1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Uykusuz
Uykusuz

Uykusuz

Saat 01:42... Yine kaçtı. Bu gerçeği inkar etmeye başladığım anın üzerinden 38 dakika geçmiş, ne kadar inkar etmeye çalışırsam çalışayım, kapalı gözlerimin ardından biliyorum, kaçtı ve geri gelmeyecek bir süre. En iyisi mi kalkmak? Zaten yattıkça –

A+A-

 

Saat 01:42...

Yine kaçtı. Bu gerçeği inkar etmeye başladığım anın üzerinden 38 dakika geçmiş, ne kadar inkar etmeye çalışırsam çalışayım, kapalı gözlerimin ardından biliyorum, kaçtı ve geri gelmeyecek bir süre.

En iyisi mi kalkmak? Zaten yattıkça –küçükken uyumamak  için söylediğim bahanelere uygun olarak–önce çişimin geldiğini hissediyorum, sonra da karnım acıkıyor. Evet, en iyisi mi kalkmak?

Çiş kolay, üstelik bahane de değilmiş. Sıra geldi karnımı doyurmaya...

Küçükken annemlerin 21:00’deki ‘yataklara’ kuralını biraz daha esnetmek umuduyla hep giderayak ‘karnım acıkırdı’. 5-10 dakikacık daha salonda kalmak, bir ihtimal televizyondakini birazcık daha seyredebilmek için ortaya attığım en temel bahaneydi bu.

Bazen işe yarardı, bazense yaramazdı. İşe yaradığı zamanlarda bir bardak sütle 1-2 bisküvi koyardı annem önüme, salonun yemek masasında oturup yemem için... Oturduğum yer televizyona biraz uzak, arada görüş alanımı yarı yarıya engelleyen bir kanepe olsa da yine de çaktırmadan gözucuyla televizyon seyretmeye, olmadı dinlemeye devam etmek o yaşlarımda süt ve bisküviye çok tatlı bir anlam yüklemiş anlaşılan...

Bir bardak süt ve 1-2 bisküviyle mutfak masasına kurduğum bilgisayarın önüne oturuyorum. Bunu yaparken işlerin daha da sarpa saracağını biliyorum. Kaçan geri gelmeyecek bu gidişle... Mutfak dolaplarının üzerinde dolaşan hamamböceği yavrularını seyrediyorum. Kaç tane var saymaya çalışıyorum oturduğum yerden... 3, 5... 9... 12... Aramıza yeni katılanların çıkış yerlerini bulmaya çalışıyorum...

Işığı gören bir gece kelebeği içeri girmeye çalışıyor, pencere camında çırpınıyor...

Küçükken yaptığım gibi sütüm bitmesin diye damla damla yudumluyor, bisküvimi minik minik kemiriyorum. Ben de geceleri uyumayan, aksine hareketlenen kemirgen ailesinden sayılırım sonuçta...

Kaç yıldır uykusuzum..?

Geriye gidip düşünmeye başlıyorum.

Edim bizim yatağa gelmeyi alışkanlık haline getireli uykusuzum diyebilirim (1 yıl). Şaka maka üniversite yıllarından beri ‘yatak’ hayatım bu kadar renkli olmadı. Gecede 2-3 yatak dolaştığım/ız oluyor bazen. Birisinin yatağında uyuyakalıp, bir başkasının yatağında uyanıyorum gecenin bir vakti. Ya da gece yattığım kişi yerine bir başkası bulunuyor sabahleyin yatağım/ız/da, sımsıcak sarıldığım..!

Düzeltme: Edim uyumak için kulağımı karıştırmaya/çekiştirmeye başlayalı uykusuzum (3 yıl)... Küçücük parmakları kulağımıza yetişmeye başladığından beri yapıyor bunu. İşe işaret parmağını kulak içine sokup karıştırmakla başladı, ne denediysek vazgeçiremedik. Kulağımın kanadığını bilirim! Şimdi sadece kulak memesiyle yetiniyor, yan yatıp birini yastıkla, açıkta kalanı da kolunla kapattın mı, ısrar etmiyor eskisi gibi... Ara ara açık yakalamaya çalışıyor sadece...

Düzeltme: Anne olalı desem..? (5.5 yıl) Herkes kendi odasında olsa bile kulağım sürekli onlarda sanki. Bilinçdışı gerçekleşen bir şey bu, sezgisel, taa bebekliklerinden kalma. ‘Ik...’ deseler fırlıyorum. Ya da öylesine, üstleri açık mı diye bakıyorum. Uyurken seyrediyorum, gözlerim karanlığa alışana kadar nefes alıp-verişlerini dinliyorum...

Düzeltme: Düşlem’e hamileliğimden itibaren (6 yıl). Ben uyudum mu hareketleniyordu! O zamandan belliydi bana çekeceği, minik tekmeleriyle anneciğimin ‘senin gibi kızın olur inşallah’ bedduasını yerine getiriyordu sanırım... J

Düzeltme: İlk bebeğimizi kaybettiğimizden beri belki de... (7 yıl?) Zor zamanlardı. Hormonal olarak çok karışık.

Aslında anne olmadan önce de, yatağımı bir başkasıyla paylaştığım zamanlardan itibaren deliksiz uyku uyuduğum söylenemez. Horlayan, konuşan, dolaşan, gülen, azan... Bir de uyku apnesi tutup öldü sandığım vardı ki aman aman...

(Düzeltme: 12 yıl...?)

Kısaca ‘üniversite yılları’ desek? Gerçi yatağı bulduktan sonra yapılana uyku mu yoksa sızma mı denirdi bilemiyorum şimdi. (Düzeltme: 18 yıl...)

Aslında o büyük araba kazasından beri çok rahat uyuyamıyorum ben. O, her an herhangi birimize her şey olabilir ihtimali içime düşeli... En yakın arkadaşımla arabada biz uyurken olan, uyanınca hayatımızın değiştiği, en yakınımızdakini kaybettiğimizden beri belki de... (23 yıl)

Ya da yatakta uyumak dışında yapılabilecek şeyler olduğunu keşfettiğimden beri..? (27 yıl)

Uzatmaya gerek yok, babacığımdan o ‘tavşan uykusu’ DNA kodlamasını aldım alalı uykusuzum işte... Şunun şurasında 37 yıl...

Yazdıklarımda fazlaca öz-farkındalık veya bencillik var gibi gelebilir size. Ya da, “bana ne senin kaçan uykundan?” diye sorabilirsiniz. Eyvallah… Ben yine de diyeceğim ki, arkadaşlarımla ve kuşağımın bireyleriyle yaptığım konuşmalardan biliyorum ki birçoğunun akut veya kronik uykusuzluk sorunu var.

Eski çağlarda da insanların uykusunu kaçıran etkenler vardı, ama öyle söyleniyor ki çağımızda epeyi arttı, anormal bir hal aldı, hatta ABD gibi ülkelerde ‘uyku klinikleri’ açılmaya başlandı.

Benim kendi uykusuzluğuma dönecek olursak, bunun nedenleri hepten bireysel mi? Toplumsal ve ekolojik gelişmelerin, toplumun yaşadığı değişimin (kötü gidişatın, bunalımın) ve en çok da çocuklarımız adına duyduğum gelecek endişesinin bunda hiç rolü yok mu..?

Neyse, sizin de uykunuz kaçmasın...

Saat 04:25... iyi sabahlar..!

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 702 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler