1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. TÜRKÜLER TÜL KANATLI KUŞLARA BENZER ÖTERLER COĞRAFYASIZ…
TÜRKÜLER  TÜL KANATLI KUŞLARA BENZER  ÖTERLER COĞRAFYASIZ…

TÜRKÜLER TÜL KANATLI KUŞLARA BENZER ÖTERLER COĞRAFYASIZ…

Ve bu ‘‘coğrafyasız öten tül kanatlı - kuş kökenli türkülere’’ bir örnek olarak da, sözel kültür ürünlerimiz içerisinde artık bir efsane haline dönüşen Arap Ali Ağıdı ya da bir diğer ismiyle Mağusa Limanı ağıt - türkümüzü paylaşmak isterim

A+A-

akışkan ve yapışkandır sözel kültürler
ve türküler
tül kanatlı kuşlara benzer
öterler coğrafyasız…

 

Bülent Fevzioğlu

 

30’a varan çok değerli kitaplarıyla kültürel - zihinsel arşivlerimizi zenginleştiren ve halkbilim çalışmaları üzerine izi silinmez bir Başparmak Damgası olan araştırmacı yazarımız Mustafa Gökçeoğlu’nun çok sevdiğim bir sözü var ki, şöyle der:

- ‘‘Sözel kültürler, akışkan ve yapışkandır…’’

Bu genellemeden hareketle ve özelde türkülerden yola çıkarak ben de;

- ‘‘Tül kanatlı kuşlara benzer türküler, öterler coğrafyasız’’ diye, eklemek isterim naçizane…

Ve bu ‘‘coğrafyasız öten tül kanatlı - kuş kökenli türkülere’’ bir örnek olarak da, sözel kültür ürünlerimiz içerisinde artık bir efsane haline dönüşen Arap Ali Ağıdı ya da bir diğer ismiyle Mağusa Limanı ağıt - türkümüzü paylaşmak isterim…

Bazı türküler var ki; kimi zaman Geleneksel, kimi zaman Anonim olarak tanımlanırlar… Ve aslında Geleneksel ile Anonim birbirlerinden ayrı değil, birbirlerine aynı kelimelerdir. 

Yani söz yazarı ile bestecisinin kim ya da kimler olduğu hiç bilinmeyen…

Günümüzde bir efsaneye dönüşen Arap Ali Ağıdı ilk haliyle bizde, halkbilim araştırmacılarımızdan Mahmut İslâmoğlu’nun kaynak kişi olarak Zehra İbrahim - İbrahim’den derlediği sözlerle görülür.

60’lı yılların sonlarında derlenen bu ağıt türkü Yılmaz Taner tarafından notaya alınır ve yine 1979 tarihli İslâmoğlu - Taner ortak çalışması olarak  “Kıbrıs Türküleri ve Oyun Havaları” adlı kitapta, şu sözlerle günümüze ulaşır…

ARAP ALİ AĞIDI

Meyhaneden çığdım sağ selamed
Yan tarafıma bağdım kobdu gıyamed
Uyan Ali’m uyan uyanamaz oldun
Yeni gamalara dayanamaz oldun

Meyhaneye girdim üş gonyag işdim
Düşmannarı gördüm gendimden geşdim
Yedi süngü yedim sekizde düşdüm
Uyan Ali’m uyan uyanamaz oldun
Yeni gamalara dayanamaz oldun

Meyhaneden çığdım yan basa basa
Ciğerlerim döküldü gan kusa kusa
Ölümüme sebep oldun Mağusa…

Yılmaz Taner’in notalarından hareketle ve kitapta yer alan sözlerle Arap Ali Ağıdı’nın bizdeki müzikal yorumla ilk ses kaydı ise Türk halk müziğimizin duayeni Turgay Salim (Hoşsöz) tarafından 1982 tarihli Kıbrıs Türküleri adlı kasetinde yer alır…   

Ve 1979 tarihli İslâmoğlu - Taner ortak çalışmasının üzerinden, 13 yıl geçer…

13 yıl sonra bu kez, Fatih Dölek - İlker Dölek kardeşlerin hazırladığı ve KKTC Milli Eğitim Bakanlığı’nın 23’ncü yayını olarak 1992 yılında yayınlanan Kıbrıs Türk Halk Müziği adlı kitapta Mağusa Limanı Limandır Liman ağıt türküsü yayınlanır.

Mustafa Gökçeoğlu’nun kaynak kişi olarak Hasan S. Aşkar’dan derlediği yeni ezgiyi (merhum) Fatih Dölek, şu sözlerle notaya taşır.

MAPUSA LİMANI LİMANDIR LİMAN

Hey…
Mağusa limanı limandır liman
Aman aman
Beni öldürende yoktur din iman

Uyan Ali’m uyan uyanmaz oldu
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldu

İskele’den çıgdım yan basa basa
Mağusa’ya vardım gan kusa kusa

Ölür oldum hey hey bak neler oldu
Elbiselerim da gan ila doldu

Mağusa limanından aldılar beni
Üç mil uzağına addılar beni
O kâfir İngilizler vurdular beni
Uyan Ali’m uyan uyanmaz oldu
Yedi süngü yarasına dayanmaz oldu…

Özünde aynı olup, sözlerinde farklılıklar bulunan bu ağıt – türkümüze konu olan Arap Ali’nin kimliğine gelince…

1914, Limasol (Leymosun) doğumlu olan Ali, ‘Arap’ lâkabını, teninin rengi nedeniyle ‘‘Arap Mahmut’’ diye anılan babasından alır ve çocukluğu da Arnavut Mahallesi’nde geçer...

Poli köyünden Seniha Hanım ile evlenen Arap Ali, çocukluğundan gelen ele avuca sığmazlığı, gözünü budaktan sakınmaz kavgacı yanına karşın her daim haklının  - güçsüzün yanında duruşu, cebindeki üç-beş kuruşu bölüşmekten çekinmeyen bonkörlüğü, olanca hırçınlığına karşın kirlenmemiş yüreği ve de olmazsa olmaz konyağı – meyhane müdavimliği ile anılan bir liman hamalıdır…

Yıllar içerisinde üç oğlu olur…

Şinasi, Mustafa ve Önder

Ve şimdi…

Üç çocuk babası Arap Ali’nin doğup büyüdüğü Limasol’dan neden ayrıldığı, keza, İkinci Dünya Savaşı’nın o har-gürü içerisinde de Mağusa’ya niçin geldiği, sorulursa:

Çünkü:

Mağusa’ya gelmezden çok kısa bir süre önce; Limasol limanının bir akşam paydosunda işveren, diğer hamallarla birlikte gün boyu çalıştırdığı birkaç delikanlının gündeliklerinden kesinti yapınca, bu adaletsizliğe göz yumamayan Arap Ali ‘‘hepimiz aynı yükü taşıdık, siz durun gençler’’ der ve bodoslama! işverenin üzerine yürür…

Sonrası kavga, yumruk…

Sonrası; üç-beş ay tutukluluk…

Ve cezaevi sonrası bir kış gecesinde, işverenin, limanda yükü ile bağlı servetlik mavnasındaki su tıpalarının deniz kısmından sökülerek, batırılması…

Hiç kimse, ötekine, ‘‘mavnayı kimin batırdığını?’’ sormadı bile…

Ve zaten inkâr bile etmedi, Arap Ali de!

Limasol’dan ayrılıp Mağusa’ya gelmesinin öyküsü, budur özetçe…

İkinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü günlerdi…

Mağusa limanındaki yük vapurları, İngiliz ordusunun Kıbrıs’ta izinlendirilmiş -  dinlenmiş askerlerini alıp götürmekte, yerlerine, farklı cephelerden yorgun ve yaralı olanlarını getirmekteydi…

Mağusa’da en çok, İngiliz ordusunda görevli ‘‘Hintli’’ askerler bulunuyordu…

Ve yine Mağusa, her köşede bir başka meyhanesi ile ünlü, sahil kasabasıydı…

Meyhanesi, limanı, hamallığı…

Tam da Arap Ali’likti yani…

Günümüzden 74 yıl evveldi, 1943 yılının yorgun bir akşam vaktiydi…

Ve Mağusa’daki meyhanelerin birinde, o yorgun akşam vakti kopar, malûm kıyamet…

Yıllar ve yıllar geçer aradan sonra…

Arap Ali’nin oğullarından, TÜRK-SEN eski Başkanı Önder Konuloğlu

 şöyle anlatır duyduğunca, o akşamki kıyameti:

‘‘Yaptığımız araştırmalarımızda, o günlerde İngiliz askerlerine şoförlük yapan bir Rum’u bulduk. Rum şoför, yaşanan olaylara göz tanıklığında bulunan biri idi. Dedi ki:

‘‘Meyhanenin içinde bir kavga koptu. Baktım, 6-7 tane Hintli asker bir adamın üzerine saldırır… Adam, eline geçirdiği sandalyeyi yere vurup parçaladı ve parçalanan sandalyenin ayaklarını iki eline alıp, girişti Hintlilere… Yedisini birden meyhaneden sürerek, attı sokağa…’’

Arap Ali, ertesi akşam aynı meyhaneye gider yeniden…
Göz tanığı Rum şoför, bir sonraki geceyi de şöyle anlatır:

‘‘Ve yine, Hintli askerler de geldi ertesi gece…
Fakat bu kez süngüler takılıydı tüfeklerinde…
Müdahale edemezdim, çünkü yanlarında çalışan şoförlerinden biriydim…
İlk geceki kavganın neden çıktığını hiç bilmiyorum…
İkinci gece yine tutuştular kavgaya…
Bu kez, süngü üstüne süngülediler adamı…
Çok kan kaybediyordu…
O yaralı haliyle, bir iple, arabanın arkasına bağladılar onu…
Çekip götürdüler sonra kendini, bugün, Salamis Otel’in bulunduğu ormanlığa taraf… Ve orada öldürdüler kendini…’’

Hani, ağıt - türkülerin birinde ‘‘Üç mil uzağına attılar beni’’ cümlesi var ya…
Bu ‘‘üç mil uzaklık’’, Rum şoförün dediği Salamis bölgesi ormanlığı, olamaz mı acaba?

Arap Ali ağıt - türküsünü kimin yazdığı, bestelediği hiç bilinmiyor…
Anonim, gelenekseldir…

Bilinen, Arap Ali ağıt-türküsünün ilk kez 1959 yılında ve Pakistan baskısı 78 devirli taş bir plakta, Kerkük’ün ses bayraklarından Abdulvahit Kuzecioğlu  tarafından Meyhaneye Girdim Üç Konyağ İçtim adıyla okunmuş olduğudur…Yani bizde, İslâmoğlu - Taner ortak çalışmasından te 20 yıl önce!
Ya da, Arap Ali’nin katledildiği 1943 yılından, 16 yıl sonra…
Kerkük varyantında ise şöyle söylenmektedir:

MEYHANAYA GİRDİM ÜÇ KONYAĞ İÇTİM

Meyhanaya girdim üç konyağ içtim
Düşmanlarım görüb kendimden geçtim
Yeddi piçag yedim sekkizde düştüm
Oyan Ali’m oyan oyanamaz oldum
Yeddi piçag yarasına dayanmaz oldum

Meyhanadan çıktım yol basa basa
Kül oldu ciğerim kan kusa kusa
Beni yardan edeni zalim Mağusa
Oyan Ali’m oyan oyanamaz oldum
Yeddi piçag yarasına dayanmaz oldum

Mağusa denizi limandır liman
Atrafını sarmış bir kara duman
Beni yardan edeni bulmasın iman
Oyan Ali’m oyan oyanamaz oldum
Yeddi piçag yarasına dayanmaz oldum

Kerkük hoyratları arasında yer alan bu ağıt türkümüzün Kerkük’e nasıl gittiği, Abdulvahit Kuzecioğlu’nun (d. 1924 ö. 29 Haziran 2007) nereden ve nasıl bulup seslendirdiği ise şimdilik bir muamma…

Peki ya Seyfettin Sucu tarafından seslendirilen ‘‘Mezarımın Taşı Urfa’ya Karşı’’ türküsünde geçen şu sözlere ne diyelim?

‘‘Meyhaneden çıktım yan basa basa
 Yüreğimden hançer yedim kan kusa kusa
 Bana sebep olan Antep'li Musa…’’

Hadi; Urfa’dan geçip, Silifke yöresine de uğrayalım biraz…

Silifke yöresinin Zeytin Dağları adlı türküsünde okuduğumuz bu dizeler, yalnızca Arap Ali ağıt - türkümüzü mü çağrıştırıyor bize?
‘‘Hanaylar yaptırdım döşemedim…’’ adlı bir diğer ağıt-türkümüzden de esintiler, yok mu içinde?

‘‘Zeytin dağlarında tabakam kaldı
Dört yanıma baktım, karakollar aldı
Ali’m kırk kişiden bir haber aldı…

Uyan Ali’m uyan, uyanamaz oldun
Keskin kamalara dayanamaz oldun…

Odalar yaptırdım bir uçtan bir uca
İçinde yatmadım üç gün üç gece

Uyan Ali’m uyan, uyanamaz oldun
Keskin kamalara dayanamaz oldun…’’

Dedik ya:

- akışkan ve yapışkandır sözel kültürler
ve türküler
tül kanatlı kuşlara benzer
öterler coğrafyasız…

 

 

 

Bu haber toplam 1566 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 328 Sayısı

Adres Kıbrıs 328 Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler