1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'TÜRKİYE DÜŞMANI DEĞİLİZ'
TÜRKİYE DÜŞMANI DEĞİLİZ

'TÜRKİYE DÜŞMANI DEĞİLİZ'

CTP Genel Başkanı Yorgancıoğlu Milliyet Kıbrıs’a konuştu 'Türkiye düşmanı değiliz' KKTC'de solun önde gelen partisi CTP Genel Başkanı Yorgancıoğlu, Milliyet Kıbrıs'a konuştu ve "Türkiye kamuoyu bizi iyi anlamalı. Bizi bizden dinlemeli, biz Türkiye

A+A-

 

CTP Genel Başkanı Yorgancıoğlu Milliyet Kıbrıs’a konuştu

 

'Türkiye düşmanı değiliz'

 

KKTC'de solun önde gelen partisi CTP Genel Başkanı Yorgancıoğlu, Milliyet Kıbrıs'a konuştu ve "Türkiye kamuoyu bizi iyi anlamalı. Bizi bizden dinlemeli, biz Türkiye düşmanı değiliz" dedi

 

 

Milliyet Kıbrıs

 

KKTC Anamuhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu, "Türkiye kamuoyunun Kıbrıs Türk solu nu objektif olmayan aracılardan öğrenmemesini" isteyerek, "Sesimize kulak vermeli ve aslında hem kendi çıkarlarımızı, hem de Türkiye’nin çıkarlarını gözettiğimizi fark etmelidir" dedi. Milliyet Kıbrıs'a konuşan Yorgancıoğlu, "Türkiye  ’den bakıldığında nasıl görüldüğümüz, bizlerin yaptıklarından çok, zamana ve nasıl gösterilmek istendiğimize bağlı olarak değişmektedir" diye konuştu. Sol olarak 'kimi zaman kahraman olduk, kimi zaman Rumcu' diye sözlerine devam eden Yorgancıoğlu şunları söyledi, "Kimi zaman çalışkan olduk, kimi zaman tembel, hazır yiyici. Kimi zaman Türkiye sevdalısı olduk, kimi zaman Türkiye düşmanı. Geçmiş yönetimlerin hakkımızda düzenledikleri raporlara bağlı olarak, algılanış biçimimiz hep değişti. Bu nedenle bizi tanımak isteyenlerin bizi bizden öğrenmeleri en doğru yoldur diye düşünüyorum."

 

"Siyasal felsefesi insan odaklı olan ve Kıbrıs ’ta, Kıbrıslı Rumlar ile siyasi eşitlik temelinde bir federal çatıda çözümü savunan patimizin, Türkiye düşmanı olması söz konusu değildir" diye sözlerine devam eden Yorgancıoğlu, ana hatlarıyla şunları kaydetti; "Bizim hükümetimizin aldığı kararlarda yanlış olanlara karşı çıktığımız gibi, Türkiye hükümetlerinin aldığı ve bizleri doğrudan olumsuz etkileyen kararlara da karşı çıkma hakkımız, hatta görevimiz vardır ve bunun demokratik bir hak olarak saygıya değer olduğunu düşünüyorum. Bunu birileri   ‘Türkiye düşmanlığı  ’ olarak algılayabilir veya anlatabilir. Bu onların sorunudur. Partim, kendisine oy veren, onu meclise taşıyan insanlarımın beklentilerini, kaygılarını ve toplumsal çıkarlarını konuşmaz veya savunmaz ise, siyasetle uğraşmasının ne anlamı kalır? Türkiye Kıbrıs Sorununun ana aktörlerinden biridir. Kıbrıs  ’ta Türkiye’nin onay vermeyeceği bir çözümün yaşan bulma şansı olmadığına göre, bizler karşılıklı anlayış ve hoşgörüye dayalı ilişkilerimizi her zaman önemseriz."

 

ERDOĞAN'DAN İSTEK VE AK PARTİ İLE DİYALOG: Kıbrıs Sorununun 23 Mayıs ve 1 Temmuz 2009 liderler anlaşmaları ve BM parametreleri temelinde çözülmesi şarttır. Böylesi bir çözümle, hem Kıbrıs Türk Halkının, hem de Türkiye Halkının yarar sağlayacağını hatırlatmak isterim. Bunun dışındaki seçenekler, sorunu karmaşıklaştıracağı gibi, bölgede yararı olmayan gerginliklerin yaşanmasına neden olacağı mutlaka görülmelidir. Gerginliklerden yarar sağlayacak taraf olamaz. İşte bunu görerek, çözüm için daha çok katkı yapması ve Sayın Eroğlu  ’nu Türk Tarafının pozisyonuna sadık kalması konusunda cesaretlendirmesi gerekmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti  ’nin uluslararası bir tanınmışlığı olmasa bile, demokratik seçimlerle şekillenen ve kurumsal olan bir yönetim yapısı vardır. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti ile aramızdaki ilişkilerin iki eşit taraf arasındaki ilişki biçiminde olmadığı sürece, bunun taraflara sıkıntılar taşımasının kaçınılmaz olacağını yinelemek isterim. Bu ilişki biçimini ülkelerin büyüklüğü ve gücü değil, aralarında kurulması hedeflenen dostluk bağları belirlemelidir. Bizler CTP-BG olarak,  düşünce ve anlayışlara, karşılıklı sevgi ve saygı temelinde olmak kaydı ile bütün partilerle olduğu gibi Ak Parti ile de diyalog kurmak arzusundayız."

 

MEDYA'YA ELEŞTİRİ: Derme çatma, kulaktan dolma veya bazı merkezler tarafından Kıbrıs  ’la veya Kıbrıslı Türklerle ilgili olarak hazırlanmış ve olumsuz algı yaratmaya yönelik olan ve gerçekleri yansıtmayan, şişirilmiş haberlerin Türkiye kamuoyuna taşınmasını doğru bulmuyorum. Türkiye medyası, Kuzey Kıbrıs  ’ta yaşananları olayları doğru bir zeminde ve sebep sonuç ilişkileri içerisinde haberleştirmek istiyorsa, ülkemizi daha yakından takip etmeli ve olayları sebep sonuç ilişkileri içerisinde değerlendirmelidir.

 

KAOS ORTAMI YAŞANIYOR: İktidar Ulusal Birlik Partisi ’nin hem ekonomiye, hem de hayatın diğer alanlarına dair politika üretme becerisinden yoksun oluşu nedeniyle Kıbrıslı Türkler ciddi bir çıkmazla karşı karşıyadır. UBP, halka rağmen icraat üreten bir inatlaşma içindedir. Adeta, halk düşmanı uygulamalarla yaşanmakta olan çıkmazı her gün biraz daha derinleştirmektedir. Bugünkü hükümet Kıbrıs Türk halkının siyasal iradesini temsil etmiyor. İş çevrelerinin yaptığı araştırmalarda hükümete güven duyulmadığı net olarak görülmektedir. Bu araştırmada, yatırımların önündeki en önemli engellerin hükümet uygulamalarındaki tutarsızlık, siyasal istikrarsızlık ve yatırım süreçlerinde yatırımcıdan rüşvet istenmesi gibi nedenler ilk üç sırayı paylaşıyor. Esnafımız büyük bir çoğunlukla, ya siftah yapmadan kepenk kapatıyor, ya da bir daha açmamak üzere ticari faaliyetlerini sonlandırıyor. Tarım ve sanayi ürünlerinin satışında sıkıntılar yaşadığımız bir dönemden geçiyoruz. En büyük övünç kaynağımız olan ve halkımızın büyük bir bölümünü oluşturan orta sınıfımızın eriyerek yok olduğu açıkça görülmektedir. Kuzey Kıbrıs  ’ta çok küçük bir azınlık süratle zenginleşirken, büyük bir çoğunluk süratli bir şekilde fakirleşiyor. Bu da bütün toplumsal kesimler adına yatırım veya tüketim kredisi olarak alınan kredilerin geri ödenmesinde sorunlar yaratmaya başladı."

 

'NE YAPALIM TÜRKİYE İSTİYORR': UBP Hükümeti, uyguladığı veya teşebbüs ettiği ve toplumsal muhalefetle karşılaşan her ekonomik önlem sonucunda, sorumluluğu üstlenmemeyi adeta alışkanlık haline getirmiştir. Her eleştiri karşısında   “ne yapalım biz de benimsemedik ama Türkiye bunları istiyor  ” diyerek sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar. Her seferinde Türkiye’yi hedef gösteriyorlar. Türkiye’nin imzalanan ekonomik protokoller gereği bazı tedbirlerin, bütün karşı çıkışlara rağmen, uygulanmasını istediği de bir başka gerçektir.  Mali kaynak sağlama adına protokol görüşmeleri sürecinde önerilen hiçbir ekonomik önleme itiraz etmeyen, protokolü imzalayan UBP’nin  “ne yapalım Türkiye böyle istiyor  ” demesi politik bir basiretsizliktir. Olması gereken, inanmadığınız bir protokolün altına imza atmamanızdır. Eğer bir protokolün altına imza atmışsanız, onu adam gibi sahiplenirsiniz.

 

KAYGILARIMIZ: Yaşamakta olduğumuz süreçte vatandaşlarımızın kaygı duyduğu birçok olay vardır. Bu kaygıların önde gelenlerini şöylece sıralayabiliriz: Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle uluslararası hukuk ve toplumun bir parçası olamamanın sonucu yaşanmakta olan her türlü izolasyon ve bunların olumsuz etkileri halkımızın sürekli önünü karartmaktadır. Siyasal irademiz, antidemokratik yöntemlerle bizzat hükümet tarafından ortadan kaldırılmıştır. Kıbrıs Türk Halkı, herkesin düşünce ve inançlarına saygılı ve engin bir hoşgörüye sahiptir. Hal böyle olunca, aynı saygı ve hoşgörünün de kendisi için geçerli olmasını fazlasıyla hak etmektedir. Bugün toplumsal ihtiyaçların çok ötesinde ve çocuk yaştan başlayarak tek tip insan yetiştirmek için okullar açılmaktadır. Yasalarımızda ve eğitim sistemimizde Külliye eğitimi anlayışı olmadığı halde, bu eğitimin yasalara rağmen ve zorla hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.

 

HRİSTOFYAS İLE EROĞLU'NA KIBRIS ELEŞTİRİSİ

 

"Kıbrıs sorunu duraksama noktasında. Bu noktaya gelinmesinde Sayın Eroğlu’nun  “Sayın Talat’ın bıraktığı yerden devam edeceğim  ” demiş olmasına rağmen, bu açıklamasına sadık kalmamış olmasının da büyük etkisi vardır. Kıbrıs Türk halkının çözüme olan inancı azalmakla beraber, istenci devam etmektedir. Fakat başta Sayın Eroğlu olmak üzere, UBP yöneticilerinin çözüme inançsızlığı herkes tarafından bilinmektedir. Buna karşılık Rum Tarafında, çözüm istediğini söylediği halde cesaretten yosun davranışlar gösteren bir lider ile çoğunlukla çözüme karşı olan Rum halkı arasında bir mücadele yaşanmaktadır."

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 804 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler