1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Türkiye’de olumlu, bizde olumsuz
Türkiye’de olumlu, bizde olumsuz

Türkiye’de olumlu, bizde olumsuz

Türkiye’deki gelişmeler Kıbrıs’ın gündemini de işgal ediyor. Hafta sonu Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifaları veya emekliliklerini istemeleri ile Türkiye tarihinde ilk kez böyle bir kriz yaşandı. Daha önce sadece Genelkurmay

A+A-

 

 

Türkiye’deki gelişmeler Kıbrıs’ın gündemini de işgal ediyor. Hafta sonu Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifaları veya emekliliklerini istemeleri ile Türkiye tarihinde ilk kez böyle bir kriz yaşandı. Daha önce sadece Genelkurmay Başkanı’nın istifası görülmüştü ama Kuvvet Komutanları ile birlikte istifalar ilk kez yaşandı.

Jandarma Genel Komutanı istifa etmemişti ve ilk önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getirildi, sonra da Genelkurmay Başkan Vekili oldu. Vekilliği asaleten siz bu satırları okurken ya verildi ya da verilecek.  Bu gelişmeler Türkiye basınında farklı yorumlara neden oldu ama öne çıkan yorumlar Türkiye’nin sivilleşme yolunda bir adım daha attığıydı. Çünkü Komutanlar, Ergenekon ve Balyoz davalarından dolayı tutuklu olanların ve sırası gelen Komutanların Kuvvet Komutanı olarak atanmalarını istiyordu. Erdoğan ve AKP buna karşı çıktığı için Komutanlar topluca istifa ettiler. Komutanların bu isteği milletvekili seçilip hala içeride olan BDP ve CHP milletvekilleri için de uygulanması gereken bir durum olurdu ki, ‘Yargı bağımsızdır’ görüşü bu durumda son bulurdu.

Sivil iktidar bir kez daha galip geliyordu ki Türkiye basını da çoğunlukla bu görüşü savundular. Dünya basını da bu doğrultuda haber ve yorum yaptı. Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa eden Işık Koşaner’le ilgili emekli albaylarımızdan Halil Sadrazam şunları söylüyordu; Annan Planı döneminde Kıbrıs’ta Kolordu Komutanı olarak görev yapan Koşaner, “Annan Planı kabul edilse de buradan Kolordumu çekmem, kalır savaşırım” demişti.

İşte Tayyip Erdoğan ve AKP, bu görüşleri barındıran askerlerin isteklerini göz ardı ediyordu ve istifalarını hazırlıyordu.

Türkiye için bu olumlu görünen gelişmeler yaşanırken basında bazı gazetelerin ve özellikle bir gazetenin öne çıkışı da bazı endişelere neden oluyordu. Bu gazete, AKP’yi de desteklediği iddia edilen Fetullah Gülen’in sahibi olduğu ‘Zaman’ gazetesiydi. Bir habere göre İstanbul Sanayi Odası’nın tespitlerinde Zaman gazetesinin 2010 yılı karı Hürriyet, Milliyet, Vatan ve Posta gazetelerinin toplamından fazla.

Zaman Gazetesi abonelik sistemiyle çalışan bir gazete ve şu anda Türkiye’nin en çok satan gazetesi konumunda. Günlük tirajı ise 800 bin civarında…

Açıklanan listeye göre Türkiye’nin en büyük 280’inci firması olan Feza Gazetecilik, (Zaman Gazetesi’nin yayıncısı) bin 17 çalışanıyla, 215 milyon lira ciro ve 46.5 milyon TL kar elde etti.
Türkiye böyle karmaşık bir politik yapıyla yoluna devam ederken elbette ki oradaki gelişmeler Kıbrıs’ı da dolaylı veya direkt etkiliyor. Gülen Cemaati’nin sahibi olduğu Zaman gazetesiyle ilgili veriler, bizde de DAÜ’de Gülen’in olduğu söylenen Doğa Kolejleri yoluyla DAK ve DAİ’nin sahiplenilmesi eğitim dünyamızla ilgili gelecek konusunda bize bilgi veriyor.

Evet, Türkiye’de bazı endişeler yanında, özellikle sivilleşme, demokratikleşme ve ekonominin güçlenmesi yolunda ciddi adımlar atıldı ve atılmaya devam ediliyor ancak ‘Gülen’ örneğinde olduğu gibi bize ‘endişeli’ durumlar daha fazla yansıyor. Ekonomik paketler gelirken, ‘Kıbrıs’ın sahibi benim’ mesajları da direkt yansıyor. ‘Manevi boşluklarımız’ raporlarla sunuluyor, camiler artıyor, neler yapılabileceği hesaplanıyor, yeşil ve beyaz kimlik kartları yaratılıyor.

Peki bu olumsuz gelişmeler nasıl durdurulabilir? Artık sıkça söylendiği gibi “çözüm için uğraşılırken ekonomik ve sosyal durumumuzu düzeltmek için yapılacak şeyler var” sözlerinin pek anlamı kalmıyor gibi… Beyinlere kara bulutlar sokmak için değil, sadece gerçekleri söylemek adına; çözümden ve AB üyesi olmaktan başka bir durumda Gülen Cemaati’nin ülkeye odaklanmasını, ‘manevi boşluk’ raporlarımızın hazırlanmasını, kendi topraklarına yapıyormuş gibi “şuraya şunu yapacağım, buraya bunu yapacağım” denmesini, “burayı vermem, şurayı da vermem” denmesini engelleyecek başka bir şey var mı?

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 509 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler