çoklu konferansa gidelim” demeye başladı.. Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye ise,  üzerinde anlaşılamayan belli konularında, bu konferansta ele alınabileceği ve en erken bir zamanında, Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve BM’ nin, İki Tarafın katılımı ve kendisi ile ilgili konularda da, AB’ nin de dahil olması ile bu çok taraflı konferansın yapılmasını ifade ediyordu..  En sonunda,  güney, “ İç konular bitsin ondan sonra” diyerek konuya yaklaştı. Peki  Güney bunu dile getirirken nereden vaz geçmişti?. İki Tarafın yanı sıra, Kıbrıs Cumhuriyetinin de Konferansın diğer tarafı olması tezinden vaz geçmişti. .

İşte şimdi Çoklu Konferans,  tezi, Hristofyas’ın yaklaşımına denk bir şekilde,  BM Genel Sekreterinin Green Tree zirvesinden sonra çıkan,  Raporuna girdi. Çünkü açıktır ki, bunu tutanakları okuyan biri olarak söylüyorum. Sayın Hrsitofyas’ ve onun bu tezini, Ban Ki Moon görüşmelerde tekrarladı.  Cumhurbaşkanı ve heyeti buna karşı argüman geliştirmedi, itiraz etmedi. Bu yüzden bu tez; zirve sonrası, Ban Ki Moon’un açıklamasında yer aldı . İç konularda ilerlemeye bağlandı, Konferans.

BUNU NASIL, ELE ALALIM?

Şimdi bu olayı, görüşme taktik ve başarısı açısından, Hristofyas’ın hanesine başarı; Eroğlu’nun hanesine de başarısızlık olarak yazılacak bir iç siyaset argümanı olarak mı ele alalım?. Yani bu güneyde   Hristofyas’a bravo; kuzeyde ise Eroğluna eleştiri olarak mi gelsin? Çözüm böyle yardımcı olunur mu?

Yani, şimdi Hristofyas, bu ifadenin rapora da girmesi, nedeni ile çok taraflı konferanstan kurtulmak için, iç sorunların çözüm sürecinde, yükünü yığmaya mı çalışacak? Bunu mu, başarı mı sayacak?

Kuzeyde de Sayın Eroğlu, şimdi bu hata yüzünden, ne kadar vatansever olduğunu kanıtlamak için, şimdi, başta topak, vatandaşlık ve çapraz oy olmak üzere, sorunlu konularda yükünü yığıp da, ne kadar kahraman olduğunu kanıtlamak için  mi uğraşacak?.

Şimdi,  özellikle güneyde, Sayın Downer’in, Ocak zirvesi öncesi söylediklerine bazılarının canı çok sıkıldı. Örneğin  Orta Sağ, Filelefteros gazetesinin, “Havuç ve Kırbaç” olarak takdim ettiği yorumlarına  bu açıkça yansıdı.  Aynen şunu ifade ediyor. ” BM’nin müzakerecilere baskı taktiği uygulamaya çalıştığını ve müdahil tarafları, BM’nin planlamaları kapanına kıstırma beklentisi içerinde olduğunu” yazdı.

Vay ki vay.  Bakın, yalnızca Hristofyas adına üzülmüyor, Eroğlu adına da üzülüyor. Yani her iki liderinde, BM tarafından, çözüme teşvik edilmesine tepki gösteriyor. Nedir bu endişesi Filelefteros’un?  İşte düğüm noktası buradadır. BM’nin yapıcı girişimlerini, “ Kıbrıslıca”, vakit geçirme,  taktiklerinin aleyhine görüyor.Can sıkıntısı bundan.  Ayrıca, BM açıkça söylüyor. Artık süreç çökerse, bu zeminden çekilecek. Bakmayın siz, hem kuzeyden, hem de güneyden bu konuda Saray Önü ile Elefteria Meydanlarına dönük atılan nutuklara. Horozlanmalara. Çünkü, eğer BM bunu yaparsa, açıkça, bu iki tarafında uzlaşmazlıklarının sergilenmesi demektir. Bundan sonra ne kuzey, ne de güney, dünya ve iç kamuoyları önünde,  kolayca tiyatro oynayamayacak. İşte mesele budur.

EROĞLU VE HRİSTOFYAS, ŞİMDİ, DAHA FAZLA SORUMLUDURLAR.

Bundan dolayı şimdi, Eroğlu’na büyük görev düşüyor. Madem, kendi eksikliği veya hatası sonucu, ne isterseniz deyin; bu husus, BM Genel Sekreterinin raporuna girdi. Şimdi, Ocak ayına kadar, iç konularda esneme ve köprü kurucu önerileri üretme konusunda daha fazla istekli ve girişimci olmak zorundadır. Ban Ki Moon’un bu ifadesinden sonra, ona ve ekibine daha fazla görev düşmektedir. Üstelik, Yalnız Cumhurbaşkanına değil. Kudret Özersay’a, Osman Ertuğ’a ve  Sayın Eroğlu’nun Danışman heyetine, yani Taner Erginel’e , İsmail Bozkurt’a, Ülker Fahriye, Ergün Olgun’a çok daha büyük görevler düşmektedir. Çoklu Konferansa yol açmak için, iç sorunlarda yapıcı ve köprü kurucu öneriler geliştirmek durumundadırlar.  Ban Ki Moon’un raporundaki bu ifade, onları buna mecbur kılmaktadır. Ayni şekilde, Türkiye de bu mesuliyeti yüklenmelidir. Öyle yalnızca Sayın Egemen Bağışın ikide bir Tayvan Modelinden bahsetmesi gibi ifadelerle bir yere varılamaz..

Sayın Hıristofyas’ta, kendi tezinin bu rapora girmesi nedeni ile köprü kurucu, adım atıcı, tavırlardan uzaklaşamaz. Çünkü, Sayın Downer’in ifadesi de açıktır. Bu yüzden o da, bu konuda yapıcı olmakla mükelleftir. Ayrıca, Sayın Anastasiadis de iç ekonomik konularda gösterdiği yapıcı tavrını, şimdi Ocak zirvesi öncesi de göstermelidir. Hırsitofyas’ı köşeye sıkıştırmak adımları, sonuç itibarı ile tüm Kıbrıs’ın ve kendisinin de köşeye sıkışmasını getirecektir. Baksanıza, Başpiskopos artık açıkça, Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak üniter devlet ağırlıklı bir model üzerinde duruyor. Bunu açıklıyor. Eğer, Sayın Anastasiadis; Hıristofyas’a yalnızca eleştiri yapmaya dönük bir mantıkla, hareket eder ve sürecin çökmesi ile gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de , seçimi kazanmaya indekslerse siyasetini… Bilsin ki, çökecek olan Federal çözümdür. Bu,  ayni zamanda Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin, çok daha zora gireceği yeni bir durumdur.. Kendisi böyle bir  sonuçtan sonra, Başkan seçilse dahi, bilmelidir ki, başlayacağı nokta, bugünün çok gerisinde bir nokta olacaktır. Kısa süre sonra, o da, başlamadan biten bir Başkanlık dönemi ile karşılaşacaktır. Belki de, Ada, onun elinde, resmen bölünecektir.

 Bu sürecin çökmesini, Başpiskopos Hrisostomos; tüm, “milli - dindar” heyecanı ile beklemesin. Çünkü kuzeyde ve Türkiye’de sürecin çökmesini dört gözle bekleyen Türkçe konuşan şahinler vardır. Tarih göstermiştir ki, şahinlerin, kuzey ve güneyde ötüşleri, felaketten başka bir şey getirmemiştir “bize”...

RUSYA,  İRAN’DAN BAŞLAYAN AY;  AB ,ABD, BÖLGE VE DÜNYA…

Günümüzde, Rusya’nın kendi, füze kalkanları radarlarını, harekete geçirdi.. İran, füze kalkanı için Türkiye’deki söz konusu hedefleri  vuracağını açıkladı.. Yunanistan, ekonomik krizde sıkıştı. AB’ nin krizden çıkamadığı ve yakın zamanda da çıkamayacağı açıktır. ABD Irak’tan yıl sonunda çekilecek..  Bu yüzden artık, batı dünyasının, İran - Güney Iraktaki Şii ağırlıklı yönetim - Suriye – Hizbullah’a kadar uzanan, bölgedeki, bu ay şeklindeki ilişki ve yapıdan çok endişe duyduğu meydandadır.. Bu arada Arap Birliğinin Suriye’ye yaptırım kararlarından sonra, Rusya savaş gemilerini Kıbrıs açıklarına, Suriye karar sularına gönderdi., ABD Başkan Yardımcısının Türkiye ziyaretini kimse göz ardı etmesin. . İşte bölgemizdeki bu karmaşa içinde, eğer Ortak Yurdumuz Kıbrıs’ı seversek, herkes, Ocak zirvesine yapıcı yaklaşmak durumunda olduğunu görmelidir. Bu yüzden çözüm için, Çok Taraflı Konferans dahil,  Federal Çözüm olgusunu sağlamaya kendini indekslemelidir. Ocak zirvesi ve sonrası bu yüzden,  Eroğlu ile Hristofyas’a büyük mükellefiyet getirmektedir. Başarısızlık halinde onlar, kendi taraflarının  kısır bir “kahramanı” olmayı seçerlerse, tarih onları asla af etmeyecektir. Üstelikte akıllarından da  çıkmasın eğer küçük hesaplarla gizli ajandaları varsa, bilsinler ki süreç, onları dünyanın bu karmaşık durumunda, basit bir muhtar haline dönüştürecektir. .

Bu yüzden,  ne Hristofyas ile Eroğlu’nun çıkmaza girmesi ve Talat’la, Anastasiadis’in  eleştiren muhalifler olarak öne çıkması,  Ne UBP, Ne CTP;  Ne AKEL  ve ne de  DİSİ’nin üstünlük yarışı, çözüm olan, Birleşik Federal Kıbrıs’ın yerini tutamaz. Bu yüzden, çözüm isteyenlerin, hem güneye, hem kuzeye yardımcı olması gerekiyor.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1399 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler