1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Türkiye’deki Değişimi Görebilmek
Türkiye’deki Değişimi Görebilmek

Türkiye’deki Değişimi Görebilmek

Mustafa Ongun: Dünyanın, hayatın, ekonomik ve siyasi dinamiklerin değiştiği, hemen hemen her gün karşımıza çıkan söylemlerden birisidir

A+A-

 

 

Mustafa Ongun

m_s_logos@yahoo.com

 

 

İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar ise mutlak bir şekilde yozlaştırır” Lord Acton

 

Dünyanın, hayatın, ekonomik ve siyasi dinamiklerin değiştiği, hemen hemen her gün karşımıza çıkan söylemlerden birisidir. Bu söylem bu kadar kabul görmesine rağmen, iş yanı başımızdaki Türkiye’nin ve özellikle AKP’nin değişimine gelince kalemler ve ağızlar tutuluyor.

Türkiye son bir yıldır önemli bir değişim sürecinden geçmektedir ve benim görebildiğim kadarıyla medyamız, birçok aydınımız ve siyasetçimiz bu değişimi ya görmezden gelmekte ya da görmekte zorlanmaktadır. Son zamanlarda medyamız UBP kurultayına yönelik magazin haberi yaparak gündemi meşgul etse de, sanırım Türkiye’deki değişimden bahsetmek kurultaydan daha önemli bir olgudur.

Türkiye’deki değişimin ayrıntılarına girmeden önce, bu değişimi anlamakta birçoğumuzun neden bu kadar zorlandığı üzerine birkaç söz söylemekte yarar vardır. Türkiye’deki değişimi anlamamamızın en önemli sebebi sanırım Türkiye analizlerimizde tek boyutlu bir yaklaşımın hakim olmasıdır. Bu tek boyutlu bakış, ekonomik gelişmenin beraberinde kaçınılmaz olarak siyasi ilerlemeyi de getirmesi gerektiği inancı üzerine kuruludur diyebiliriz. Yani, birçok aydınımıza göre ekonomik gelişme, hukukun üstünlüğü, eşitlik, adalet, insan hakları, toplumsal mutluluk gibi alanlarındaki gelişmeleri de beraberinde getirmektedir. Bu anlayış, örneğin Zizek’in “demokrasi ile Kapitalist gelişim arasındaki evliliğin bitmesi”nden ne kast ettiğini anlayamaz. Çünkü böyle bir bakış açısıyla baktığımızda Kapitalizmin sağladığı gelişim, demokrasi ile doğru orantılıdır. Bu tip bir düşünce yapısından olsa gerek ki, kimileri TC’nin ekonomik gelişmesinin arkasındaki siyasi başarısızlıkları görmemekte ısrar etmektedir.    

Yine de, politika ile ekonomi arasındaki farkı görenler, AKP’nin ekonomik başarısının gerisinde derin bir politik başarısızlığın olduğunu fark etmekte zorlanmayacaklardır. Peki, nedir AKP’nin politik başarısızlığı? Tabii ki, AKP’ye sol, Kemalist ve daha birçok ideolojik noktadan bakıp eleştiri getirmek mümkündür ve bunu çok kişi iyi bir şekilde hali hazırda yapmaktadır. Bu yazının amacı bu değildir. Yazının amacı AKP’nin kendi değerleri ve politik hedefleri doğrultusunda başarısızlığa uğradığını ortaya koymak ve bu başarısızlığın Kıbrıs Türkü için önemli bazı çıkarımları olduğunu ortaya koymaktır.

Hepimizin bildiği bir gerçekten başlamak sanırım faydalı olacaktır. AKP, kurulduğu günden bu yana İslamcı-Türk kökenli ve demokratik bir parti olarak kendini lanse etmektedir. İslamcı-Türk vurgusunun belli bir zümreye tekabül ettiği açıktır. Ancak buna rağmen, AKP’nin söylem boyutundaki demokrasi hedefi, sadece İslami kesimin temsil edildiği bir hukuk devletini hedeflememektedir. AKP’nin demokrasi hedefi, partinin özünde herkesin temsil edilebildiği hukuka dayalı bir devlet yapısı kurma hedefi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, AKP, birçok batılı ve yerli aydın tarafından Türkiye’nin otoriter ve içe kapanık devlet yapısını değiştirebilecek ve Türkiye’yi batı demokrasisine yakınlaştıracak kapasitede bir parti olarak algılanmış ve desteklenmişti. Batı demokrasisine yakınlaşmanın/benzeşmenin iyi bir şey olup olmaması bir yana, AKP bu türden ileri bir demokrasiyi oluşturmayı birincil hedeflerinden biri olarak benimsediğini sıklıkla dile getirmekte olduğu ise reddedilmez bir gerçektir.

AKP’nin sorunu da tam burada yatmaktadır. Söylem boyutunda batı demokrasisini benimseyip birincil hedefi haline getirirken (söylem dışında) pratik anlamda vaat edilen radikal demokratikleşme gerçekleştirilememiştir. Artık açık bir şekilde görülmektedir ki, AKP Türkiye’nin geleneksel otoriter devlet yapısını ve buna bağlı olan dış politikalarını sadece değiştirir gibi yapmıştır. Türkiye’deki geleneksel otoriter yapı aslında halen devam etmektedir. Burada ne anlatılmak istendiğini daha iyi anlatmak için geleneksel otoriter devlet yapısı derken ne demek istendiğini biraz daha açmak gerekir. Türkiye’nin geleneksel otoriter devlet yapısı derken, devletin Kemalist-milliyetçi bir karakter yapısı olduğunu ve Kürtler, İslamcılar, Ermeniler gibi kimliklerin ve bu kimliklere bağlı örgütlerin dışlandığı bir yapı anlatılmaya çalışılmaktadır. İçe kapanık devlet yapısı derken de, Kıbrıs sorunu başta olmak üzere komşu veya yabancı ülkelerle olan ilişkilerinde korkunun hakim olduğu ve dayanışmaya pek yaklaşmayan bir yapı anlatılmak istenmektedir.

Şimdi yukarda bahsettiğimiz hedeflerin pratikte ne anlama geldiğini düşünürsek AKP’nin hedefleri söyle sıralanabilir. AKP, İslamcı kesimin, Kürtlerin ve diğer bütün azınlıkların sorunlarını çözecek, Türkiye’yi insan hakları ve hukukun üstünlüğü anlamında kalkındıracak bir parti olma iddiasındaydı.

Peki, bu hedeflere ulaşıldı mı? Kabaca söylemek gerekirse, ilk başlarda demokrasi ve adalet adına önemli girişimlerde bulunulmuş olsa da, şu an itibari ile bütün bu girişimlerden vazgeçilmiş; Kemalist-milliyetçi yapının yerine, kendi içine kapalı otoriter İslamcı-milliyetçi bir yapı oluşturulmuştur. Daha günlük dilde söyleyecek olursak, AKP demokrasi ve adalet vaatlerini yerine getirmek yerine, Kemalist-milliyetçi devletin kılıcını çalmıştır. İktidarın kılıcı ise baş kesmeye devam etmektedir.

Birçok gazeteci, aydın, öğrenci ve hatta seçilmiş olan siyasetçi hapse atılmıştır, Uludere’de devlet vatandaşlarını yanlışlıkla öldürmüştür ancak tatmin edici bir özür dilememiştir. Kürtler isyanın eşiğine gelmiştir ve bugün 1990lara geri döndüklerini iddia etmektedirler. Fazıl Say gibi önemli sanatçılar dine bakışlarından dolayı mahkemelik olmuştur, İslamcı kesimin ateistlere ve Alevilere karşı tolerans gösterememesi devlet tarafından hoş görülmektedir. Hukuk toplumun hukuku değil, neredeyse İslamcı-milliyetçi kesimin hukuku olmuştur.

Bütün bu yaşananlar birçok aydını AKP’nin bilindik otoriter devlet yapısını değiştirme hedefinden vazgeçtiğini düşünmeye itmiştir. AKP’ye karşı bu türden eleştirel düşüncede olan aydınlar, AKP’nin eski rejimi farklı amaçlarla devam ettirme yolunda olduğunu düşünmektedirler. Bu aydınlar AKP’ye olan güvenlerini tamamen kaybetmişler ve son günlerde AKP’den korkar hale getirilmişlerdir - bazı bilindik örnekler, Ahmet Altan, Nuray Mert, Can Dündar ve birçok Radikal ve Taraf yazarıdır.

Bunların dışında, dış ilişkilerde ‘sıfır problem’ politikasının çöktüğü ve son olarak da Suriye konusunda atılan radikal adımların otoriter ve de tutarsız bir çizgide olması da politik başarısızlığın bir yansıması olarak gösterilmektedir. Yurt dışındaki çeşitli yayınlar da aynı ölçüde AKP’nin 2000li yılların başında iddia ettiği şekilde demokratik bir rejim oluşturmada başarısız olduğunu sıklıkla dile getirmektedir. Kıbrıs konusunda ise durum zaten malumunuz olduğu için pek de konuyu deşmeye sanırım gerek yoktur.

Görmekten kaçınanlarımız olsa da, Türkiye’deki bu değişim bizim UBP kurultayından daha önemlidir. Bu değişimin sonucunda, ne bilindik anlamda Türk-milliyetçiliğine, ne de İslamcı kesime yakın olan Kıbrıs Türkleri için bazı sorunlar daha şimdiden oluşmaya başlamıştır. AKP’nin bu değişimi devam ettikçe, TC’nin bir azınlık olarak Kıbrıs Türküne demokrasi ve insan hakları temelli yaklaşmasını beklemek boş bir bekleyiş olacaktır. Dahası, AKP’nin İslamcı-milliyetçi kökeni ile örtüşmeyen kültürümüz gittikçe daha da az kabul gören bir kültür haline gelecektir. Bu noktada özellikle demokrasiye, insan haklarına ve Kıbrıs’ın bağımsızlığına inananlarımız için cesaret ve fedakârlık şu an olduğundan daha önemli olacaktır. Çünkü kültürümüzü yaşatmak, bağımsız bir demokrasi oluşturmak ve kendi hukuk sistemimizi uygulamak artık AKP’ye karşı durmak anlamına gelebilir.

Bazılarımız buna karşılık, TC’yi yanımıza almadan Kıbrıs sorununu çözemeyiz ve dolayısı ile daha demokratik ve insan haklarına saygılı bir düzen oluşturamayız diyeceklerdir. Buna karşılık olarak yenidünyayı ve yeni Türkiye’yi anlayanlar ise, yeni arayışların zamanının geldiğini ve başka seçeneklerimizin de olduğunu hatırlayacaklardır…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1061 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler