1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. UÇMAKDERE…
UÇMAKDERE…

UÇMAKDERE…

Suriye’nin Türk savaş/keşif uçağını vurduğu gün İstanbul’daydım… Medyanın pompaladığı “savaş hali”nin aksine sokaklarda alabildiğine bir sakinlik… İki büyük köprünün tamirde olmasına karşın (ilk günkü kaosun ardından)

A+A-

 

 

 

 

Suriye’nin Türk savaş/keşif uçağını vurduğu gün İstanbul’daydım…

Medyanın pompaladığı “savaş hali”nin aksine sokaklarda alabildiğine bir sakinlik…

İki büyük köprünün tamirde olmasına karşın (ilk günkü kaosun ardından) trafik bile alışılmadık ölçüde sakin…

“Biz de uçuşa geçelim / sınırı aşalım / İstanbul dışına kaçalım” diye mırıldanıyorum… Ev ahalisi hemen onaylıyor bu kaçışı… “Düşürülme tehlikesi” yok, nasıl olsa!.. Katılım için  tek koşulu, “temiz bir don” olan (daha önceki Gezi Yazılarımda bunun açıklaması var), “Çatlak Turizm” yolcuları olarak hemen arabaya doluşuyoruz… İstikamet Batı Yakası…

Madem ki “Uçuşa geçiyoruz, Uçmakdere’ye gidelim” diyor kardeşim… Daha önceleri gitmek için çok plan yaptığımız; ama bir türlü gidemediğimiz Uçmakdere’ye…(sonrasını düşünürüz…)

Marmara Ereğlisi, Tekirdağ istikametinden Naipköy’e ulaşıyoruz… Kirazlarıyla ünlü küçücük bir köy… Köy meydanının hemen yanında şirin bir “Kır Evi” var… Geniş, gölgeli iç bahçesinde, bölgeye özgü ürünlerin (Ihlamur, kekik, kurutulmuş sebzeler, nar ekşisi, zeytinyağı, çeşitli reçeller, sabunlar vb) satıldığı bölümün karşısında “tandır fırını”… “Fırını yeni açtık” diyor kadın… 300 gramlık etle sunulan “Tandır kebabı”nın porsiyonu 20 Tl… Henüz aç değiliz… Belki dönüşte… Dutlar yere dökülmesin diye ağaçların gövdeleri arasına çekilmiş bez çadırların altında, çay ve ayran içiyoruz… Yerel ürünlerden(dut reçeli, nar ekşisi, ıhlamur, kekik vb.)alıp; yola koyuluyoruz yine…

 

Naipköy

 

 

Yol boyunca ıhlamur hasadı yapan insanlar var… Dalları kesip, bir bezin üstünde topluyorlar, çiçek ve yaprakları… Oldukça zahmetli bir iş… Bundan sonraki durağımız Yeniköy… Şarköy ilçesine bağlı bu köylerin çoğu Şaraplarıyla ünlü… İhraç ürünü kaliteli kirazlarının artık son demleri… “Alacaksanız şimdi alın; dönüşe kalmaz!” diye uyarıyor bizi şirin Trakya şivesiyle köylü çocuğu(haklı olduğunu dönüşte anlıyoruz). Yol boyu uzanan erik, kiraz, ıhlamur, ayva ağaçları ve yükseklerdeki bağlarıyla yemyeşil tepelerden dolanırken Uçmakdere (eski ismi Avdin) köyü çıkıyor karşımıza…

 

Buradan bakınca anlıyorsunuz, Uçmakdere ne demek. (Sol üst köşedeki yamaç paraşütüne dikkat)…

 

 

Köyün girişinde devasa bir anıt çınar karşılıyor bizi… Beş altı kişinin, ellerini açıp ancak kucaklayabileceği bu ağacın gölgesine sığınmış insanlar (bütün yörenin insanları gibi) ıhlamur ayıklamakla meşgul… Köy oldukça küçük… Muhtarlık, cami ve kahvehane iç içe geçmiş gibi… Yolun karşısındaki okul terkedilmiş havasında… Köye daha önce gelmiş olan kardeşim “palabıyıklı yaşlı amca”yı soruyor; ne yazık ki köyün en yaşlısı olan amca ölmüş… Köyün tarihini birinci ağızdan dinleme şansını yitiriyoruz; ama Onun aktardıklarından aklında kalanları anlatıyor kardeşim…

Büyük mübadele(1924) yıllarında Yunanistan’dan gelen Türkler, (buradan Yunanistan’a gönderilen Rumlar’ın yerine) yerleştirilmiş bu köylere…Bölgedeki köylerin  (isimleri dahil) eskiyle bağlantısı bilinçli olarak yok edilmiş; yine de o zamanlardan izlere rastlamak olası… Büyük baskılar sonucu her evde yapılan şarap üretimi kaldırılmış; az sayıdaki yaşlı köylünün yine de O zamanların kültür ve geleneklerinden arındırılamadığını anlamak zor değil… Şimdi giderek (gençlerin terk etmesi sonucu) bu köyler de tükenme sürecinde…

 

 

 

Devasa Anıt Ağaç…

 

 

Kahvelerimizi içtikten sonra yaşlı bir teyzenin buyur ettiği tezgahından biraz kiraz; kekik ve buraların meşhur üzümü Yapıncak yaprağı alıp yola düşüyoruz yine…. Yeşillikler yukarılarda kalıyor artık… Yolun sağı tamamen çıplak sarp kayalık tepeler(Volkanik Ganos dağı’nın etekleri… Marmaranın korkulu rüyası Ganos Fay Hattı bu dağdan almış ismini); sol taraf, giderek düzleşen yeşil uçurumlar ve deniz…  Karşıda Marmara adası… Şimdi daha net görünüyor…  İki kilometre sonra, iyice kıyıya indiğimizde küçük bir limanı andıran plaj ve çınar ağaçlarının altında bir kamp yeri çıkıyor karşımıza… Beş altı küçük sandal ve çakıllık plajda güneşlenen kampçılar dışında sakin bir yer… Denizin kokusu (ve %97’lik oksijen oranı) açlığımızı daha da kamçılıyor… Koyun girişindeki “Ömürün kır kahvesi” yazan küçük restorana gidiyoruz… “Taze balığınız var mı?” sorumuz karşısında somurtan  restoran sahibi pek de sıcak karşılamıyor bizi… Balık ve salata isteyip oturuyoruz… Hava sıcak, soğuk bir bira iyi gider diyorum ama ortada garson falan yok…  Biraz da merakımdan kalkıp mutfak tarafına yürüyorum… Elimde fotoğraf makinesi… Ömür amca “ne istiyorsun?” gibisinden ters ters bakıyor... “Sorun değilse bir fotoğraf çekecektim, Kıbrıs’ta bir gazetede yayınlayacağım buraları” diyorum… Bu arada yanımıza gelen teyze “olur” diyor yumuşak bir sesle… Biraz rahatlıyorum… Fotoğrafı çekip biramı ısmarlayıp masaya dönüyorum…

Az sonra elinde tabaklar, yüzünde gülücüklerle masamıza geliyor yaşlı teyze… Restoran  sahibi Ömür amcanın kız kardeşiymiş… Yıllar önce, gezerken keşfetmişler burayı… Normalde Bakırköy’de kalıyorlarmış… Üç dört ay açık kalırmış orası… Balıklar geliyor; gerçekten taze ve nefis… Karşıdaki Tekel şarap fabrikası terkedilmiş görünümü veriyor… Dönüş yolunda şarap almak için durduğumuz Hoşdere’de aynı görüntü var…Tekel fabrikaları satıldığından bu yana, kocaman tesisler terkedilmiş; işletmeye de  niyet yokmuş… Bu gidiş ve zihniyetle, çok sürmez buralarda bağcılık da şarapçılık da ölür diye düşünüyorum… Yemeğin ardından gittiğimiz Mürefte yolundaki ünlü Kutman şarapçılık’ın durumu da iç açıcı değil… Belki üzüm zamanı olmadığındandır imalathaneler kapalı… Şarap Müzesi’ne çevrilmiş yan bölümün içinde “tadım bölümü” var ama bir tek çeşit dışında şarapları denemek mümkün olmuyor… Gerekçe “tek bir şişe açabiliyoruz” saçmalığı… Eski makineler görülmeye değer olsa da (10 şişe şarap almamıza karşın) oradaki görevlinin soğuk tavrı yüzünden canımız sıkılıyor… Turizmi, şarapçılığı, kültürü ve kocaman bir ülkeyi mahvetmek için iktidarla işbirliği mi yapıyor bu  insanlar diye düşünmeden edemiyorum doğrusu…

 

 

Kutman Şarap Müzesi

 

 

 

 

   

 

 

 

Bu haber toplam 874 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler