1. YAZARLAR

  2. Mert Özdağ

  3. ÜNİVERSİTELER KRİZİ
Mert Özdağ

Mert Özdağ

Yazarın Tüm Yazıları >

ÜNİVERSİTELER KRİZİ

A+A-

TÜRKİYE'NİN VAKIF ÜNİVERSİTELERİ KUZEY KIBRIS'TA NE ARIYOR?

ÜNİVERSİTELER KRİZİ

Son dönemin öne çıkan konusu 'üniversiteler' ve üniversite sayıları…

Dün YENİDÜZEN’de Didem Menteş imzalı haberde okuduk.

Son yıllarda süregelen bir artış var.

Artan aslında öğrenci sayısından öte üniversite sayısı!

Belli ki 'eğitimde kalite' tartışmalarını da beraberinde getiren üniversite sayısı sorunu giderek büyüyecek.

Ülkede geçen dönem faaliyet gösteren 15 üniversiteye, bu yıl Bahçeşehir Kıbrıs Üniversitesi ve Arkın Yaratıcı Sanat ve Tasarım Üniversitesi de eklendi, faaliyetteki üniversite sayısı 17 oldu.

Bu iki üniversite de 2017- 2018 eğitim yılı için Eylül ayında öğrenci kabul etmeye başlayacak.

Özellikle en dikkat çekici unsur şu; Türkiye’deki vakıf üniversiteleri ağırlıklı olarak Kuzey Kıbrıs’ta kampus açmak, burada eğitim izni almak için adeta yarışıyor.

Peki ama neden bu üniversiteler ısrarla Kuzey Kıbrıs'ta kampus açmak, burada ticari faaliyet kurmak istiyor?

Bunun nedeni nedir, altında yatan sebep nedir?

Aslında eğitim piyasasını kısaca bir yokladığınızda ortaya şöyle bir durum çıkıyor:

Türkiye’deki vakıf üniversitelerinin vakıf olmaları nedeniyle bütçe kalemlerini harcama noktasında çok ciddi sınırlamaları var.

Maruz kaldıkları ekonomik baskı ortamı onları daha serbest ticari faaliyet yapabilecekleri, çok daha rahat hareket edecekleri, denetimden uzak bir ortama itiyor…

O ortam da Kuzey Kıbrıs…

Türkiye’de vakıfların bütçe harcamalarının belli sınırları var ve bu sınırlar dışına da çıktıkları takdirde de ciddi cezalara maruz kalma durumları var.

Örneğin; geçen yıl Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin kontenjanları azaltıldı, bu yıl Nişantaşı Üniversitesi’nin kontenjanları % 40 oranında azaltıldı, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin de % 32 oranında kontenjanları azaltıldı.

Bu azaltılmaların yapıldığını araştırdığımızda söylenen; ‘bütçe harcamalarında usulsüzlükler tespit edildiği için kontenjanlarının azaltılmış’

Mış diyorum, çünkü elbette bu bilgi teyide muhtaç, piyasada konuşulanlar arasında.

Söz konusu vakıflar üniversitelerinin yurtdışında bir üniversite açmak, ya da bir kampus oluşturmak için Kıbrıs adeta bir arka bahçe…

Zira denetim açısından, özellikle de mali denetim açısından çok daha rahat oldukları kesin.

Burada yaptıkları sözleşmelerin uygulanabilirliğini, mali konuların içeriğini YÖK ya da Türkiye’deki herhangi bir kurumun denetlemesi imkanlar dahilinde değil.

Hal böyle olunca da burada çok daha esnek para aktarma ve kullanma alanına sahip bu üniversiteler…

Bir nevi, “offshore üniversitecilik” ortaya çıkmış oluyor.

***

Aslında bir başka sorun da 'izin' sürecinde yaşanıyor.

Süreç kısaca şu; bir üniversite açmak isterseniz, önce bir proje hazırlarsınız, daha sonra da Eğitim Bakanlığı bünyesindeki bir komisyona başvuru yapmanız gerekiyor.

Tabii bunun da çeşitli prosedürleri var.

Eğer o kurul size izin verirse; daha sonra da eğitime başlama izni için de YÖDAK’a başvurursunuz.

Burada hangi fakülteleri açacağınıza, hangi bölümleri açacağınızı dosyalarsınız, daha sonra da buna ilişkin YÖDAK’ta bir bilgi aktarımı-sunumu yaparsınız.

Ve daha sonra da altyapı çalışmaları başlar…

Bu normal prosedür, normalde olması gereken.

Bir de normal olmayan durumlar var tabii…

Eğitim Bakanlığı’ndan 'ön izin' alan ve herhangi bir girişim yapmayanlar!

Bu konuda da çok ciddi iddialar ortada dolaşıyor.

Kimi iş insanlarının 'üniversite açma ön izni' alıp bunu İstanbul'da pazarlamaya çalıştıkları iddia ediliyor ki, bu durum tüyler ürperten cinsten!

Açma izni almakla iş bitmiyor, size bir süre veriliyor pek tabii…

Eğer izin almışsanız 2 yıl içerisinde bir faaliyetiniz olması gerekiyor.

Bu sürede bir faaliyet içerisinde girişmemizseniz eğer, izninizi iptal edilmesi elzem.

Son izin alan grubun henüz o süresi tamamlanmadığı biliyoruz.

Ama daha önce ön izin alan grubun son 2-3 aylık dönemi kaldığı da biliniyor.

Özellikler bir tanesine YÖDAK tarafından uyarı yapıldığı söyleniyor.

2 ay sonra bu ön izin alanların ne yapacağı merak ediliyor.

Bu kısa sürede bu izinleri satacaklar mı?

Yoksa başka türlü bir mesleki ortaklık sürecine mi girecekler, bu izinler başka ortaklar tarafından mı kullanılacak?

Yoksa normalde olması gereken mi olacak? İzinleri iptal mi edilecek?

Bilemiyoruz!

Burada yasal bir boşluk olduğu da söyleniyor.

Yani X kişiye üniversite açma izni veriliyor, bu kişi geçen zamanda hiçbir faaliyete girişmiyor, daha sonra kendisine yabancı bir ortak buluyor ve ortak bir şirkete dönüştürülüyor.

Yasa buna imkan veriyorsa, bu durum da çok yanlış!

Malumunuz; her başvuru kendi özelinde değerlendirilen bir durumdur.

Böyle bir durumda YÖDAK'ın esas görevi olan denetim noktasında ciddi bir boşluk ortaya çıkar.

***

Hatırlayınız, Annan Planı sonrası inşaat patlaması olmuştu, dağlar taşlar evle dolmuştu.

Şimdi de belli ki bir üniversite patlaması yaşanıyor.

Bazı iş insanları üniversite açmak için başvuruyor, ama gerçekten niçin başvurduklarını kestirmek zor.

Gerçekten gaile eğitim mi?

Yoksa sadece ticari kaygılarla mı bu işe girişiyorlar?

İddia edildiği gibi izinler satılık mı?

Niye bu üniversite başvurularında bir patlama var?

Ve niye İstanbul merkezli özel üniversiteler de Kuzey Kıbrıs’ta üniversite izni almak için özel bir gayret sarf ediyor diye durup dikkatlice düşünmemiz gerekiyor.

Bizim şu noktada olmamız lazım; mevcut kurumlarımızı korumamız ve artık eğitim kalitesine eğilmemiz gerekiyor.

Üniversite sayısını artırmakla daha çağdaş, daha modern bir toplum olmazsınız.

Üniversite sayısını artırmakla öğrenci sayısı da artmaz!

Pasta artık büyümez, mevcut pasta yerinde kalır, dilimler küçülür, küçülen dilimler de kimseye yetmez, durum geriye gider ve 'bankalar krizi' gibi bir 'üniversiteler krizi' yaşamamıza neden olabilir.

Yani bir süre sonra üniversitelerin batma-kapanma dönemi ile karşı karşıya kalabiliriz.

Herkesin şapkasını önüne alıp düşünmesi gerekiyor.

100 bin öğrenci hedefi vardı ve bu hedef de tutturuldu.

Emeği geçenleri- gelmiş geçmiş hükümetleri tebrik ederim.

Ancak bundan sonra yapılması gereken artık sayıyı (üniversite ve öğrenci sayısını) artırmak yerine kaliteye önem vermektir.

Dikkatinizi çekerim; bu yıl 2 üniversite daha sisteme girmesine rağmen, öğrenci sayısı bir önceki yıla göre % 9 azaldı.

Yani sayı artırmak mantıklı değil, gerçekçi değil, doğru değil…

Yapılması gereken artık öğrenci ve eğitim kalitesi üzerine çalışmak ve mevcut üniversitelerin dünya standartlarına yakın seviyeye çekilmesini sağlamaktır.

Gerisi durumu bile bile krize sokmaktır, başka bir şey değil.

Bu yazı toplam 1252 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar