1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. UBP NERENİN PARTİSİ?
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Yazarın Tüm Yazıları >

UBP NERENİN PARTİSİ?

A+A-

Evkaf’ın su meselesi olmanın da ötesine geçti yeni su meselemiz… Su gelecekti, geldiydi, borular döşendiydi, su aktıydı-akmadıydı, anlaşma için taslak geldiydi, taslak gittiydi, giden taslak gittiği gibi mi geldiydi yoksa hiç kaale alınmadı mıydı derken Bakanlar Kurulu onayladı ama CTP PM taslağı reddetti. Taslakta kamu-özel ortaklığı olmadığı, belediyelerin hassasiyetlerinin dikkate alınmadığı, özele kaynakların teslim edildiği gibi tepkiler geldi.

Sonuçta Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan taslak CTP PM’nin karşı tavrıyla düzeltilmeye çalışılıyor ama düzeltilip düzeltilemeyeceği, olursa nasıl bir düzenleme olabileceği, ortaya nasıl bir anlaşma çıkacağı veya çıkmayacağı henüz belli değil.

***

Bu süreçte Hükümetin diğer ortağı UBP’nin sorunun bu aşamasında ve aslında her aşamasındaki tavrı çok ilginçtir… Suyun geleceği kararı alınırken sadece ‘su gelsin’ imzasının haricinde hiçbir ayrıntının ele alınmamasından başlıyor sorun… Su gelirken, borular döşenirken, su anlaşma taslağı hazırlanırken takınılan tavır da veya tavırsızlık da dikkate değer… Ve son olarak da Cuma gün toplanan UBP PM’den sonra Genel Başkan Hüseyin Özgürgün’ün açıklamaları da bu ilginçliği devam ettiriyor. Ne diyor Özgürgün; “Sayın Başbakan imzalayacaksa içeriğinde ne olduğu konusundaki tartışma bana göre ikinci plandadır. Sayın Başbakan krizi çözmelidir diyoruz, bunun içeriğini de Başbakan oturur, Bakanları ile belediyeleri ile Türkiye ile çözer, bizim ona itirazımız olmaz. Tamamen krizin çözülmesindeyiz.”

Bu nasıl bir yaklaşımdır anlamak zor. UBP sanki bu ülkenin partisi değil! “Anlaşmanın içeriği bizi bağlamaz” diyor. “Nasıl olursa olsun, yeter ki imzalayalım, Türkiye bize kızmasın!” Su kaynaklarımız elimizden mi gitmiş, belediyelerin etkinliği elden mi gitmiş, olduğu gibi tesislerimizi teslim mi etmişiz hiç önemi yok pozisyonunda UBP… Öte yandan şu da anlaşılabilir tabii Özgürgün’ün açıklamasından; “Biz Başbakan’a sonuna kadar güveniyoruz, o nasıl bir anlaşma yaparsa, nasıl bir imza atarsa atsın, güvenimiz sonsuz” gibi bir anlama da gelebilir eğer “hükümette kalmak istiyoruz” mesajı verilmek isteniyorsa UBP tarafından…

***

Yine de o kadar ‘sorumsuz’ bir hükümet ortağı parti başkanı olamayacağını düşünmek istiyorum ben ama “Biz Sayın Başbakan’ın hükümetine güvenoyu vermiş bir partiyiz, dolayısıyla bu krizi çözmesini de Sayın Başbakan’dan bekliyoruz.” gibi de bir açıklama bana bu düşüncemin geçersiz olduğunu da ispatlıyor. Çünkü bu hükümette CTP’nin de UBP’nin de 5’er bakanı var.

“Başbakan’ın hükümetine güvenoyu verdik demek ne anlama geliyor? CTP de UBP’nin bakanlarına güvenoyu verdi. UBP’nin de bakanları, belediyeleri varken “Başbakan, bakanlarıyla, belediyeleriyle bu işi çözsün” demenin anlamı veya anlamsızlığı nedir! Yani bu hükümetin icraatlarından ne Özgürgün, ne de Talat sorumlu değil mi?

Özgürgün kendini ve partisini neyin dışında tutmaya çalışıyor, “ben her türlü anlaşmayı imzalarım da kabul ederim de…” demek nasıl bir politik geçerliliktir!

-----------------------------------------------------------

Ankara

Ankara’da bir kez daha bombalı eylem gerçekleşti… Yukarıdaki fotoğraf daha önceki bombalı eylemden… Ankara Garı’ndaki bombalı eylem sonrası 109 canın gittiği eylemden… Neden son 28 ölümün gerçekleştiği eylemden fotoğraf değil peki! Çünkü onunla ilgili fotoğrafa ben rastlamadım. Sadece yanan arabaların görüntüsü olan fotoğraflar var. Alışkanlık haline gelmiş benzeri olayların ardından gelen ‘yayın yasakları’, halka doğru bilgiyi vermeyi engelliyor. Sadece Davutoğlu’nun AKP’nin elindeki medyadan ertesi gün “bombayı PYD koydu” açıklaması ve uluslararası ajanslardan gelen PYD’nin “ne bundan önce ne de şimdi böyle bir eylemimiz olmadı” açıklamasını duyduk. Şunu da hatırlatmakta fayda var; AKP ve Erdoğan önceki seçim sonuçlarını iptal edip 1 Kasım seçimlerine giderken “bizi tek başına iktidar yapın ki bu eylemleri sonlandıralım” açıklaması yapmışlardı ama tam tersi bir görüntü çıktı ortaya… Nerdeyse hergün ölüm haberleri, canlı bombalar, araba patlatmalar… Nasıl bir sonlandırmaysa!

--------------------------------------------------------------

ÖNERİ

Acaba!

Araba kundaklamalar, dinamitler, bombalar, silahlar, cinayetler, kadına şiddet! Mahkemelerde her gün gazetelere yansıyan sayfa sayfa adi suçlar… Acaba! diye düşünüyorum bazen; İnsan gazetede bir fotoğrafı çıktığında seviniyor… Bu suçların ardında da böyle bir heves olabilir mi! Yani gazeteye çıkacak diye insan suç işleyebilir mi! Televizyonda görünüp kameraya gülmek için yapabilir mi! Yani adi suçları, mahkeme haberlerini gazetelerde, tv’de yayınlamaktan vazgeçsek suçlar azalır mı!

-----------------------------------------------------------------

MERAK EDİYORUM!

Suç ve nedenleri…

Artık sokaklarda hoparlörle kuran-ı kerim derslerine çağrılıyor, yine kuran-ı kerim dersleri için bildiriler çıkarılıyor, kapı altlarından atılıyor, “abdestli gelin” diye uyarılıyor. Bunları da başka başlıklar altında yapıyorlar, yani “kötü alışkanlıklardan kurtulmak” gibi sunuluyor… Duyuruları yapanların imzaları yok altında… Bununla ilgili yasalarımız ne diyor, “derslere gelin, kuran-ı kerim de hediye edeceğiz” demek, kutsal kitapla insanları kandırmaya çalışmak dinen de caiz mi acaba merak ediyorum!

------------------------------------------------------------------

“Sevdiklerimiz, bizi aldattıkları zaman onları bağışlarız. Aslında en az bağışlanması gereken kişiler onlardır.”
Otto von Bismarck

Bu yazı toplam 1235 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar