1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'UMURUNDA MI?'
UMURUNDA MI?

'UMURUNDA MI?'

Ana Muhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG), Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun Kıbrıs müzakerelerindeki tavrını protesto etmek için “Umurunda mı?” ana temasıyla bugün Lefkoşa’da eylem düzenledi. Parti Genel Merk

A+A-

 

 

Ana Muhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG), Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun Kıbrıs müzakerelerindeki tavrını protesto etmek için “Umurunda mı?” ana temasıyla bugün Lefkoşa’da eylem düzenledi.

Parti Genel Merkezi’nden ellerinde “Federasyon görüşüyorsun hatırlatalım dedik”, “Umursuz bir müzakereci”, “Federasyon görüştüğüne emin misin?”, “Dünyayla bağlantımız kopsa umurunda mı?”, “Kuzuyu kurda emanet ettik” gibi sloganların yazılı olduğu pankart ve afişlerle yürüyüşe geçen CTP-BG’liler, önce Cumhurbaşkanlığı’na gittiler. CTP-BG Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu burada basına açıklama yaptı. Eylemciler daha sonra Girne Caddesi güzergahından Lokmacı ve Arasta yönüne yürüyerek, halka “Umurunda mı?” konulu broşürler dağıttılar ve CTP-BG’nin Kıbrıs sorunuyla ilgili politikasını anlattılar.

 

 

 

CTP-BG GENEL BAŞKANI ÖZKAN YORGANCIOĞLU’NUN BASIN TOPLANTISI TAM METNİ:

 

Değerli Basın Mensupları,

Nisan 2010’da Cumhurbaşkanlığı ve Kıbrıs Türk Halkı adına görüşmecilik görevini devralan Sayın Eroğlu, seçim sonrasında halkımızın ve uluslararası kamuoyunun kendisi hakkındaki korkularıyla güvensizliğini yatıştırmak amacıyla, yazılı bir beyanda bulunarak, önceki dönemin müzakere yapısını bozmayacağını ilan etmişti.

Sayın Derviş Eroğlu, başta CTP-BG olmak üzere, Kıbrıs Sorununun çözümünü önemseyen hiç bir kurumun yapıcı önerilerini dikkate almadığı gibi, “ben kendi bildiğimi yaparım!” gibi bir anlayış dahi ortaya koyamamıştır. Çünkü Sayın Eroğlu, siyasi yaşamı boyunca Kıbrıs Sorununa hamaset malzemesi olarak bakmıştır. Halkımızı en derinden etkileyen bu konuda, kendinden önceki görüşmecilerin birikiminden yoksundur ve anlaşılan o ki, işbaşına geldiğinde BM Genel Sekreterine yazdığı mektupta taahhüt ettiği “Sayın Talat’ın bıraktığı yerden devam edeceğim” sözünün bile arkasında duramamaktadır.

Federal bir çözümü müzakere etmek amacıyla oturduğu görüşme masasında, aslında bizim için hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, politik varlığının özündeki ayrılıkçı tutumuyla hareket etmiş ve kendinden önce varılan uzlaşıları yok etmeye çalışma yolunu seçmiştir. Özellikle federal yürütmenin seçiminde, çapraz oy karşılığı olarak Türk tarafının bir dizi talebinin karşılanmasını öngören 4 Ocak, 2010 paket önerisinden geri adım atılmasıyla, yönetim ve güç paylaşımı gibi Kıbrıs Sorununun ana unsurlarından birinde çözüme çok yaklaşılmışken, yeniden çıkmaza saplanılmıştır. Çünkü Sayın Eroğlu’nun müzakere masasında yaptığı tüm öneriler, ayrılıkçı anlayışının ürünüdür. Bu ayrılıkçı anlayış, yıllarca Kıbrıslı Türklerin dünyadan izole olmalarına yol açan ana nedendir. 2004 referandumu ile birlikte, halkımızın adanın birleşmesini engelleyen taraf olmadığını dünyaya anlatmak için verdiği çabada, Sayın Eroğlu’nun en ufak bir katkısı yoktur. Dahası, kendisinin Kıbrıslı Türklerin dünya nezdinde yeniden ayrılıkçı bir imaj edinmesi gibi bir kaygısı da yoktur.

Değerli Basın Mensupları,

Sayın Eroğlu görüşme masasına oturduğu andan itibaren, hiç bir konuda ilerleme sağlayamamıştır. Bir önceki dönem Türkiye ile birlikte yürütülen ve Kıbrıslı Türklerin elini güçlendiren “bir adım önde olma siyaseti” de terk edilmiştir. “Amaç üzüm yemek değil, bağı ve bağcıyı benzin döküp yakmak” olduğu için, halka “her şey iyi gidiyor, BM bizi takdir ediliyor” gibi yalanlar söylenirken, çözümü elde etmek adına kayda değer tek bir adım dahi atılmamıştır.

Sayın Eroğlu tüm dünyanın gözünün içine baka baka “federasyon görüşüyorum” izlenimi verip, arka kapıdan Tayvan modeli arayışı içine girmesi, uluslararası kamuoyunda Kıbrıs Türk tarafının çözüm konusundaki samimiyetinin sorgulanmasına sebep olmuştur. Sayın Eroğlu bulunduğu konumu ve verdiği güvenceleri unutup, şahlanan ayrılıkçı duygularının esiri olmuştur. Masadan kalkmak hariç, çözümün önüne her türlü takozu koyan Sayın Eroğlu’nun bu koşullarda bile masadan kalkmamasının sebebi, olsa olsa kalkarken masayı da yok etme azmidir. Sayın Eroğlu, Kıbrıs Rum liderliğinin katı ve olumsuz tutumunu dünya nezdinde deşifre edeceğine, adeta muhataplarıyla işbirliği yaparcasına Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna yeni ve daha kalın bir duvar örmektedir. Muhatabı Hristofyas’ın siyasi eşitliğe dayalı adil bir çözüm konusunda samimi olup olmadığını kanıtlaması için çaba sarf edeceğine, Sayın Eroğlu, yaratıcılıktan uzak tutumuyla kendini çözümsüzlükle özdeşleştiriyor.

 

 

Değerli Basın Mensupları,

Türkiye’nin Avrupa Bakan ve Başmüzakerecisi Sayın Egemen Bağış’ın son günlerdeki açıklamaları ve değerlendirmeler de hayret vericidir. Sayın Bağış, dileklerinin federal çözüme ulaşılması ancak bunun olmaması halinde anlaşılmış ayrılığın veya KKTC’nin Türkiye’ye bağlanmasının da masada birer seçenek olduğunu söylemiştir. Bu yaklaşımı bizler, müzakere masasına da genel olarak Türk Tarafının Birleşmiş Milletler ve uluslararası alandaki itibarına da son derece büyük zarar verebilecek tehlikede gördüğümüzü açıkladık. Ancak Sayın Bağış’ın bizim açıklamamız üzerine yaptığı değerlendirmede bizi “Rum Sempatizanı” ve “okuduğunu anlamamakla” itham etmiştir. Bizler bu açıklamayı bir talihsizlik olarak değerlendiriyoruz. Çünkü,  Adalet ve Kalkınma partisinin, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bir adım önde olma siyasetini güttüğü günlerde “AK Parti Kıbrıs’ı satıyor “ diye Ak Partiye saldıranlara birlikte göğüs geriyorduk. Birilerini “Rumculuk” yapmakla suçlamak Derin Devletin, kendinden farklı düşünenleri ötekileştirmek için kullandığı modası geçmiş herhangi bir maddi zemini olmayan bir karalama yöntemidir. Artık bu yöntemin alıcısı kalmamıştır.    CTP-BG’nin 2004 – 2009 yılları arasında KKTC’yi yöneten bir parti olarak uyguladığı BM ile uyumlu ve uluslararası hukuk kurallarına uygun çözüm politikaları nedeniyle hem Kıbrıslı Türklerin hem de Türkiye Cumhuriyeti  dış ilişkilerinin önünü nasıl açtığını, Türkiye’nin de dünya indinde etkinliğinin nasıl arttığını hatırlamak gerekir.

Sayın Egemen Bağış’ın açıklamalarında belirttiği “KKTC’nin Türkiye’ye bağlanma” olasılığı, Türkiye’yi geçmişteki uluslararası siyasi sıkıntılarıyla yeniden baş başa bırakacak potansiyeli taşımaktadır. Özellikle Kıbrıs’ın bir bütün olarak AB toprağı olarak kabul gördüğü gerçeği ortada dururken, böylesi bir yaklaşımın dile getirilmesi dahi TC-AB ilişkilerini kopma noktasına taşıyacak kadar büyük bir sıkıntı sebebidir. Sayın Egemen Bağış şunu net olarak bilmelidir: TC-AB ilişkilerinde Kıbrıs’tan bağımsız Türkiye’nin kendi koşulları nedeniyle yaşanmakta olan tıkanıklığın aşılmasında arzu ettikleri ivmeyi sağlayamıyorlarsa, bunu gizlemek için Kıbrıs Sorunu üzerinden bir gerekçe yaratma serbestisine sahip değildirler. Kıbrıs Sorunu’nda krize oynamanın bedeli Türkiye için sanılandan çok daha büyük olur.

Değerli Basın Mensupları,

Bu çerçevede yeniden teyit edilmesi gereken bir diğer konu da, Türk Tarafının hala bir adım önde olma kararlılığında olup olmadığıdır. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı’nın müzakere performansı ile Sayın Bağış’ın değerlendirmeleri, Kıbrıslı Türklerin yeni bir serüvene sürüklenmeye çalışıldığı izlenimi yaratmaktadır.  Gelin hep birlikte Sayın Eroğlu’nun göreve geldiği günden itibaren çözümün önüne ördüğü duvarın tuğlalarına tek tek bakalım:

1-   Sayın Eroğlu görevde bulunduğu dönem içerisinde gerçekleşen tüm zirveleri kelimenin tam anlamıyla ıskalamıştır.

"Tarihi kavşak olacak" iddiaları ile gittiği 2. Greentree Zirvesi'nde de hiçbir olumlu gelişme ve yakınlaşma sağlanamamıştır. Hatta zirvede hiç bir ilerleme olmaması nedeniyle BM Genel Sekreteri Kıbrıs konusundan soğuyarak, liderleri yeni bir zirveye davet etmemiştir. Bunun yerine, Özel Danışmanı Downer'in hazırlayacağı bir rapora göre bundan sonraki dönemde nasıl hareket edeceğini kararlaştıracağını belirtmekle yetinmiştir. Süreç Kıbrıs Türk tarafının aleyhine olacak şekilde kopmak üzeredir.

2-   Sayın Eroğlu BM’nin bugüne kadar hazırladığı hiçbir raporu umursamadığı gibi, mart ayı sonunda hazırlanacak olan hayati rapor için de aynı “umursuz” tavrını istikrarlı biçimde sürdürmektedir.

CTP-BG, müzakere sürecini, elindeki tüm olanakları kullanarak ve çok yönlü yoğun temaslarla yakından takip etmektedir. Bu çerçevede parti genel merkezimizde gerçekleştirdiğimiz toplantıda Sayın Downer, Mart sonu hazırlayacağı raporun olumlu olabilmesi için gerekenleri açık şekilde ifade etmiş, ancak mevcut durumda bu konuda iyimser olmadığını gerekçeleri ile çok açık biçimde izah etmiştir.

3-   Sayın Eroğlu heba ettiği 2 yılın hesabını vermelidir!

İzah edilen gerekçeler arasında BM Genel Sekreteri'nin mart ayı sonuna kadar aşılması gereken konular olarak belirlediği Federal Cumhurbaşkanı'nın seçimi ve Mülkiyet konuları ön plana çıkmaktadır. Federal Cumhurbaşkanının seçimi konusunun Sayın Eroğlu’nun çapraz oy sistemini 2 yıl boyunca reddetmesi yüzünden tıkandığı herkes tarafından bilinmektedir. Sayın Eroğlu'nun tüm iddialarının aksine, kendi yarattığı bu tıkanıklığın aşılmasını sağlayacak ve BM tarafından da olumlu bulunan tek bir öneri bile masaya getirmediği, bizzat BM yetkilileri tarafından ifade edilmektedir. 23 Mayıs ve 1 Temmuz mutabakatlarıyla sağladığımız avantajlar ve ardından 2. Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat ve heyetinin Türkiye ile tam bir uyum içinde önerdikleri 4 Ocak 2010 paketi muhataplarına büyük sıkıntı yaşatırken, onlar bu sıkıntıdan ne yazık ki, Sayın Eroğlu’nun kendi önerilerimize sırt çevirmesi kurtarmıştır.

4-   Sayın Eroğlu’nun mülkiyet konusundaki tavrı Kıbrıs Rum liderliğinin statükocu anlayışına yarar sağlamaktadır!

Mülkiyet konusundaki tıkanıklığın ana sebebi de KKTC'de yapılmış bulunan eşdeğer dağıtımının adil olduğunun bağımsız bir mülkiyet komitesinde teyit edilmesine Sayın Eroğlu'nun karşı çıkması olduğu tarafımızca yeniden öğrenilmiş ve teyit ettirilmiştir. Sayın Eroğlu'nun toprak düzenlemeleri ile ilgili Annan Planı'na benzer bir düzenleme hedeflediğini ifade etmekten kaçmasının da, karşı tarafı bu konuda çözüme değil, katı tutuma iten önemli bir olumsuz tavırdır.

5-   Tek önerisi geçmiş dönemden kalma!

Sayın Eroğlu'nun BM'nin takdirini kazandığını iddia ettiği vatandaşlıkla ilgili toplam rakam yaklaşımı ise, kendinin değil, 2. Cumhurbaşkanı Sayın Talat’ın döneminde ortaya konmuş ve benimsenmiş bir yaklaşımdır. Sayın Eroğlu'nun kendi fikri olan ve müzakerelerde ilerleme sağlayabilmiş tek bir öneri dahi masaya getirmediği bu son değerlendirme ile yeniden açığa çıkmakta ve doğrulanmaktadır.

SORUYORUZ:

SAYIN EROĞLU, KIBRISLI TÜRKLERİ YOK OLUŞA SÜRÜKLEYEN BU SİYASET İÇİN NEREDEN CESARET ALMAKTADIR?

2004 REFERANDUMUNDAN BİR ADIM ÖNDE ÇIKIP ARDINDAN ON ADIM BİRDEN ÖNE GEÇEN KIBRISLI TÜRKLERİ ŞİMDİ BAŞLADIĞI NOKTADAN DA GERİYE DÜŞÜRMEYE KİMİN HAKKI VARDIR?

KIBRIS TÜRK HALKI, BU TEHLİKELİ OYUN KARŞISINDA SESSİZ KALMAYACAK!

CTP-BG, HALKTAN YANA DURUŞUYLA SAYIN EROĞLU’NUN TEHLİKELİ OYUNUNU BOZMAYA DEVAM EDECEK VE HALKIMIZIN YENİDEN DÜNYADAN KOPARILMASINA İZİN VERMEYECEK!

CTP-BG, SAYIN EROĞLU’NUN ÖRDÜĞÜ ÇÖZÜMSÜZLÜK VE İZOLASYON DUVARINI BİR KEZ DAHA YIKIP  YERLE BİR EDECEK!..

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1230 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler