1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Uyanık kalmak için okumak
Uyanık kalmak için okumak

Uyanık kalmak için okumak

Gürgenç Korkmazel: Bir zamanlar yakından tanıdığım biri vardı. Nerde olursa olsun, eline kitap alıp okumaya başlayınca uykusu gelirdi. Sonra alışkanlık haline getirdi ve artık her şeyden önce uyumak için kitap okuyordu.

A+A-

 

 

Gürgenç Korkmazel

gurgench@yahoo.co.uk

 

 

Bir zamanlar yakından tanıdığım biri vardı. Nerde olursa olsun, eline kitap alıp okumaya başlayınca uykusu gelirdi. Sonra alışkanlık haline getirdi ve artık her şeyden önce uyumak için kitap okuyordu. Ve genellikle buna uygun kitaplar seçiyordu.

Bu okuyucu tipi bir yana dursun, beni asıl ilgilendiren uyanık kalmak için okuyanlar. Çünkü insanın uyumak için okumaya ihtiyacı yok, er veya geç uykusu gelecek, uyuyacak, ama uyanık kalmak için okumaya ihtiyacı var.

Kitap okumak, başkalarının birikim ve deneyimlerinden faydalanmak, farklı kültür ve yaşamlardan haberdar olmak, öğrenmek, büyülenmek, çoğalmaktır. En önemlisi, kesinlikle yalnız olmadığınızı ve sıradanlığı alaşağı edebileceğinizi anlamaktır.

Ayda bir kitap bile okumayan öğretmenler, akademisyenler, gazeteciler ve şairler bilirim bu ülkede. Yazdıklarını okuyunca hem kendilerinin hem de yazılarının uyuduğu hemen belli oluyor. Okumadıkları, dar bakış açılarından, sıkıcı sıradanlıklarından, kurdukları cümlelerin tökezleyip devrilmesinden belli.

Hangi meslekte olursa olsun kitap okumayanların en başta gelen bahanesi ‘vaktim yok’. Aslında itiraf etmekten kaçındıkları ‘isteğim yok’tur. Çünkü inanıyorum ki, gerçekten de yeterince isteği olan biri, vakti olmasa da ne yapar yapar kitap okuyabileceği bir ara zaman olsun yaratır. Olmadı, en kötü ihtimal tuvalette okur, iki işi birden yapar.  

Kitap okuyun da yanlış okuyun. Okuyun da hepsini anlamayın, önemli değil. Okuyun da isterseniz Teksas Tommiks okuyun. Yeter ki bin okuyun bir yazın.

Hem üniversitelerin fotokopi gibi mezun çıkarmasından, hem de teknolojinin sağladığı kolaylıklardan yetenekli yeteneksiz, birikimli birikimsiz herkes yazı yazmak, yazdıkları yazıları kamuyla paylaşmak peşinde.

Açın gazeteleri, gazetecilerin yüzde doksanı böyle. Okullara gidin, öğretmenlerin yüzde sekseni öyle. Konu öğretmenlerden açılmışken, bir öğretmenin görevi öğretmek değil, öncelikle hangi dersi veriyorsa o dersi sevdirmek olmalı. Bir dersi sevdiniz mi öğrenmek kolaydır zaten. Yani, eğitim öğretimin temeli sevgidir, sevgi olmalıdır.

Madem ki konumuz edebiyat, bir edebiyat öğretmeni en başta dersi sevdirmek yanında, okumayı de sevdirmeli çocuklara, gençlere. Bizden eski kuşaklar böyle öğretmenlerden söz ediyor. Ama şahsen ben, eğitimim süresince hiç rastlamadım böyle bir öğretmene. Bu da benim şansızlığım ve gudumsuzluğum olsa gerek.

İlkokul yıllarımdan hatırladığım, disiplin, baskı ve korku. Ortaokul yıllarından hatırladığım, öğretmen ve öğrenci arasındaki derin uçurum. Lise yıllarından ise, okuldan kaçmalarım. Zorunlu eğitim dışındaki üniversiteye gelince, iki üniversiteye toplam iki buçuk yıl harcadım. Keşke üniversiteye hiç gitmeseydim demeyeceğim. Yine de imkanım (veya aklım) olsaydı çok daha dolu ve verimli yaşayabilirdim bu zamanı.

Öğretmenler şimdiye dek yeterince okuduklarını düşünüyorlar ki herhalde, artık okumuyorlar. Onlardan umudumuzu kestik, umudumuz öğrenciler.

Her yıl, güneyde ve kuzeyde çağrılı olarak gittiğim liselerde, öğrencilere konuşma yaparken söylediğim veya sezdirmeye çalıştığım, öğretmenlerin değil, onların tarafında olduğumdur. Hayır, öğretmenlerle ilgili bir sorunum yok, ama taşıdığı sorumluluktan dolayı öğretmenlik mesleğine diğer mesleklerden daha eleştirel yaklaşıyorum.  

Üniversite mezunlarını bir yana bırakalım, ülkenin kuzeyinde 30-40 bin kadar üniversite öğrencisi bulunuyor. Hayatlarının en okumaya aç çağlarında olmalılar, ama öyle değil. Ders kitapları dışında pek azı kitap okuyor (okuma zamanını facebook’ta geçiriyorlar.) Nereden mi biliyorum bunu, kitapçılarda, kütüphanelerde ve okullarda zaman geçiriyor, sorular soruyor, ölçüler alıyorum.

Benim çocukluğumun geçtiği köyde (Lisi-Akdoğan), ne kadar şanslıydım ki kütüphane vardı. İşte o kütüphane hayatıma giren bütün öğretmenlerden daha çok yardımcı oldu, elimi tuttu, geliştirdi beni. O zamanlar kitap alacak paramız olmadığı için, her nasılsa elimize geçmiş birkaç kitabı, çevremizdeki okumayı sevenlerle değiş tokuş ederdik. Hatta, şimdi kendi kütüphaneme bakınca o değiş tokuşlardan kalma üç beş tane kitap var.  

Her şeyden önce obsesif bir okuyucuyum ben. Hep geç kalmış gibi okurum. Çoğu gün içinde toplam konuşma süremden çok daha uzun bir süre kitap okurum. Öğretmenler değil ama kitaplar kuşkulanarak sorgulamaya, ordan da gerçeğe varmanın yollarını açıtılar, açıyorlar benim için. Ölüleri diriltiyor ve gelecekte olacak olanları fısıldıyorlar kulağıma.  

Bazen, durup okuduğum onca kitaptan yeterince faydalanabildim mi? Gerektiği gibi kullanabildim, değerlendirebildim mi diye düşünmeden edemiyorum. Bunun cevabını bulmak için dönüp dönüp tekrar okuyorum o kitapları.

Kendimi bildim bileli kitap okuma alışkanlığım öğretmenler tarafından destek görmedi. Belki de onların bu ortak tavrı, yasak veya boş bir şey yapıyormuşum gibi davranmaları, okumaya daha bir kuvvetle yönelmeme neden oldu. Hiç olmazsa bundan dolayı minnettarım onlara.   

Okumayı söktüğümden beri, sayılamayacak kadar çok yararını gördüm okumanın. Öncelikle kitap okumak gözlerimi açtı. İnanılmaz hazlar yaşadım. Kitap okuma alışkanlığım nedeniyle kendimi yalnız hissetmedim, canım sıkılmadı. Kitap okumakla başkalarını dinlemeyi öğrendim. Kitap okumak bütünüyle değiştirdi yaşamımı, yeni yollar, pencereler açtı, düşlerimi gerçekleştirmeme yardımcı oldu. Zaten sonuçta belki de o kadar çok okuduğum için şair, yazar oldum.

 

 

 

 

 

 

 

    

 

                  

 

Bu haber toplam 839 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler