1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Türkiye gazetelerinin ortak deklarasyonu ve Kıbrıs Türk medyası
Türkiye gazetelerinin ortak deklarasyonu ve Kıbrıs Türk medyası

Türkiye gazetelerinin ortak deklarasyonu ve Kıbrıs Türk medyası

A+A-

 

 

 

Türkiye’de yayımlanan 20 ulusal gazete (Akşam, Bugün, Cumhuriyet, Fanatik, Fotomaç, Güneş, Habertürk, Hürriyet, Hurriyet Daily News, Milliyet, Posta, Radikal, Sabah, Star, Takvim, Today's Zaman, Türkiye, Vatan, Yeni Şafak ve Zaman), geçen hafta başında ortak bir deklarasyon (bildiri) yayımladılar.

“Gazetelerin içeriği sadece gazetelerindir” başlıklı metinde, özetle, internet sitelerinin gazete içeriklerini “fikir ve emek hırsızlığı yaparak” izinsiz kullandıkları vurgulanmakta ve ardından, televizyonları da içeren ortak karar açıklanmaktadır: “Ürettiğimiz ve bütün hakları bize ait olan; haber, yorum, köşe yazısı, fotoğraf, karikatür, grafik, çizgi ve sayfa dizaynı gibi materyallerin hiçbir şekil ve hacimde kullanılmasına izin vermeyeceğiz. 1 Ekim 2012 tarihinden itibaren, hiçbir televizyon kanalı, internet sitesi ve haber portalı, aşağıda imzası bulunan gazetelerin içeriklerini kaynak göstererek dahi kullanamayacaklardır.”

Deklarasyona tepkiler

Sabah gazetesi okur temsilcisi Yavuz Baydar, bu deklarasyona ayırdığı “Basının haklı sancısı” başlıklı yazısında (1 Ekim),  yazılı basının giderek kan kaybettiğini ve bu yüzden haklarını korumaya çalıştıklarını belirtiyor. Baydar, deklarasyonda ortaya konan yasaklamalara itirazını şöyle ortaya koyuyor: “Ancak, ifrat ile tefrit arasında bir yol çok daha makul olacaktır. TV’lerde basın özetleri tamamen yasaklanmak yerine, çok daha kısa özete dayalı, detay vermeyen bir formatla, halkı sadece ‘yeterince’ haberdar etmek ve gazeteyi satın almaya teşvik edecek bir dille verilebilir.”

Bağımsız internet gazetesi T24’ün genel yayın yönetmeni Doğan Akın, “Hayatım, gazeteleri biz öldürmedik!” (4 Ekim) başlıklı yazısında, deklarasyonda ölçüsüz bir dil kullanıldığını, gazetecilik yapan internet medyasıyla, “hiçbir içerik üretmeden sadece gazete ve televizyonların ürettiği malzemeyi tüketerek yayın yapan” internet gazetelerinin aynı kefeye konduğunu ifade ediyor. Akın ayrıca, deklarasyona imza koyan gazetelerin de başka medya kuruluşları tarafından üretilen içeriği kendi sayfalarına koymakta sakınca görmediklerini örneklerle gösteriyor. “Gazeteler, tirajlarını, internette güç kazanan bağımsız mecraları sindirmeye çalışarak artıramazlar” diyor Doğan Akın.

İnternet Medyası Federasyonu adına açıklama yapan Talat Atilla (1 Ekim), “Belli bir emek verilmiş haberin/yazının/fotoğrafın kaynak gösterilmeden birebir kopyalanması”nın meslek etiğine aykırı olduğunu, ancak kaynak göstererek ve özet bir şekilde vermenin de gerekli olduğunu savunuyor. “İnternet medyasına pervasız ve hırsız nitelemeleri gibi çok sert ifadelerle savaş açmak hiçbir yarar sağlamayacaktır” diyen Atilla, gazeteleri, pratikte karşılığı olacak yeni bir düzenleme yapmaya davet ediyor.

Yenidüzen gazetesi yazı işleri müdürü Cenk Mutluyakalı da bir yazısını (4 Ekim) bu deklarasyona ayırdı. Mutluyakalı, “Belki, Türkiye’deki gazetelerin çıkışı kadar ‘katı’ düşünmüyorum, ancak televizyon ve radyolarda gazetelerin okunmasına ‘süre sınırı’ şarttır, bir gazeteye ayrılan zaman on, onbeş saniye olmalıdır” diyerek deklarasyona kısmen destek verdi. Mutluyakalı, internet sitelerinin de gazetelerin haber ve köşe yazılarını izinsiz kullanmamaları, ilgili gazete ve yazarlarla anlaşma yapmaları ve hatta telif ödemeleri gerektiğini ifade etti.

 

Başka ülkelerde durum nedir?

Bu konuda bir fikir sahibi olabilmek adına, Uluslararası Okur Temsilcileri Örgütü (ONO) üyelerine, Türkiye gazetelerinin kararını özetleyen bir açıklama gönderdim ve başka ülkelerdeki uygulamaları sordum. Brezilya gazetesi Folha de S.Paulo okur temsilcisi Suzana Singer, Brazilya’da bu türden bir kısıtlamanın söz konusu olmadığını ifade ettikten sonra, Türkiye gazetelerinin böyle bir deklarasyona neden gerek duyduklarını sordu. Belçika’da yayımlanan De Standaard gazetesi okur temsilcisi Tom Naegels, Belçika televizyonlarının gazetelerden alıntı yaptıklarını ve ekranda manşetleri gösterdiklerini, gazetelerin de bundan mutlu olduklarını söyledi. “Bedava reklam” değil mi diye de ekledi. Tam tersine, bazı gazetelerin, bizi niye görmezden geliyorsunuz diye televizyonlara eleştiri yönelttiklerini ifade etti. İnternet gazetelerinin izinsiz ve kaynak göstermeksizin yaptığı kopyalamaların sorun olduğunu, ancak bu türden sorunların medya kuruluşları arasındaki diyaloglarla çözüldüğünü belirtti.

 İrlanda basın ombudsmanı John Horgan, ayrıntılı açıklamasında, televizyonların zaten gazete manşetlerini okuyan programları olmadığını, radyoda sabah programında manşetlere yer verildiğini, gazetelerin de bunu “bedava reklam” olarak gördüklerini belirtti. Basılı gazetelerle internet gazeteleri arasındaki çatışmanın İrlanda’da da olduğunu ifade eden Horgan, 2 gazetenin, internet gazetelerine, izinsiz haber kullanmaktan dolayı dava açma tehdidinde bulunduklarını söyledi. Horgan, her ne kadar pek gündeme getirilmese de, basılı gazetelerin de rakip medya kuruluşlarının haberlerini kopyaladıklarını da dile getirdi.

Almanya’da yayımlanan Hamburger Abendblatt gazetesi okur temsilcisi Ralf Nehmzow, Almanya’da gazetelerin “alıntı”lanmaktan mutlu olduklarını, medya mecralarının farklı okur profilleri bulunduğunu, böylece gazetelerin de haberleriyle farklı okurlara ulaşma olanağı yakaladıklarını dile getirdi.

 

Okur temsilcisinin yorumu

Türkiye gazetelerinin ortak deklarasyonun altındaki gerçek kaygı azalan tirajlar mıdır, yoksa etik duyarlılık mıdır? Eğer azalan tirajlar nedeniyle bu deklarasyon yayımlandıysa, yanlış yapılmıştır. Özellikle sabah programlarında gazetelerin manşetlerinin verilmesini ben de gazeteler için bedava reklam olarak değerlendiriyorum. Gazeteler, bu deklarasyonla, öncelikle kendilerine zarar vermişlerdir. Bu hafta açıklanacak tiraj raporlarında durumu daha net görebileceğiz. Eğer tirajlar sanıldığının aksine artmayıp azalırsa, deklarasyon çöpe gidecektir.

Sabah programlarında köşe yazılarının okunmasını da iki açıdan değerlendirmek lazım. Gazeteler, köşe yazarlarının gazete tirajlarına olumlu katkı yaptığını düşünmekteler. Haklılar da. Öte yandan ise, köşe yazarları, yazdıkları yazının okur kitlesinin geniş olmasını özlemekteler. Onlar için yazının hangi mecrada okunduğunun pek önemi olmasa gerek. Bu nedenle hem televizyonlarda hem de internet gazetelerinde alıntılanmaktan mutluluk duyduklarına eminim. Bugüne kadar da, benim yazımı web sayfanızda neden yayımlıyorsunuz diyen bir yazar duymadım.  

Asıl sorun, gazetecilerin, hangi mecrada olursa olsun, ürettikleri içeriğin etik sorun oluşturacak biçimde başka mecralarda kullanılmasıdır. Bir mecrada üretilen ve yayımlanan içeriğin, kaynak gösterilerek başka bir mecrada yer alması etik bir sorun oluşturmaz. “Kaynak göstererek dahi alıntı yapamazsınız” demek, basın özgürlüğüne de aykırıdır.

Kıbrıs Türk medyası bu konuya kafa yormalı mı? Kuzey Kıbrıs’ta yayımlanan basılı gazetelerde zaten bir “kaynak göstermeden haber kullanma” sorunu var. Başta Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) olmak üzere ajanslardan alınan haberlerde çok az gazete kaynak gösterme zahmetine katlanıyor. Bu konuda en duyarlı gazetenin Yenidüzen gazetesi olduğunu belirtmeliyim. Okur temsilcisi olarak yazmaya başladığım günden beri gazetenin kaynak gösterme konusunda daha titiz hale geldiğini görüyorum.

Televizyonlar, gazete manşetlerini okumaya devam ediyorlar ve etmeliler de. Belki, televizyonlara genel bir uyarı yapmak ve gazetelerin birinci sayfalarındaki tüm haberleri son satıra kadar okumalarının doğru olmadığını hatırlatmak gerek. Genel bir özet geçilebilir, manşetlerden söz edilebilir ve izleyiciler haberin detayını okumaya teşvik edilebilir.

İnternet gazetelerine gelince, orada durumun vahim olduğunu vurgulamalıyım. Çoğu internet gazetesi, hiçbir özgün içerik üretmeden, kopyala-yapıştır yöntemiyle yayın hayatını sürdürüyor. Ve başkalarının emeği üzerinden para kazanıyor. Belki denilecektir ki, bazı gazeteler de hiç özgün içerik üretmiyor. Onlar da başkalarının emeğini sömürüyor. Ama en azından bu gazetelerin TAK haberlerini kullanmaları (elbette kaynak göstermek koşuluyla) yasal güvence altında. Bildiğim kadarıyla basılı gazeteler ve televizyonlar bu ajansa abone ve abone ücretleri de devlet tarafından karşılanıyor.

Bu alanda yapılması gereken, etik ilkelere dayalı bir haber/yazı alışverişinin sınırlarını belirlemektir.  

 


 

Barış gazeteciliği zamanı

Türkiye medyasını yakından takip edenler, son günlerde artan savaş çığlıklarını da görüyorlardır. Türkiye ile Suriye arasında yaşanan gerilim, Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine düşen top mermilerinin 5 sivili öldürmesinin ardından daha da tırmandı. Türkiye hükümeti, Meclis’ten dış müdahaleye olanak tanıyan bir tezkere geçirtti. Hükümet her ne kadar bu tezkerenin amacının “caydırıcılık” olduğunu söylese de, savaş olasılığı uzak değil. Peki bu süreçte Türkiye medyası ne yapıyor? Elbette her zaman yapageldiği gibi yangına körükle gidiyor, savaş tamtamları çalıyor, kışkırtıcı başlıklar atıyor. İşte birkaç örnek:

-Esad’ın topuna misliyle cevap (Sabah, 4 Ekim)

-Suriye’den ağır tahrik (Zaman, 4 Ekim)

-Birileri Türkiye’yi savaşa sokmaya çalışıyor (Posta, 4 Ekim)

-Ölüm yağdı (Hürriyet, 4 Ekim)

-Vurduk (Takvim, 4 Ekim)

-Savaşmamızı istiyorlar (Akşam, 4 Ekim)

-Suriye’yi vurduk (Güneş, 4 Ekim)

Görünen o ki, Türkiye medyasının önemli bir bölümü savaş gazeteciliğinin kodları içinde habercilik yapmaya yatkın. Adeta hükümetin vur emrini bekliyorlar. Bize de sadece itidal çağrısı yapmak ve barış gazeteciliğini hatırlatmak düşüyor. Daha önce yazdığım barış gazeteciği konulu yazılarımda da belirttiğim gibi, medya savaşa da hizmet edebilir, barışa da. Gazeteciler, “barıştan yana tavır almaları gerektiğini” vurgulayan evrensel etik ilkeleri hatırlamalı ve savaşsever olmaktan kaçınmalıdırlar.

 


 

Haftanın haberi: “Zorla ölüme”

 

Geçen haftanın en önemli haberi, bir insanlık dramını konu alan, “Zorla ölüme” başlıklı haberdi. Firuzan Nalbantoğlu ve Sevgi Yalman imzasını taşıyan haber, gazetenin manşetinden verildi (3 Ekim). Habere göre, KKTC’ye sığınan 7’si çocuk, 4’ü kadın 35 Suriyeli mülteci, Gazimağusa limanından sınırdışı edilerek Türkiye’ye gönderildiler. İnsan Hakları aktivistlerinin çabaları sonuç vermedi. Bu olay, KKTC’nin birçok alanda olduğu gibi mülteci hakları konusunda da hiçbir uluslararası kritere uygun davranmadığını gözler önüne sermiş oldu. Muhabirleri, bu önemli olayı ayrıntılı biçimde haberleştirdikleri ve soruna dikkat çektikleri; gazeteyi de haberi hak ettiği şekilde verdiği için kutluyorum. Gazetecilik budur.    

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1389 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler