1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Tuzla’dan Srebenitza’ya her tarafa ölüm kokusu sinmişti'
Tuzla’dan Srebenitza’ya her tarafa ölüm kokusu sinmişti

'Tuzla’dan Srebenitza’ya her tarafa ölüm kokusu sinmişti'

Kayıplar Komitesi’nin üçüncü üyesi olarak görev yapmakta olan Christoph Girod, savaş bölgelerinde geçen hayatıyla ve Kayıplar Komitesi’ndeki çalışmalarıyla ilgili olarak sorularımızı yanıtladı. Onunla röportajımızın devamı şöyle: SORU: E

A+A-

***  Kayıplar Komitesi üçüncü üyesi, Birleşmiş Milletler Temsilcisi Christoph Girod anlatıyor...

 

“Tuzla’dan Srebenitza’ya her tarafa ölüm kokusu sinmişti...”

 

Kayıplar Komitesi’nin üçüncü üyesi olarak görev yapmakta olan Christoph Girod, savaş bölgelerinde geçen hayatıyla ve Kayıplar Komitesi’ndeki çalışmalarıyla ilgili olarak sorularımızı yanıtladı.

Onunla röportajımızın devamı  şöyle:

 

SORU: Evet, toplu mezarları zapt-u-rapt altına alamadılar orada henüz... Lübnanlı bir gazeteci yazmıştı bana nasıl yardımcı olabiliriz diye... Lübnan’da “kayıp” yakınları yakın geçmişte Kıbrıs’a da geldi, onlarla da görüştük...

CHRISTOPH GİROD: Evet, iki yıl kadar önce Lübnan’a gittiğimde işte bu “kayıp” yakınlarının örgütü davet etmişti beni – burada bir sunuş yapmıştım. Çok yazık, bu konuda birşeyler yapılmasını isterdim çok... Şu anda Orta Doğu’da neler olup bittiğine bir bakmak lazım, özellikle Suriye ve çevresine bakmak lazım. “Kayıplar” konusu buralarda gelecekte ne anlama gelecektir, ona da bakmak lazım... Belki birşeyler başlar bu konuda...

 

SORU: Srebenitza’dan da söz eder misiniz?

CHRISTOPH GİROD: Srebenitza büyük bir travmaydı – yalnızca “kayıp” yakınları değil, aynı zamanda Uluslararası Kızılhaç Örgütü çalışanları ve herkes de şok geçirmişti – insanlar travma geçirmişti...

Başlangıçta “İşte hayattadırlar, yakında onları ziyaret edeceksiniz” falan diyorlardı – bunların yalan olduğunu tahmin ediyorduk. Tümünün de katledilmiş olabileceğini düşünüyorduk. Sonra katliamdan hayatta kalanlar ortaya çıkmaya başlayınca, oraya insan gönderdik, onlarla konuşmaları için... Çok travmatik bir olaydı.

Bundan birkaç ay sonra Srebenitza’ya doğru gittiğimi hatırlıyorum – ölülerin kokusunu alabiliyordum. Biliyorsun, ölü insanların bir kokusu vardır, bunu başka birşeyle karıştıramazsınız, ölümün kokusudur bu – ve o bölge ölüm kokuyordu... Her tarafa sinmişti bu ölüm kokusu, taa Tuzla’dan Srebenitza’ya kadar... Çok güçlü bir ölüm kokusuydu... İnanılmaz birşeydi. Hiçbir zaman bunu unutmayacağım.

En azından şimdi bu insanların kimliklerini saptamaya çalışıyorlar. Ama tüm bunlar insanı düşündürüyor: Uluslararası hukuk nedir? Bizim yaptığımız nedir? Gerçekten yaptıklarımız işe yarıyor mu? Böyle düşünüyorsunuz. Bu olayların önüne geçilemiyor, hiçbir zaman da geçilemeyecek... Ve “Ben ne yapıyorum? Yaptığım şeyler  hiç işe yarıyor mu acaba?” diye düşünüyorsunuz. Ancak Uluslararası Kızılhaç Örgütü ya da uluslararası örgütler olmasa, durum daha da kötü olurdu. Tek teselli bu yani, tek söylenebilecek şey...

 

SORU: Bosna’dan sonra nereye gittiniz?

CHRISTOPH GİROD: Cenevre’ye gittim, çeşitli projelere başkanlık ettim... Mesela Cenevre Konvansiyonu’nun 50nci yıldönümü kutlamalarının iletişim projesini yürüttüm, bunlar güzel şeylerdi, farklı bir şey yapıyordum... Kurumsal iletişimle ilgili şeyler yapıyordum ancak tüm ilginçti... Bunları teklif etmişlerdi bana, ben de kabul etmiştim.

 

SORU: Bir yerde kendinizi, ruhunuzu “korumayı” öğrenmeye başlıyordunuz...

CHRISTOPH GİROD: Tam olarak öyle yani... Kesinlikle... “Evet, şimdi biraz uzaklaşmak lazım” diye düşünmüştüm... Bir başka proje de yürütmüştüm, Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün iç yönetiminde değişikliklerle ilgili bir projeydi bu. Sonra Şirket Kaynakları Müdür Yardımcılığı’na atandım – insan kaynakları, fon toplama, lojistik gibi konular üzerinde çalıştım. İlginçti evet ama dar anlamda insani konulardan çok yöneticilikle ilgiliydi tüm bunlar. Ancak burada da iç yönetim konusunda çok şey öğrendim, dev bir örgütü nasıl idare etmek gerektiğini öğrendim... Çok ilginçti. Sonra da Washington’a gittim, Uluslararası Kızılhaç Örgütü Misyon Başkanı olarak gittim Washington’a. Guantanamo Üssü açıldıktan hemen sonraydı... Guantanamo’yla ilgileniyordum, Guantanamo’ya ziyaretler düzenliyordum. Ben de ziyaret ediyordum...

 

SORU: Hangi yıldı bu?

CHRISTOPH GİROD: 2002 yılıydı... 11 Eylül 2001 saldırısından sonraydı, Afganistan’la savaşmaya başlamışlardı, Ocak-Şubat 2002’de de Guantanamo’yu açmışlardı. Ben de burası açıldıktan hemen sonra Washington’a gitmiştim.

 

SORU: Guantanamo’ya gitmiş miydiniz?

CHRISTOPH GİROD: Evet, birkaç kez gittim Guantanamo’ya...

 

SORU: Nasıldı Guantanamo?

CHRISTOPH GİROD: Hapishane gibiydi...

 

SORU: Guantanamo tam olarak nerededir?

CHRISTOPH GİROD: Küba adacıklarındadır – ABD’nin askeri bir üssüdür. Guantanamo Körfezi’nde askeri bir üsleri var ABD’nin – kıyıdadır... Önceleri Küba’dan kaçan göçmenler için kullandıkları yapıları kullanıyorlardı – sonra daha “düzgün” bir yapı inşa ettiler, maksat bu tutukluları koyacakları bir yer yapmaktı. Yani bir hapishane inşa ettiler. Bu konuda herşey söylendi, herşey yazıldı, fotoğraflar yayımlandı... Guantanamo’yla ilgili öyle büyük bir sır yok yani artık...

 

SORU: Neden Küba’da yaptılar bu hapishaneyi?

CHRISTOPH GİROD: ABD’nin yargı sistemi dışında tutabilmek için bu tutukluları, böyle bir yer seçtiler. Sanırım güvenlik gerekçeleriyle onları Afganistan’da tutmak istemiyorlardı – saldırıya uğrayıp tutukluların serbest bıraktırılabileceğinden korkuyorlardı belki de. Onları Afganistan’dan çıkarmak zorunda hissettiler kendilerini. Ancak bu tutukluları ABD topraklarına götürmek de istemiyorlardı, o zaman duruşma, avukatlar vesaire işin içine karışacaktı. Kendilerine göre böyle bir yere götürüp “akıllıca” davrandılar – kendilerine göre yani...

Esas sorun şuydu: Bu tutuklular için hiçbir hukuki çerçeve yoktu! Bu yasadışı bir karadelikti... Çok büyük sorunlar yaşadık, o dönemin Bush yönetimiyle çok büyük sorunlarımız oldu. Ancak ilginçti – şu bakımdan ilginçti, bir süpergücün savaşa nasıl katıldığını izlemek ilginçti... Guantanamo vardı, Irak’ta da savaş vardı, savaş sonrası vardı... Washington’un nasıl çalıştığını izlemek benim için ilginçti. Bu işi çok sevmiştim – son derece siyasi bir işti – Washington’da herşey politiktir, köpeğini bile dolaştırsan Washington’da, o da politiktir – Washington’da herşey politikayla ilgilidir... İlginç zamanlardı bunlar...

Ve sonra Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nden ayrıldım. Yıllardır hayatımı değiştirmek istiyordum, artık zamanının geldiğini düşünüyordum. 2004 yılıydı... ABD’de kaldım, Johns Hopkins Üniversitesi’nde Uluslararası İnsani Hukuk dersleri veriyordum...

 

SORU: Bu üniversiteyi ziyaret ettiydim bir ara...

CHRISTOPH GİROD: ABD’de nasıldır bilirsiniz, üniversitedeki insanlar yalnızca gençlerden oluşmuyor, farklı yaşlardan, farklı mesleklerden insanlar da vardı ders verdiğim sınıfta. Mesela deniz kuvvetlerinden gelenler vardı. Ben Afganistan’da bulunmuştum, başka yerlerde bulunmuştum, bu yüzden gerçek olaylarla ilgili konuşabiliyorduk. Bu da çok ilginçti. Çok hoşuma gidiyordu bu dersler. Sonra ailemle birlikte bir dünya turuna çıkmaya karar verdik. Şunu söylemeyi unuttum: Tüm bu yıllar boyunca bekardım ancak Cenevre’de geçirdiğim son yıllarda Catherine’le tanıştım, bir kızımız oldu, kızımızla birlikte gitmiştik Washington’a. Washington’da bir de oğlumuz olmuştu... Kızım Estelle şimdi 11 yaşında, oğlum Anthony de yakında 8 yaşında olacak.

Dünya turuna çıkmaya karar verdiğimizde Anthony henüz yürüyemiyordu bile, bir yaşından küçüktü yani. ABD’den ayrıldık ancak Batı’ya doğru gittik. California’ya gittik, sonra da arkadaşlarımızın bulunduğu pek çok ülkeye gittik. Fiji adasına gittik, orada bazı arkadaşlarımız vardı, onlar da tekneleriyle dünya turuna çıkmışlardı. Sonra Yeni Zelanda’ya gittik, Washington’da tanışmış olduğumuz arkadaşlarımız vardı orada, onlarla birlikte kaldık. Sonra Tayland’a, Vietnam’a gittik, sonra tekrar Tayland’a gittik ve en sonunda Fransa’ya döndük. Şimdi evimiz Fransa’dadır ama o zaman dünya turundan Fransa’ya döndüğümüzde gidecek bir yerimiz yoktu... İşimiz de yoktu... İşsizdik... Aslında biz bu dünya turundayken, Kıbrıs’taki Kayıplar Komitesi’nde üçüncü üye olarak görev yapacağım bu iş teklif edilmişti bana – ancak bu konu ertelenmişti çünkü Sekreterya’nın ele alması gereken başka konular vardı. Sanırım gıda skandallarıyla falan uğraşıyorlardı o dönem...

Bu arada benim bir iş bulmam gerekiyordu – Cenevre’de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nde bir iş buldum. Aynı dönemde Fransa’da bir ev satın aldık, Cenevre’ye yakındı bu ev... Cenevre gölüne yakındı... Evimiz Cenevre’ye 25 kilometre uzaklıktadır. Eşim de benim gibi hem Fransız, hem İsviçreli...

Sonra Kıbrıs’taki bu iş yeniden ortaya çıkınca ailemle birlikte buraya geldik, Kıbrıs’a... 2006 yılının yaz aylarında geldik Kıbrıs’a. 2 Temmuz 2006’da Kıbrıs’a gelmiştim – 3 Temmuz’da da Kayıplar Komitesi’nin himayelerinde Talat ile Papadopulos bir toplantı yapmıştı – kayıplarla ilgili çalışmaları başlatmak içindi bu toplantı ancak aynı zamanda müzakereler için de bir aradaydılar. Gambari de dört gün sonra adaya gelmişti.

Gelişim böyle oldu... Beş yıldır Kıbrıs’tayım. Kıbrıs’ı seviyoruz... Benim bir ailem olduğu için, bir aile için çok iyi bir yerdir Kıbrıs... Tabii çözülmemiş bir sorun var, Kıbrıs sorunu – bu sorunu biliyorum, tüm yıllar boyunca bu benim işimdi Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nde ancak çözümlenmemiş bir sorun olmasına karşın, aynı zamanda bir güvenlik sorunu da yok çünkü savaş yok, karşılıklı ateş açmalar yok, ateş-kes var. Çocuklarımı büyütmek anlamında mükemmel bir yer Kıbrıs’ta görev yapıyor olmam – sıcak savaşın ortasında değiliz çünkü...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 747 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler