1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Üç Dilli Şair: Taner Baybars*
Üç Dilli Şair: Taner Baybars*

Üç Dilli Şair: Taner Baybars*

Gürgenç Korkmazel: Taner Baybars’ın 11-17 yaşlarında yazdığı şiirlerden oluşan ilk şiir kitabı Mendilin Ucundakiler, 1954 yılında Lefkoşa’da Türkçe olarak yayınlandı. İki yıl sonra Londra’ya göç etti.

A+A-

Gürgenç Korkmazel

gurgench@yahoo.co.uk

 

               

 

 

Taner Baybars’ın 11-17 yaşlarında yazdığı şiirlerden oluşan ilk şiir kitabı Mendilin Ucundakiler, 1954 yılında Lefkoşa’da Türkçe olarak yayınlandı. İki yıl sonra Londra’ya göç etti. Bir sonraki şiir kitabı To Catch a Falling Man adı altında 1963’te, Londra’da İngilizce yayınlandı. Ardından, üç şiir kitabı daha, bir roman, bir de otobiyografik anlatı kitabı yayınladı. Ana-dilinde değil ikinci bir dilde yazmayı seçen Borges ve Beckett gibi ayrık’ların safında yer aldı. (Feyyaz Kayacan da üç dilli idi, ama Türkçe ile olan bağını hiç koparmadı.) Sonra, otuz yıldan fazla bir süre yaşadığı Londra’dan ayrılıp, Fransa’ya yerleşti (Saint Chinian)  ve bir süre sonra Fransızca şiirler yazmaya başladı.

 

         Dünyada üç dilde siir yazmış kaç şair vardır?

        

Tabii ki T. Baybars’ın önemi üç dilde şiir yazmış olmasından ileri gelmiyor, dillerle olan ilişkisi önemli; Türkçe, İngilizce ve Fransızcayı şiirinin hizmetine vermesi ve evrensel düzeyde şiirler yazmasıdır.   

 

Eskiden, din üzerinden tanımlardı kendini insanlar, toplumlar. Bir süredir ve günümüzde ulus-milliyet üzerinden yapılıyor bu. Öyle görünüyor ki gelecekte kendilerini dil üzerinden tanımlama yoluna gidecek insanlar. İşte T. Baybars da bunlardan biri. Kökeninden çok, ve ana-dili olmayan, konuştuğu, yazdığı dille tanımlıyor kendini.  

 

Bu yazıda, özellikle külliyatının çoğunu oluşturan İngilizce yazılmış şiirleri üzerinde durmak istiyorum. İlk ingilizce şiir kitabının peşinden, sırasıyla; Susila in the Autumn Woods, 1972; Narcissus in a Dry Pool, 1978 ve Pregnant Shadows, 1981, adlı kitaplar geldi. Ayrıca Nazım Hikmet ile diğer Türk şairlerden yaptığı çeviriler.

 

To Catch a Flaying Man (Gökten Düşen Adamı Tutmak): Bu kitaptaki şiirler, yaşam içindeki doğal olayların mucize gibi algılanması – ‘Köyde Mucize’, ‘Martıları Kandırıp İşletmek’, ‘Yaz Olayı’, ‘İkinci Kiracı’, ‘Gökten Düşen Adamı Tutmak’ gibi şiirlerde olduğu gibi. Betimlemeden çok, şaşırtıcı bir akış içinde kendini sabitlemeye çalışan keşifler, misyonerler, yabancılar... Tutunmaya çalışanlar, kendini kurmaya uğraşanlar, bir şey bekleyenler ve kaçanlarla ilgili:

 

‘Güneşten, çiçek açmış mürverlerden, onlardan

Ve bizi değişmeye zorlayan

Merhametsiz Nisan’dan kaçtım...’

 

Susila in the Autmn Woods (Susila Sonbahar Korusunda): İlkin 10 şiirden oluşan bir kitapçık halinde yayımlandı, sonradan ‘Nergis Susuz Çöl İçinde’ye eklendi. Buradaki şiirler kızı Susila’nın doğumunun ninni, tekerleme, şarkı ritimleriyle kutsanması, kutlanması; şair bir babanın küçük kızına düşkünlüğünün efsunlaşması...

 

Narcisus in a Dry Pool (Nergis Susuz Göl İçinde): Mevsimlerin getirdikleri, düşler ve gündüz-düşleri, aşk ilişkileri, değişim, daima doğaya sıcak bir yakınlık, haiku’lardakine benzeyen bir duyarlılık ve incelikle olay/durum/duygu bildirimleri belirgin bir şekilde anlatıya dayanmış imge merdiveni... ve T. Baybars’ın şiirlerinde sıkca görülen o mistik devinim:

 

‘Haritada gösterilenim ben. Yelkenim. Hareket edenim.’

 

NSGİ çıktığında bu kitap hakkında şöyle yazmıştı Terry Eagleton: ‘Baybars, belirgin ve açık seçiktir... anlam katmanları ile mecaz imgeler arasında sessizliği nasıl kuracağını iyi bilir.’

 

Pregnant Shadows (Gebe Gölgeler): Bu kitaptaki 21 Noel şiiri, Noel’in önceden kutlanmaya başlanması, o dönemdeki dünyanın durumu ve meleklerin modern yaşamdaki yeri temalarıyla, hıristiyan mistisizmin en yoğun olduğu kitap... geriye kalan şiirlerin çoğu ise hep ayrılığa dönük ilişkiler: (acıya yüzü dönük bir sevinç), düş ile gerçek dengesini arama/ bulma hakkında diyebiliriz:

 

‘Hep ellerinden tutmuş bulurum kendimi

Oğlanlarını kaybetmiş kızların: kocalarını

Tekrar geri kazanmaları imkânsız kadınların.’

 

Fox and the Cradle makers (Tilki ve Beşik Yapanlar): Buradaki seri şiirler her şeyden önce bir öykü anlatıyor. Şiirlerdeki kişilerin, lanet, büyü veya kutsamayla geçirdikleri değişimlerin öyküsünü. ‘Eğer bir tilki büyü yaparsa fazla zarar vermez, fakat eğer bir kadın tilki ruhuyla büyü yaparsa, hesapsız zararlara neden olur’ diyen Çin atasözü üstüne kurulmuş neredeyse bu öykü...

 

         Her şiir içinde şairini saklayan bir sandıktır. T. Baybars, sandık içinde sandık. O da, Max Jacop ve Robert Lowell gibi din değiştirip, müslümanlıktan hıristiyanlığa (katolik) geçtikten sonra, hıristiyan mistizmi görülüyor şiirlerinde. Kültürler arası etkileşimlerle zenginleşmiş, Akdenizli imgeler ve renkler kadar Avrupa kıtasından ve denizlerinden doğma imgeler ve renklerle dokunmuş bir şiiri var.

 

         İngilizler’in ‘witty’ diye tanımlandığına yaklaşık bir şiir bu. Felsefik, alegorik, ve mistik bir dille olağanı olağanüstüleştirme, sıradanı sıradışılaştırma ve ilginç olmayanı ilginçleştirme yeteneği yüksek. Entelektüel bir ironi ve kurnazca kavrayışlarla şaşırtcı olduğu kadar, içinden çıkılması zor labirentimsi metaforlarla yolumuzu yitirmemize sebep verip, soğuk bir kuşku içinde de bırakabilir bizi.

 

         Taner Baybars’ın şiirlerinde fazlaca mekan var. Keşif/ kaşif temalı şiirlerde de açıkça görüleceği gibi kendine yeni bir yer, yurt bulma, üzerinde varolabileceği, ayaklarını sağlam bir şekilde basabileceği bir zemin edinme yönelimleri; kendine birden çok vatan yaratma isteği olarak deşifre edilebilir.

 

         Oldukça erotik bir şiir aynı zamanda, ama alışılmamış alegorik giysilerle giydirerek gizliyor erkek ile dişinin çıplaklığını ve birbirlerine yönelen cinsel itkinin gerilimini. Kendine özgü kodlarla kodlayıp, dolambaçlı kanallardan geçirerek, çıplak gerçekliğin sıcak koynuna bırakıyor okuyucuyu... Konu sıcaklıktan açılmışken, T. Baybars’ın şiiri ilk bakışta kuzey yarım küredeki şairlerin serin-soğukkanlı-soğuk şiirlerini çağrıştırsa da, Güney’deki lirizmin o hemen tutuşan, alev alan ve ışıkla birlikte ısıyı da hissettiren enerjisinden alıyor asıl gücünü.

        

Şiirlerin çoğu durum ve devinim şiirleri. Şiirlerde sıklıkla görülen yaratma-yoketme, kurma-yıkma karşıtlığı erotizmin dengi olabilecek bir etki bırakıyor üzerimizde.

 

         Hayvanlardan en çok tilki, kuş olarak kartal ve şahin; ağaçlardan ise meşe ağacı, çiçeklerden de gül ve meyve ağaçlarının çiçek açma, çiçeklenme durumu öne çıkıyor. Tilki, akıl ve kurnazlık yanında, ıssız ve tenha ( hermetik, mistik) bir yaşantıyı da simgeliyor. Meşe ağacı, Keltler’den Duridler’e kadar birçok uygarlıkta kralın, hükümdarın ağacı, krala ait gücün, ayni zamanda ruhsal gücün sembolüydü.

        

T. Baybars bazı şiirlerinde, yeteneği ve zekasını ikinci (hatta üçüncü) bir dilde (annesi ölü olduğuna ve ingilizce ile kendini daha iyi ifade edebildiğine göre, ne kadar ikinci dili oluyor ingilizce, tartışmaya açık) kanıtlamaya çalıştığında, bunu mesele haline getirdiği zaman, zorlama ve yapay dizeler çıkıyor ortaya. Bu dille, dillerle hesaplaşma uğraşının kendini gösterme ve kanıtlama dürtüsünün görüldüğü yerlerde gücünden kaybediyor şiir, inorganikleşiyor.

 

         “Şiirlerini bir ikinci dilde yazmanın güçlüklerini, Taner Baybars’ın mevcut şiir gruplarının baskı ve etkisinden çıkarıp, çağdaşı olan Britanyalı şairler karşısında avantajlı duruma getirdiği ve o, hiçbir zaman, üslup, tarz ya da konu bakımından moda şiir arayışlarını izlemek gibi bir eğilim göstermedi” diyor Howard Sergeant, T. Baybars’ın İngilizce şiirlerindeki özgün yeri üzerine.

 

Mehmet Yaşın’ın çevirdiği Seçme Şiirler’inin (YKY, 1997) Türkçe’de boy göstermesinden sonra, hatta bundan çok da önce başlayan M. Yaşın T. Baybars ilişkisinin etkisiyle; T. Baybars, ilk kitabından, göçten sonra küser gibi olduğu Türkçe’ye tekrar dönmüş, yeni şiirler yazmıştır. Uzun yıllar sonra yazdığı ‘Öğlen Uykusu’ adlı şiirlerini ‘kitap-lık’ dergisinde yayınlayan Enis Batur: ‘Kırk yılda bir Türkçe şiir yazdı, ama kırk yıldır Türkiye’de yazılan şiirlerin çoğundan da iyisini yazdı’ demiştir.

        

T. Baybars’ınki şiire, sanata adanmış bir yaşamdı. Hatta, şiiri ile yaşamı örtüşen, yani yaşamı ile sanatı arasındaki ara’yı kapatmış şairlerden biriydi...   

 


*Bu yazı ilk olarak 2005 yılında ‘Öteki-siz’ dergisinde yayınlandı. Taner Baybars’ın 2. Ölüm Yıldönümü dolayısıyle, onu anmak ve şiirini gündeme getirmek için gerekli ekleme-ve-çıkarmalar yapılarak yeniden düzenlenmiştir. 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1219 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler