1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Uzlaşma kültürü, her an, her yerde
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Uzlaşma kültürü, her an, her yerde

A+A-

Şimdi “kürtaj”ı tartışıyoruz ya...
Daha doğrusu beceremiyoruz, tartışmayı dahi!
Diyelim ki “yasal kürtaj sınırı” artırıldı, 20 hafta oldu...
Ne düşünüyorsunuz siz, hamile kadınların “Yasa hak veriyor, öyleyse, 20 haftayı bekleyelim” diyeceğini mi?
Mümkünü var mı bunun!
Korkum yeniden “arka bahçesi” olmaktır, yasa dışı işlerin...
Yoksa “serbest” de olsa “yasak” da, kültür ve denetimdir asıl mesele...

*  *  *

Kıbrıs’ın tarihinde “kürtaj”ın gizlenen nice öyküsü, bin bir acı sırrı vardır...
Sene 2014, “Öteki Savaş” başlığı ile bir kitap yayınlanır.
Kitapta, 1974 yılında adada görev yapan hekimlerin Kıbrıs tanıklıkları anlatılır.
Savaşın ardından 200’ün üzerinde kadına “kürtaj” yapılmıştır.
Üstelik bu kadınların yaşları 12-18 arasındadır.
Pek çoğu çocuktur yani...
Ortodoks dininin kürtaj yasağına karşı geçici bir düzenleme ile “özel izin verilmesi” de o döneme dair bir istisnadır...

*  *  *

Yine de kimileri için “çalgılı türkülü” bayramdır, 1974...
Anlamazlar... Anlatamayız... Çünkü pek çoğunun “vicdanları” alınmıştır.

*  *  *

Kıbrıs adası böylesi tanıklıklara yeniden gebe olmasın diyedir, barışa sevdamız...
Ve “uzlaşı” o nedenle önemlidir.
Linç etmeden ve yaralamadan, birbirimizi anlayarak konuşmak ve uzlaşabilmek...
Eğer hiçbir meselede başaramazsak bunu, Kıbrıs’ın yarını için nasıl başarılacak ki?

*  *  *

Bu ada kirli tarihi boyunca yeterince “uzlaşmaz” gördü, tanıdı, bildi.
Şimdi yeniden gözden geçirmeli herkes, kendi pratiğini...


Kendi adıma utanıyorum...

cenk1-001.jpg

Güneydeki özel tiyatrolardan birini anlatmıştım daha önce...
Satirigo...
“Sahip olduğu altyapı imkanları kuzeyde ‘devlet’ dahil hiçbir tiyatroda yok. Külliyemizle övünelim biz” demiştim...
400 kişilik büyük salondan, yüzlerce insan çıkıyordu...
Bir başka yüzlercesi, yeni oyunu izlemek için girişte bekliyordu. İkinci salonda bir başka oyun vardı, aynı anda... Ve bodrumda, gençlerin müzik festivali...

*  *  *

Geçtiğimiz hafta sonu bu kez Strovolos Belediye Tiyatrosu’nun salonuna gittim.
Strovolos dediğim de, Lefkoşa’nın bir semti!
Çok daha büyük bir tiyatro salonu, iki yanda locaları, kocaman bir sahnesi, 500 kişi kapasitesi...
Bir düşündüm, neredeyse 10 dakikalık mesafede bir başka salon var, aynı büyüklükte...
Ve her semtte var...

*  *  *

18 yıl oldu, Lefkoşa’daki “yanmış” Devlet Tiyatroları binasına kimseler dokunmayalı...
Yanlış anlaşılmasın, “yanmamış” hali de öyle abartılacak durumda değildi...
Yazmıştım, tekrar edeyim, belki kafamızda yer eder...
Güneydeki toplum savaşın kaybedeni!
Yüz altmış binden fazlası sahip olduğu ne varsa, bırakıp kaçmak zorunda kaldı...
On binlerce evi, fabrikayı, oteli, iş yerini, atölyeyi, okulu, stadyumu, sinemayı yitirdiler...
Ve kuzeydekiler, ganimeti zapt edenler...
Öyle dağ taş betona boğmakla, adım başı bayrak dikmekle, terfi ve barem peşinde birbirimizi yemekle, yalanı siyaset bilmekle bu kadar...
Dünyanın neresinde kültürsüz medeniyet yükseldi, sanatsız nerede büyüdü çağdaşlık, hangi ülke gelişti tiyatrosu, müzesi, konser salonları olmadan?
Usandırana kadar hatırlatacağım... Her fırsatta... Utandırana kadar...
Kendi adıma utanıyorum çünkü...


 

cenk2-001.jpg

Başbakan’ın “Kıbrıslı yoktur” sözleri üzerine... Eski Reis-i Cumhur Denktaş’ın “Kıbrıslı sadece eşekler vardır” deyişinden de yola çıkarak bir hatırlatma...

Erol Uysal’ın objektifinden... Bir fotoğraf, milyon söze bedeldir bazen...

 


haftanın notcukları

  • GECE yarısı, zifiri karanlıkta inşaatta çalıştırılan işçileri yazmıştım. Fotoğraflı! Kimse umursamadı, ne bir müfettiş, ne bir yetkili... Nasıl olsa, yarım bir inşaatın üçüncü katı yerine, sıcak koltuklarında kendileri…
  • “Kıbrıs’ın kuzeyinde Başbakan diye bir şey yoktur... Erdoğan vardır, Akıncı vardır, Anastasiadis vardır, Türkeş vardır, muhalefet vardır... Çok ihtiyaç duyulursa Serdar Denktaş vardır... Yapacak bir şey yok!..”
  • Hafta sonu BRT'de nefis bir “Nazende Sevgilim” dinledim. Bir de “Kalamış” geldi ardından... Soprano Eylem Demirhan Duru ve tenor Murat Karahan'a mest oldum. Şef Ali Hoca'ya sevgiler... Senfoni Orkestrası, M.Akıncı'nın en unutulmaz işi olacak, 'federasyon' imzası atılmazsa. Umarım, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu gibi kurumsallaşır...
  • ‘Görme engelli uyumlu kaldırım’ yapan belediyeler! Bir de bu kaldırımlara araç parklarını engelleseniz ya!

Herkes biliyor, geminin su aldığını herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini
Leonard Cohen

 

 

Bu yazı toplam 1241 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar