1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Türkiye’de Eğitim Yapılanması Sil Baştan
Türkiye’de Eğitim Yapılanması Sil Baştan

Türkiye’de Eğitim Yapılanması Sil Baştan

Türkiye Eğitim Sistemi, önümüzdeki öğretim döneminden itibaren hayata geçireceği “4+4+4” modelinin sancılarını yaşarken, eğitim yapılanmasında köklü bir değişikliğe daha imza atıyor. Hem olumlu ve olumsuz yanlarını, hem d

A+A-

 

 

         Türkiye Eğitim Sistemi, önümüzdeki öğretim döneminden itibaren hayata geçireceği “4+4+4” modelinin sancılarını yaşarken, eğitim yapılanmasında köklü bir değişikliğe daha imza atıyor.

 

         Hem olumlu ve olumsuz yanlarını, hem de Kıbrıs Türk Eğitim Sistemi’ne etkilerini bu sayfada çok tartıştığımız “4+4+4” modelinin yanı sıra Türkiye’deki yüksek öğretime girişte radikal değişiklikler getirecek bu yeni gelişmeleri de yakından takip etmemiz gerekliliği kaçınılmazdır. Öncelikle neyin, nasıl değişeceğine şöyle bir bakalım:

 

          Bu Kararı Kim Aldı?

Türkiye’de yılda iki kez toplanan “Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu”nun son toplantısında, eğitimle ilgili dikkat çeken kararlar aldı. Bu son toplantı ile ilgili açıklama yapan TC Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Türkiye’de üniversiteye giriş sisteminin yeniden yapılandırılması kararının alındığını ve bu karar çerçevesinde üniversiteye giriş sisteminin yenilenerek, sadece bilgiyi ölçmeye değil öğrencilerin temel yetkinliklerinin ölçülmesine de ağırlık vereceğini belirtti. Bakan Ergün, Sistemin 2014 yılı sonuna kadar tamamlanacağını söyledi. Toplantıda ayrıca, yeni sistemin 2014 sonunda devreye girebilmesi için TÜBİTAK, Talim Terbiye Kurulu, YÖK, ÖSYM, MEB ve üniversitelerden oluşacak kurulların ortak çalışma yapması kararlaştırıldı.

 

Neler Değişecek?

         LYS ortadan kalkacak. Yeni anlayışlarla oluşturulmuş bir “Olgun Sınavı” yaratılacak. Yüksek öğrenime girişte öğrencilerin yaşadığı olumsuzlukları ortadan kaldırmak ve kaygı düzeylerini düşürmek için dünyadaki benzer sınavlarda olduğu gibi 2 ay ara ile yılda 5 sınav yapılması sağlanacak. Öğrenciler istediği kadar sınava girebilecek, aldıkları en yüksek puan geçerli olacak.

 

         Sınavda açık uçlu sorular sorulup kısa cevaplı, çözüm basamaklarını gösteren bir sistem olacak. Sistem 10 puan tanımlanıyor ve öğrencinin çözümüne ve cevabın doğruluğuna göre 10'dan 1'e kadar puanlaması yapılıyor. Öğrencilerin farklı yetenekleri de ölçülecek. 

 

         En önemli değişiklerden biri de üniversitelerin kendi öğrencisini kendisinin seçebilmesi. Planlanan bu yeni yapıda üniversiteler hem sınavda alınan puanlara hem de kendilerinin koyacakları kriterlere göre öğrencilerini seçebilme imkanına sahip olacak.

 

Dil eğitiminde de değişikliğe gidiliyor. Dil eğitimini 'gramer' ve 'kelime ezberleme' çizgisi dışına çıkartılarak daha pratik, hayatın içinden, gerekirse animasyonlarla desteklenen bir dil eğitimi anlayışına dönüştürülmesi hedefleniyor.

 

Bilim merkezlerinin kurulmasına 1 milyar lira bütçe ayrıldı ve bu merkezlerin 81 ilde kurulması planladı. Bin kişiye düşen araştırmacı sayısı ABD'de 5, Kore'de 5,4, Almanya'da 4 iken Türkiye'de 1, bu sayı artırılacak. Eylül ayı sonunda Türkiye'deki üniversiteler girişimcilik ve yenilikçilik endeksine göre sıralanacak.

 

Biz Ne Yapmalıyız?

Şüphesiz yapmamız gereken en önemli şey; bu değişimleri yakından izlemek, ortaya çıkacak yeni olguları önceden görebilmeyi başarmak ve olası olumsuzluklara karşı hazır olmaktır. Türkiye’nin önümüzdeki eğitim döneminde hayata geçireceği “4+4+4” modelinin olumsuzlukları şimdiden kendini göstermeye başladı bile. Türkiye’de birinci sınıfa başlayacak 6 yaşını doldurmuş çocuklarla birlikte 66 ayını doldurmuş (5.5 yaşında) çocukların da birinci sınıfa alınacak olması, birinci sınıfların öğrenci sayılarının 90’lı rakamlara ulaşmasına neden oldu. Okulların açılmasına 2 aydan az bir süre kalmasına kaşın bu sorunun nasıl çözüleceğinin yanıtı henüz bulunamadı. Bu örnek, eğitimde yaşanabilecek olumsuzlukların önceden görülebilmesi gerekliliğin en önemli kanıtı gibidir… Bu pencereden bakıldığında “4+4+4” modelinin bizim eğitim sistemimizi yakından ilgilendiren en önemli boyutu ise, Türkiye Eğitim Sistemi’nin bu yeni modeli ile bizim eğitim sistemimiz arasındaki denklik yapısının nasıl olacağıdır…

 

Hiç kuşku yok ki, gözden kaçırmamız gereken en önemli unsur; akademisyenleri, araştırmacıları, eğitim bilimcileri, sivil toplumu ve tabii ki yasa yapıcıları bir araya getirecek platformları hayat geçirmek olmalıdır. Sanıyorum “5. Milli Eğitim Şurası”nı toplamanın zamanı geldi de geçiyor bile…



 

 

ANLAYANA - GÜLMECE

 

Kaç Eder?

 

Bir işçi, bir memur ve bir de müdür terfi etmek için mülakata girerler. Mülakat için ilk olarak işçi odaya girer, görüşmeci işçiye sorar:

-      İki kere iki kaç eder?

İşçi cevap verir:

-      Dört!

Görüşmeci sorar:

-      Kesin dört mü?

İşçi kendinden emin cevaplar:

-      Evet, kesin dört!

İşçi çıkar ve memur odaya girer. Bu sefer görüşmeci aynı soruyu memura sorar yöneltir. Memur yanıtlar:

-      Ortalama dört eder, yüzde 10 yukarıya oynayabilir, ama ortalama dört eder!

Memur da çıkar, müdür odaya girer, aynı soru ona da sorulur. Müdür hafif kısık bir sesle yanıt verir

-      Kaç etsin istersiniz?

 

 

 

AKLINIZDA BULUNSUN

 

 

Kadın Akademisyenler

 

         Kadın akademisyen hakkındaki ilgin bir araştırmayı sizinle paylaşmak istiyorum… Hacettepe Üniversitesi ve Bülent Ecevit Üniversitesi (eski adıyla Zonguldak Karaelmas Üniversitesi) araştırmacılarının ortak araştırması Türkiye’deki üniversitelerde kadın araştırma görevlileriyle ilgili çarpıcı bulguları ortaya koydu.

 

Bülent Ecevit Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Şule Ergöl ile Hacettepe Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Gülten Koç, Prof. Dr. Kafiye Eroğlu ve Prof. Dr. Lale Taşkın’ın yaptığı ortak araştırma, Bülent Ecevit Üniversitesi’nin “Yükseköğretim ve Bilim” dergisinde yayınlandı.Türkiye’de Kadın Araştırma Görevlilerinin Ev ve İş Yaşamlarında Karşılaştıkları Güçlükler” başlıklı çalışmanın sonuçlarına göre kadınların birincil sorumluluklarının ev ve ailesi olarak görüldüğü ataerkil yapıya sahip Türkiye’de kadın akademisyenler iş ve aile yaşamının dengelenmesinde sorunlar yaşadığı bulgularına ulaşıldı.

 

Araştırmanın katılımcıları olan 246 kadın araştırma görevlisinin katıldığı araştırmanın sonuçlarına göre kadınlar üniversitelerde akademisyen de olsa geleneksel rollerin dışına çıkamıyor. Araştırmaya katılan kadın araştırma görevlilerinin;  %59.4’ü yemek pişirme,  %50.5’i bulaşık yıkama, %69.2’si çamaşır yıkama, %41.1’i ütü yapma, %65’i giysileri onarma, %55.8’i de çocuklara yemek hazırlama işinin “kendilerinin sorumluluğunda” olduğunu belirtiyor.

 

 

        

 

 

Bu haber toplam 902 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler