1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Türkiye’den Kıbrıs’a bir başarı öyküsü
Türkiye’den Kıbrıs’a bir başarı öyküsü

Türkiye’den Kıbrıs’a bir başarı öyküsü

Türkiye’den Kıbrıs’a bir başarı öyküsü

A+A-

Stella Aciman

Gin. Opr. Dr. Vesile Vehbi, 1946 yılında Ordu’da doğdu… Erenköy Kız Lisesi ve ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. 1969 yılında mezun olduğunda O artık bir kadın doğum doktoruydu. İstanbul Zeynep Kamil Hastanesi’nde ihtisasını yaptı ve 1974 yılında uzman oldu. O yıllarda eşi Ergün Vehbi ile Kıbrıs’a geldi. Bir yıl Lefkoşa Devlet Hastanesi’nde çalıştıktan sonra bu görevinden ayrıldı ve 17 yıl Akgünler Kadın Doğum Kliniği’nin kurucusu ve yöneticisi olarak binlerce doğum gerçekleştirdi. Günü geldi, çocuklarının üniversite eğitimleri için yolu İstanbul’a düştü. Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi, kadın doğumdan sorumlu başhekim yardımcılığı, Kartal SSK Hastanesi başhekimliği, Tuzla Devlet Hastanesi’nde kadın doğum uzmanlığı yaptı. Başhekimliği döneminde; Erenköy Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi, Samandıra, Sultanbeyli Dispanserleri, Tuzla İçmeler Devlet Hastanesi, Kartal SSK Yoğun SSK Hastanesi 2001 yılında İSO 2001 ödülünü aldı. 1993 yılında Kıbrıs Fullbright bursu ile Boston Harvard Üniversitesi’nde, kadın kanserlerinin erken teşhis metotları üzerine çalıştı. 1999 yılında Boston Tufts Üniversitesi’nde Hospital Management eğitimi aldı… O, okumaya, araştırmaya, yazmaya doyamayan bir kadın… O kadar ki; 9 Temmuz’da YDÜ’nin Eczacılık Fakültesi’nin,  tedavi edici bitkiler bölümünden yüksek lisans diplomasını aldı. Gelin, şimdi biraz da sözü O’na bırakalım ve doktorluğun dışında ilgilendiği şifalı bitkileri, yazdığı kitapları dinleyelim…
KKTC’nin Yabani Çiçekleri ve Tıbbi Bitkileri adlı kitabı ne zaman yazmaya karar verdiniz?
1975 yılında Kıbrıs’ta geçirdiğim ilk ilkbaharda çevredeki yabani çiçek bolluğu ve havadaki nefis bahar kokusu beni hayrete düşürmüştü. Evet, o zamanlar çok fazlaydı bu bitkiler ama şimdi çok azaldı. Kıbrıs bir bitki cennetiydi. Zaman içinde çevreyi tanımaya başladım ve aşağı yukarı 10 yıl bu kitabı hazırlamayla uğraştım. Bu yapılması gereken bir görevdi benim için çünkü Türk tarafında hiçbir kaynak yoktu. Bu bitkilerin tanıtılması gerektiğini düşündüm. Mesleğim dolayısıyla uzak yerlerde gönlümce dolaşamıyordum. Üstelik çiçeklerin ömürleri o kadar kısaydı ki… Resmini çekmeye niyetlendiğiniz bir bitkiyi, bir hafta, on gün sonra artık göremiyordunuz.
O güne kadar böyle bir çalışma neden yapılmamış?
Bence sebepler şunlardı; Kıbrıs’ta insanlar zaten bu doğal çevrede doğup yaşıyorlardı, dünyanın her yerinde de nasıl olsa bunlar vardır diye düşünebilirler. Kıbrıs Rum idaresinin senelerce Kıbrıs Türk’üne uyguladığı tecrit yaşantısı dağlarda, ovalarda güvenlik içinde dolaşamama ve nihayet varoluş mücadelesi veren bir toplum için yabani çiçeklerle ilgili kitap yazmak belki de bir lükstü. Çevrecilik anlayışının, bütün dünyada olduğu gibi yeni bir kavram oluşu, kaybedilen yeşil alanların neticede nelere mal olacağının henüz yeterince farkına varılamamış olması gibi…

ADAMOTU-KANSER İLİŞKİSİ

O yıllarda çok fazla şifalı bitkiler var mıydı Kıbrıs’ta?
Çok vardı, hatta nesli tükenmeye yüz tutmuş birçok bitki sereserpe ortalıkta duruyordu. Mesela; halk dilinde adamotu denilen bir bitki -ki Türkiye’de kaybolmaya yüz tutmuş- kuzey sahil boylarında çok sayıda bulunuyordu. Çok meşhur bir ottur, kökünden sakinleştirici yapılıyor ve son yıllarda kanser tedavisi için üzerinde çalışılan bir bitki. Kökünü çıkarmak çok zor… Bir inanışa göre o kökü çıkarmak uğursuzluk getireceği için koparılacak kökü köpeğin kuyruğuna bağlanıyor ve köpek hareket edince kök yerinden çıkıyor… Yani uğursuzluk gelecekse köpeğe gelsin diye düşünülüyor.
Şimdilerde ne durumda bu bitki?
Çok azaldı çünkü bütün adamotu alanlarında yapılaşma oldu. Yalnız o da değil… Kekik, adaçayı bile çok azaldı. Mesela ben Kıbrıs’ta orkide olduğunu ilk defa Türkiye gazetesinde çıkan bir yazıda okumuştum. Bizim Türkiye’den gelen göçmenler bu orkideleri toplayıp Türkiye’de o zaman 250 TL.’ye satıyorlarmış ki iyi bir paraydı. Dönemin Orman İdaresi müdürüne telefon açıp durumu anlattım ve “tabiat varlıklarını koruma kanununuz yok mu?” diye sordum. Müdür ilk defa duyduğunu ve öyle bir kanunun olmadığını söyledi. Kapadık telefonu, aradan yirmi dakika geçti, müdür aradı, “İngiliz’den kalan öyle bir kanun varmış” dedi. Tabii yalnız bilinçsiz yapılaşma da değil endemiklerin yok olmasının sebebi. Çiçeklerin koparılması ikinci önemli bir sebep… Çiçeklerin koparılması tohum salmasını engelliyor. Nergis doluydu bir zamanlar, şimdilerde köyün adı kaldı sadece. Her kesilen nergis yeni nergislere engel oluyor. O kökten ikinci bir nergis yapıyor ama çiçek solup bittikten sonra kök ancak doğurgan hale geliyor. Nergisin ve lalenin çiçeğinin tohumları da çiçek haline geliyor. Orkideleri doğal yerlerinden söküp bahçelerine diken insanlar var. Hâlbuki tutmaz, çünkü o seneler içinde yerini buldu, yerini seçti. Kum zambakları için de aynı durum söz konusu… Boşuna sökmeyin, tutmaz…

LAVANTA KOLONYASI

Lavanta bitkisiyle ilgili projenizden söz eder misiniz?
Bir lavanta tarlası ve arı kovanlarıyla, halka açık bir yer yapmak istiyorum. Fransa’da Provence Bölgesi, İngiltere’de Norfolk Bölgesi bunu başarmışlar. Adamlar bir lavanta tarlası yapmışlar, kilometrelerce… Suyunu çıkarıyor, parfümünü elde ediyor, reçelini yapıyor. Bütün yan ürünlerini satan dükkân kurmuş, insanlara dinlenme alanları hazırlamış. Mesela Kıbrıs’a özgü lavantanın kolonyası neden olmasın ki? İşte bu tür şeylerle tanıtım yapılabilir. Kıbrıs’ta arazi çok, lavanta çok su isteyen bir bitki değil. Kireçli toprak ve güneş seviyor, yani her şey var burada.
Bitkilerle uğraş mı, ikinci bir üniversite okumayı gündeme getirdi?
Kitabın genişletilmiş ikinci baskısı gündemde olunca bu işin bir de ilmi tarafını öğreneyim istedim. Eczacılık fakültelerinde şifalı bitkilerle ilgili dersler var. Alıyorlar kitabı Latince adlarını ezberliyor ama bitkinin aslını görmüyor bile.
Şifalı bitkilere çok fazla ilgi başladı, herkes şifacı kesildi, doğru bilgileri kimlerden alacağız?
Maalesef Türkiye’de bu alanda çok fazla şarlatan ortaya çıktı. O kişilerin aldığı eğitime bakılacak öncelikle. Bir de bitki biliminde babadan çocuğa geçme diye bir şey var. Örneğin Iğdır’da çalıştığım yıllarda her gittiğim yerde şifalı bitkileri kim satar diye soruyordum. Karabulak ilçesinde Hekim dedikleri bir adam vardı. Bu adamı buldum. Eğitimini sordum. İran’da şifalı bitkiler çok kullanılıyor, orada öğrendim dedi. Sabah altıda gelin kızım Rabia ile çıkın toplayın dedi. Çıktık topladık. Rabia otların hepsini tanıyordu. Bu adama, Türkiye’nin birçok yerinden hastalığına çare arayan insanlar geliyor. İşte bu adam biliyordu.

GÜNEY’DE BOTANİK BAHÇESİ

Güney’de durum nedir?
Pirgo’da Afrodit’in hamamı var. Orada bir dağ var ve üzeri şifalı otlarla dolu. O dağı olduğu gibi botanik bahçesi yapmışlar. Yani kendi başına yetişen şifalı bitkiler orada var, ilave olarak dikmişler. Üzerlerine Latince isimlerini, ne işe yaradıklarını falan yazmış. Şimdiye kadar gördüğüm en güzel botanik bahçesi diyebilirim.
Sizin ‘Kapında Siyah Araba Durunca’ isimli bir öykü kitabınız var. İçinde kısa ama okuyucuyu vuran gerçek hikâyeler var… İsmi de çok ilginç…
Şehitlerden geriye kalan kadınlar… Kim bu kadınlar? Annesi, eşi, kızı, kız kardeşi… Hepsi farklı kişiler. O insanların anılarını yazdım. Bu insanlar genelde doğumlarını yaptırdığım kişiler. Çünkü bu kişiler anılarını çok anlatmıyorlar, içlerine kapanmışlar. Dolayısıyla size çok güvenmeleri gerekiyor. Yazarken onların ağızlarından çıkan hiçbir kelimeye, hatta devrik cümlelere bile dokunmadım. Bu kitabı barışa hizmet etsin diye yazdım. Sokaktaki komşularımdan bir kadın anlatıyor; “Kocamdan bir türlü haber alamıyorum, kime sorsam o ölmedi diyor. Ben o arada çok üzülüyorum, arkada bizim Şevkiye Abamız oturuyor. Şevkiye Aba da, Dr. Eray’ın ve Orbay Deliceırmağ’ın annesi. Oğlu Giray şehit olmuş ama onun henüz haberi yok. Şevkiye Aba, Boğaz’a askere yemek pişirmeye gidiyor. Oğlu çoktan şehit olmuş ama kimse söyleyemiyor. Bir gün Boğaz’dan geliyor ve evinin önünde siyah bir Mercedes’in durduğunu görüyor. İçinden çıkan asker, oğlunun şehit haberini veriyor. Şevkiye Aba bana, ‘bir gün kapının önünde siyah araba durursa kocanın öldüğünü anlarsın’ demişti.” Ve günün birinde o kadının kapısının önünde de bir siyah araba duruyor. Kitabın isminin hikâyesi bu… Bu kitabın da ikinci baskısı hazırlanıyor.
Siz Kıbrıs’ın ameliyat yapan ilk kadın doğum uzmanısınız, değil mi?
Evet, hatta hastaneye geldiğim zaman ameliyat yapacağıma kimse inanmamıştı. ‘Kadın ameliyat yapamaz’ dediler. Hiç alışılmış bir durum değildi. Hastalara ‘ameliyat gerekiyor’ dediğim zaman ‘beyefendi mi yapacak?’ diye soruyorlardı. Ben de, ‘beyefendi kan gördüğünde bayılır, nereye ameliyat yapacak?’ diyordum.

KOLPOSKOPİ

Kanserde erken teşhis üzerine çok çalışmalarınız var…
Evet, babam doktordu ama kanserden kaybettik. O yüzden kanserde erken teşhis üzerine doktorluğumun ilk yıllarından beri çok çalıştım ve çok da hayat kurtardım.
Üzerinde çok durduğunuz kolposkopi nedir?
Kolposkopi mikroskoba benzeyen bir alettir. Bu aletle rahimin ağzını büyüterek bakıyorsunuz. Kadınlarda son yıllarda çok sık görülen rahim ağzı kanserini erken teşhis etmek için kullanılan çok yararlı bir alet. Bu konuda da iki kitap yazdım.
Rahim ağzı kanserinin görülme oranı Kıbrıs’ta nasıl?
Kıbrıs’ta sık görülüyor. Bu HPV virüsünden bulaşıyor. Fuhuş sektöründe çalışan kadınlarda çok olan bir virüs… Partner sayısı arttıkça bu virüsün bulaşma oranı yükseliyor. Şu anda Kıbrıs’ta bu virüsün kontrolü yapılmadan bu kadınlar çalışıyorlar. Bu çalışmaya gelen kadınlar devlet tarafından kontrol ediliyor. Bunlardan tahlil alınıyor, simir bakılıyor, belsoğukluğu, frengi bakılıyor ama HPV bakılmıyor.

Neden HPV bakılmıyor?
Bu virüse genlerinden bakılıyor, dolayısıyla pahalı bir uygulama. Bu tetkik pahalı diye devlet bunu yapmıyor, yapmadan bu kadınları gece kulüplerine salıyor. Bu kadınlarla birlikte olan erkekler bu virüsü alıyor ve eşlerine bulaştırıyor. İşte buyurun, on sene sonraki kanser! Her vakada olmuyor tabii ama bulaşma kocadan karısına geçiyor. Ben Türkiye’den döner dönmez bu olayın üzerine gittim çünkü gece kulübünde çalışan bir kadın çalıştığım yere geldi. Bu testi yaptım, test pozitif çıktı. Telefon açtım, acil olarak çağırdım. Moldovyalı bir kadın, yanında çalıştırıcısıyla geldi. ‘Bu bir tarama testi, pozitif çıktı ama bunun parçasını almak gerekiyor’ dedim. Adam, ‘hayır, ne gerek var, siz para için yapıyorsunuz bu işi, ben devlette testleri yaptırttım temiz çıktı’ dedi. Açtım devlete telefon, bakılıyor mu diye sordum. Bana, ‘bakılma çalışmaları var ama henüz bakılmıyor’ cevabını verdiler. Nedenini sorduğumda ise pahalı bir test diye alınmadı, ucuz bir test gelirse alınacak dendi ve hala bu hayati önem taşıyan test yapılmıyor. Bu bir bahane değil. Gece kulüpleri sahipleri bu kadınların sırtından tonlarca para kazanıyor, bu testin parasını da ödesinler.

Bu haber toplam 1080 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 169. Sayısı

Adres Kıbrıs 169. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler