1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Tüm Kavimlerin Ülkesi ‘Pamfilya’da üç gün
Tüm Kavimlerin Ülkesi ‘Pamfilya’da üç gün

Tüm Kavimlerin Ülkesi ‘Pamfilya’da üç gün

Tüm Kavimlerin Ülkesi ‘Pamfilya’da üç gün

A+A-


Necmi Belge 

Son zamanlarda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne taşıdıkları 55,000 Alman turist ile ülkeye bir canlılık kazandıran Northern Cyprus Travel Ajansı ile Türkiye’nin NBK Ajansı,  bu olaya katkı koyan KKTC kokartlı rehberleri Antalya’ya davet etti.
Ortak organizasyon doğrultusunda 20 NTL rehberi 13-16 Ocak 2014 tarihleri arasında Antalya ve yöresindeki önemli yerleri gezme imkanı buldular.
İşte, bu kısa gezi süresince belki de artık gitmeyen Kıbrıslı’nın kalmadığı Antalya veya mitolojik ismi ile “Pamfilya” yöresi hakkındaki izlenimlerimi bir de ben, siz “ADRES” okuyucuları ile paylaşmak istedim.

PAMFİLYA İSMİ NEREDEN GELİYOR? 

Anadolu’nun en önemli antik bölgelerinden biri olan ve bünyesinde Aspendos, Perge, Side gibi antik şehirleri bulunduran,  Anadolu’nun Güney’inde Aksu Çayı’nın doğusundan başlayarak, Antalya ilinin doğusunu kapsayan Likya ve Kilikya antik kentleri arasındaki bölgeye Pamfilya denmektedir.
Diğer bir söylemle, günümüz Antalya ilinin orta kesimleri, antik dönemde “Tüm kavimlerin ülkesi”anlamına gelen “PAMFİLYA”bölgesi olarak bilinmekteydi.

ASPENDOS

İşte, üç gün boyunca Türkiyeli rehber arkadaşımız Faruk Bulduk rehberliğinde, rehber arkadaşlarla birlikte Antalya’daki Grand Park Otel’den başladığımız gezinin ilk durağı ünlü Aspendos kenti ve tiyatrosu oldu.
Bölgenin çok eski tarihinde ilk yerleşimlerin yerli Anadolu halklarınca gerçekleştirildiği, göç ve nüfusun artmasıyla da birçok yeni kentin kurulduğu anlatılır ki, Aspendos bu kentler arasında günümüzün en popüler ve çarpıcı antik kentidir.
Aspendos yolundaki ilk durağımız, Belkıs köyü idi.
Köyde bizi, köyün hemen girişinde Anadolu’nun en eski ev mimari tarzlarından biri olan kyklopien tarzda inşa edilmiş iki katlı evinin önünde, köyün en eski rehberlerinden olan Ali usta ve eşi karşıladı.
Roma döneminde inşa edilen, dev su kemerlerinin hemen ötesinde yer alan Belkıs köyünde el işi göz nuru ile yapılan takılar, evler içerisindeki ocaklar ve tandırlar dikkati çekti.
Burada gördüğümüz, yerden en az 40 metre yükseklikteki su kemerleri bölgenin su gereksinimini karşılamaktaydı.
Buradaki konaklamanın ardından kısa bir otobüs yolculuğunun ardından tiyatrosu ile dünya antik tarihine damgasını vuran Aspendos kentine ulaştık.
M.Ö 467 yılında Persler ve Helenler arasında yer alan Eurymedon savaşında Büyük İskender’in eline geçen şehir, Romalılar dönemine kadar Helenlerin elinde kaldı.
Şehir daha sonra, Romalıların eline geçmiş. Roma döneminde ise, Akdeniz bölgesinde günümüzde en iyi korunan Roma tiyatrosu konumunda olan Aspendos döneminin tanrı ve imparatorlarına adanmış önemli bir yapı.
Roma imparatoru Marcus Aurelius zamanında dönemin önemli kişilerinden olan Tehodorus’un oğlu, ünlü Romalı mimar Zeno tarafından inşa edilmiş olan tiyatronun kapasitesinin 7-8 bin olduğu söylenmektedir.
Bizans ve Selçuklu döneminde de varlığını koruyan Aspendos, Cumhuriyet döneminde 1930 yılında Atatürk’ün ziyareti sırasında burasının restore edilerek kullanılması emrinden sonra günümüze kadar geldi.

ASPENDOS’TA “YİĞİDİM ASLANIM”

Bu arada, görkemli Aspendos tiyatrosunun en üst basamaklarına tırmanarak, tiyatronun panaromik görüntüsünü hayranlıkla izlerken, o müthiş akustiğini deneme kararı aldık.
Tiyatronun yapısına zarar vermemek için yasaklanan büyük ölçekli konserler yerine, opera veya bale gibi daha yumuşak sanatların icra edildiği tiyatroda arkadaşlarla birlikte Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun, Bursa hapishanesinde Nazım Hikmet için yazdığı, usta sanatçı Zülfü Livaneli’nin seslendirdiği “Yiğidim Aslanım” şarkısını büyük bir coşku içerisinde seslendirmemiz dinleyenlerin gözlerini yaşarttı.

MANAVGAT ÇAYI

Aspendos’tan sonra yolumuz, Antalya’nın ünlü şelalelerinden Manavgat idi. Her ne kadar da Manavgat şelalesinin kaynağına gitmediysek de, bu şelaleden doğan Manavgat Çayı’nda kısa bir gemi gezisi yaparak, çayın Akdeniz’e döküldüğü noktaya gittik.
Gemideki alabalık ziyafetinden sonra upuzun sahilde güzel bir yürüyüş yaptık.
Burada, Alagadi sahillerini yuva yapan Caretta Carettaların Anadolu’daki yuvasına ulaştık. Ne yazık ki, yüzlerce kilometre uzanan bu sahilde sadece CarettaCarettaların kabuklarını görmek bizi üzdü.

MİNİ CİTY

Üç günlük gezimizin ikinci gününde gezi programımızda Mini City, Akvaryum ve Antalya Arkeoloji Müzesi vardı.
NBK ziyaretinin ardından,  gezimize Mini City ile devam ettik.  Antalya Belediyesi’nin Eğlence parkında yer alan ve Türkiye’nin dört bir yanında yer alan tarihi, arkeolojik ve turistik yerlerinin minyatür modellerininin yer aldığı Mini City’yi hayranlıkla gezdik.
Burada, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün Anıt Kabir’inden tutun da, Edirne Selimiye Camii, Haydarpaşa Garı, Konya Mevlana Dergahı, Pamukkale travertenleri, Çanakkale Anıtı, Bergama Zeus Sunağı, Efes Artemis tapınağı ile Bodrum Mauselium gibi dünyanın yedi harikasının üçünün yer aldığı minyatür modeller ile Anadolu’da tarihe bir yolculuk yaptık.

AKVARYUM

Mini City’den sonra rotamız, Türkiye’de İstanbul’dan sonra ikincisi inşa edilen Akvaryum idi.
Söylentilere göre, Avrupa’nın en uzun tünelinin yer aldığı Akvaryum’da, başta Akdeniz olmak üzere, Kızıl Deniz, Ege ile Atlas, Büyük ve Pasifik okyanusunda yer alan hemen hemen tüm balık ve deniz yaratıklarının bulunduğu dev akvaryumu biraz heyecan, biraz da korku içerisinde izledik.
Dünyanın en tehlikeli balıklarından olan köpek balıkları, yunuslar, ahtapotlar ile adeta dans ettik.

ANTALYA ARKEOLOJİ MÜZESİ

Günün diğer bir önemli ziyareti, Türkiye Arkeolojisinin adeta merkezi olan Antalya Arkeoloji müzesine yaptık.
Müzenin girişinde, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan ünlü Karain Mağarası buluntuları bize ‘hoşgeldiniz’ dedi.
Tarih öncesinden başlayarak, Geç Roma, Erken Bizans döneminden izler taşıyan Karain Mağarasında ilk insana ait çakmaktaşı kalıntıları, boyalı seramikler, Roma ve Bizans dönemine ait tapınaklar da bulunmuştur.
Bu buluntuların yanı sıra, Roma döneminde parlak bir yaşama sahne olan Antalya’da en önemli buluntular Kıbrıs’ı da etkisi altına alan Septimius Severius, Hadrianius, Agustus ve Caracalla isimli imparatorlar ile Zeus, Hera, Herakles ve Venüs gibi tanrıların heykellerin yer almasıydı.

ANTALYA KALE DİBİ

Günün son ziyaretini Antalya şehrinin antik merkezi olan Kale Dibi’ne yaptık. Burada inceleme fırsatı bulduğumuz Selçuklu yapılarından sonra, Girne Yat limanını anımsatan bir manzaraya sahip olan Antalya Yat limanında şarap eşliğinde balık yedik.

KARPUZ KALDIRAN ŞELALESİ

Antalya gezisinin son gününde, Antalya’nın önemli şelalelerinden olan ve Karpuz Kaldıran ismi ile anılan Düden şelalesinin Akdeniz’e döküldüğü noktayı gezerek tamamladık.
Havaların çok yağmurlu olması nedeniyle, adeta çamur renginde denize dökülen şelalenin yaz aylarında denize pırıl pırıl aktığı da biliniyor.

Bu haber toplam 438 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 195. Sayısı

Adres Kıbrıs 195. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler