1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Tüm kamu kurumları 'İki dudak ARASINDA'
Tüm kamu kurumları İki dudak ARASINDA

Tüm kamu kurumları 'İki dudak ARASINDA'

Özelleştirilecek alanlarda artık KKTC Yurttaşı çalıştırma kuralı da GEÇERLİ OLAMAYACAK. · Yasaya göre; · “Devlet” istediği kamu kuruluşlarını özelleştirebilecek. · Özelleştirmelerde “tek sorumlu” makam BAK

A+A-

 



Özelleştirilecek alanlarda artık KKTC Yurttaşı çalıştırma kuralı da GEÇERLİ OLAMAYACAK.

·        Yasaya göre;

·        “Devlet” istediği kamu kuruluşlarını özelleştirebilecek.

·        Özelleştirmelerde “tek sorumlu” makam BAKANLAR KURULU olacak.

·        Özelleştirilecek kurumla ilgili ÖN RAPORU hükümet tarafından “atanmış” kişiler yazacak. Yani rapor bağımsız bir kurum tarafından değil siyasi otorite tarafından hazırlanacak.

·        Özelleştirilecek kamu kuruluşları yerel yönetimlere, ya da bir başka kamu kurumuna DEVREDİLEMEYECEK.

·        Kamuoyu, yani halk, ancak özelleştirme işlemi, tüm sonuçları ile bittikten sonra olanları öğrenecek, SÜREÇ GİZLİ TUTULACAK.

·        Özelleştirilecek kuruluşlarda çalışanların toplu sözleşme ve diğer  düzenlemelerle ilgili var olan hakları devlet tarafından ödenecek.

·        İnkişaf Sandığı hisseleri de özelleşebilecek. Yani Vakıflar Bankası ve  Kıbrıs Sigorta da dolaylı yoldan özelleşebilecek.

·        Söz konusu alanlarda çalışan ve özelleştirmeden sonra da orada kalıp çalışacak olanların, sosyal güvenlik haklarının % 40’ı da devlet tarafından ödenecek.

·        Özelleştirilecek kurumlara talip olanlardan devlet resim, harç, pul vergisi almayacak. Arkasından da yatırım gerekçesi ile KDV ve gümrük muafiyeti de sağlayacak, yani vergi de almayacak.



Meclis Genel Kurulu gündemine gelen ve önümüzdeki Pazartesi görüşülerek UBP oylarıyla yasalaşması beklenen Özelleştirme Yasa Tasarısı’nın detayları ortaya çıktı. YENİDÜZEN olarak eski Başbakan-CTP Mağusa Milletvekili Ferdi Sabit Soyer’le birlikte incelediğimiz ve Soyer’e yorumlattığımız yasanın detaylarında ilginç noktalar dikkat çekiyor. İşte detaylar:

 

YENİDÜZEN: Özelleştirme konusu toplumda nasıl algılanıyor?

 

Ferdi Sabit SOYER:  Özelleştirme yasası Meclis Komitesinden geçip, Meclis Gündemine geldi. Bu yasa tasarısına dönük genel anlamda ideolojik ve politik olarak karşıt veya taraf olmak bir olgudur. Ancak görülmektedir ki ilkesel olarak özelleştirmeden yana görüşleri olan pek çok düşünürümüzde, bu yasa tasarısına karşıdır. Bunun iki nedeni vardır.

 Biri, Kıbrıs Türk halkının Toplumsal Varlığının sarsılmasına dönük endişe.  İkincisi ise bu koşullarda Özelleştirme ile ilgili olarak toplumsal kaynakların har vurulup savulacağına dair ciddi endişe.

Özelleştirme konusuna ayni zamanda politik ve ideolojik olarak ilkesel olarak karşı olan toplumsal sol güçler de vardır. Onların endişeleri ile diğer kesimlerin endişeleri arasında toplumsal varlığın sıkıntıya sokulması  niyeti temelinde  önemli benzerlikler vardır. Bu konuya ilkesel olarak farklı yaklaşan toplum kesimleri de vardır.

Ancak bu yazıda söz konusu anlayışları ele almak yerine, Meclise sevk edilen ve resmen ayak üstü ve gerçekten toplumsal kaynakları yağmaya doğru götürecek olan Özelleştirme Yasa Tasarısı üzerinde durmak istemekteyiz.

Söz konusu yasa tasarısı gerekçe olarak ifade edilen özelliklerden tamamen uzaktır. Bir kere Bütçe üzerindeki yükü azaltmak, istihdamı artırmak, yeni yarımlar yaratmak, kaynak sağlamak diye sıralanan gerekçelere bu yasa tasarısı cevap vermekten uzak olduğu gibi tümüne de ekstra sıkıntılar yaratan bir özelliğe sahiptir. Bu yüzden hiç da  uygun değildir.

 

YENİDÜZEN: Bu yasanın riski nedir, ne kaybedeceğiz toplum olarak?

 

Ferdi Sabit SOYER:  Söz konusu Tasarının Meclise sevk edilen ilk taslağı ile Komiteden UBP oyları ile geçen şekli arasında belli farklar vardır. Bu farklar biçime dönük iken, yapılan düzenlemeler ile söz konusu yasayı daha da havada ve halk için ciddi riskler taşıyan hale döndürdüğünü söyleyebiliriz.

Her şeyden evvel bu yasa tasarısının Bakanlar Kurulundan Meclise sevk edilen biçiminde, Devlet Dairelerinin ve onların hizmetlerinin de Özelleştirileceğine dair gizli ifadeler vardı… Bunu Meclis Kürsüsünde deşifre etmemiz üzerine, Komitede yapılan düzenleme ile Devlet Dairelerinin ve Hizmetlerinin de özelleştirme kapsamına alınacağı açıkça yazılmıştır.

Madde 19 ile bu, şu şekilde ifade edilmiştir. “Devlet ihtiyaç duyduğu bazı kamu hizmetlerinin yürütülmesi hakkında hak ve görevini bu yasa kuralları çerçevesinde özelleştirebilir”

Bu maddeden de görüldüğü gibi ucu açık bir tanımlama ile iki satır yazı ile istenen devlet hizmeti ve dairesinin de özelleştirilebileceği gibi çok genel bir kural konmaktadır. Peki bunu kim yapacak? Devlet.

Peki, devlet nedir? Yasama, Yürütme ve Yargı temelinde Anayasal çerçevede bir ülke sınırları içinde yetki kullanan ve halkına hizmet getiren teknik bir organizasyondur devlet. Devlet isterse, devlet hizmetlerini özelleştirecek!  Peki, devlet halka hizmetin aracı ise esas yani halk, bunun neresindedir? Devlet Kimdir? Başbakan, İrsen Küçük mü? Cumhurbaşkanı Eroğlu mu? Yoksa Bakanlar Kurulu mu?

İşte işin vahameti burada başlamaktadır.

 

 

İcraatta özelleştirmeyi peki devletin hangi makamı yapacak?

 

Ferdi Sabit SOYER: Çünkü söz konusu yasa tasarısı ile özelleştirme kararının verilmesinde tek sorumlu makam ihdas edilmektedir. Bu da Bakanlar Kurulu’dur. Yani Bakanlar Kurulu Özelleştirme için tek yetkili organ durumundadır. Ne Meclis, ne sivil toplum, ne de halk, bu alanda her hangi bir söz ve yetkisi vardır..

Bir kere özelleştirilmek istenen kurumların, ister devlet kurumu olsun, isterse bir kamu kurumu, ya da kamu iştiraki olsun, onun esas sahibi halktır, kamudur. Sahip, direkt veya dolaylı olarak bu konuda bu yasaya göre her hangi bir söz sahibi olmamaktadır.

Çünkü söz konusu Özelleştirme Yasası’nda,  madde 5 ve madde 6 ile açıkça halk adına devlet adına özelleştirme de tek merciin Bakanlar Kurulu olacağı ifade edilmektedir.

Bunun için önce düzenleme ile bir Ön Rapor Hazırlama süreci 5. Madde ile getirilmiş bulunmaktadır.

5. maddenin birinci fıkrasında  açıkça, bir Kamu Kurum ve Kuruluşları ile Kamu İktisadi Teşekküllerinin, kamu payı olan şirketlerin, hangilerinin özelleştirme programına alınacağına dair kararın alınması süreci  “Bakanlar Kurulunun talebi üzerine ön rapor hazırlanır” denerek başlamaktadır…

 


 

‘Toplumsal varlığımız  ORTADAN KALKACAK’

 

BELEDİYERE YASAK…

<< Burada ilginç bir başka nokta da oluşmaktadır. Söz Konusu Özelleştirme Yasa Tasarısının  Temel İlkeler yan başlıklı 4. Maddesinin  6. Fıkrasında şu açıklıkla ifade edilmektedir.

“Özelleştirme uygulamalarında, milli güvenlik ve/veya kamu yararının gerektirdiği durumlar hariç, kamu kurum ve kuruluşları ile yerel yönetimlere devir yapılmaması, ilkeleri göz önünde bulundurulur.”>>

 

·        ESKİ DÖNEMDEKİ BAŞARI NEDEN RAHATSIZ ETTİ?..

<< Yani Özelleştirme Yöntemleri arasında, daha başından, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının, Yerel Yönetimlere, ya da bir başka Kamu Kurumuna devredilemeyeceği açık bir kural haline getirilmiştir.

Neden? Çünkü CTP-BG Hükümeti döneminde sıkıntıya giren Akdeniz Garanti Bankası ki bir kamu bankası idi. Diğer bir Kamu Bankası olan Vakıflar Bankası ile birleştirilmiş, hem sıkıntı aşılmış, hem çalışanlar mağdur edilmemiş, hem de  daha etkili bir Banka ülkeye kazandırılmıştı.>>

 

·        MAĞUSA BELEDİYESİ DAİ’Yİ İSTEMİŞTİ…

<< Ayrıca, DAÜ de bulunan okul öncesi ve üniversite öncesi Kurumların Özelleştirilmesi gündeme gelince Mağusa Belediyesi, bunlara talip olmuş ve halkın ülkenin önemli ölçüde desteğini bu talep almıştı. İşte söz konusu Özelleştirme Yasası’nı hazırlayanlar, şimdi, açıkça bu yaşanmışlıklardan, siyasi ve ideolojik olarak duydukları rahatsızlığı, bu yasa tasarısı ile ifade etmektedirler.>>  

 

·        VARLIĞIMIZI ORTADAN KALDIRACAK BİR YASA…

<< Yani, bir taşla Kıbrıs Türk Halkının Kurumsal varlığından, iki kuş düşürme açıkgözlüğünü sinsice yapmaktadırlar. Bu da açıkça bu yasa tasarınsın gerisinde yatan mantığın, Kıbrıs Türk halkının kurumsal ve Toplumsal varlığını sarsmak olduğunu meydana çıkmaktadır.

Siz, ayrı kimlik ve varlık mı diyorsunuz? O zaman işte sizin en temel Kurumsal varlıklarınızı böyle dağıtıp, Toplumsal varlık ve ayrı kimlik sözünüzü ve isteğinizi  ortadan kaldırırız denmektedir…>>

 

 

YENİDÜZEN: Yasada yer alan ve özelleştirmede etkili olacak olan komisyon, kimlerden oluşur, ne yapar?

 

Ferdi Sabit SOYER: Bu raporu hazırlayacak olan Komisyon ise ikinci fıkrada tanımlanmaktadır.

Buna göre, Başbakanlık Müsteşarı, Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı, Maliye Bakanlığı Müsteşarı, Para Kambiyo Dairesi Müdürü, Başbakanlığı Temsilen bir kişi, Maliye Bakanlığını temsilen bir görevli olarak bu Komisyonun bileşimi sayılırken, (F) bendinde ise akıllara seza bir madde gelmektedir. Bu da şudur.

Komisyonun ihtiyaç duyması halinde YÖDAK’tan bir kişi, Meslek Odalarından ve /veya Özelleştirilecek birimden veya bağlı olduğu Bakanlıktan birer veya daha fazla temsilci.”

Şimdi burada garip olan şudur.(2. Fıkranın)  A, bendinden itibaren sayılan, Başbakanlık Müsteşarından tutun, E, bendinde  ifade edilen Maliye Bakanlığı Temsilcisi olarak ifade edilen kurul, demek ki esas Komisyondur ki bu “Komisyonun ihtiyaç duyması halinde” diyerek, F, bendinde belirtilen temsilciler yani YÖDAK, Meslek Odaları Temsilcileri çağrılabilinir. Yani onlar esas değildir. Bunların içinde tek sivil kurum, Meslek Odalarıdır. Bunlar kimdir? KTMMO Birliği mi? Esnaf Odası mı? Sanayi Odası mı? Ticaret Odası mı? Barolar Birliği mi? Hiç belli değil. “ Komisyon ihtiyaç duyması halinde” denmektedir . Yani Komisyon bunların dahil olmadığı oluşumdur.  Dikkat edin burada bu kurumların çalışanlarının temsilcileri yani  sendikaların adı dahi geçmemektedir.

 Peki, Meslek Odalarından bir veya birer temsilci çağrılırsa, bu kamu kaynaklarının diğer sahipleri ne olacak? Yani çalışanlar. Yoksa onları halk adına karar vermeyecek denli yok mu farz etmektedirler?.

Bu anlamda Bakanlar Kurulu’nun üçlü kararname ile atadığı Müsteşar ve Daire Müdürü ile Bakanlık Temsilcileri Komisyonu oluşturmaktadırlar. Tek yetki, talep üzerine  başlayan süreçten,sonra Bakanlar Kurulunun atadığı, üst kademe yöneticilerinin rapor hazırlaması ile devam etmekte ve sonuçta madde 6’ da da, Bakanlar Kurulu Kararı ile Özelleştirme Programına alma kararı oluşmaktadır.

Üstelik söz konusu karar ile birlikte madde 6’nın, ikinci fıkrasında da Bakanlar Kurulu’na bir başka yetki daha verilmekte ve Özelleştirme de, hangi Yöntemin ve İhale usulünün de uygulanacağı açıkça belirtilmesi görülmektedir.

Demek ki  Madde 5’te belirtilen  Ön Rapor Hazırlama sürecinde söz konusu “atanmışlardan” oluşan Komite, hem nerenin özelleştirileceğine karar verecek, hem hangi özelleştirme yönteminin uygulanacağını da belirleyecek. Ayrıca  hangi ihale yönteminin uygulanacağına karar verecek. Ancak bunlar söz konusu Komiteye, ne o maddede, ne de başka bir madde deki düzenleme ile yetki olarak verilmektedir..Hatta bu yetkiye bağlı bir Tüzük düzenlenmesi de öngörülmemektedir.  Sınırsız ve tarifsiz bir yetki vermektedir.

Ancak, Özelleştirme talebini yapan Bakanlar Kurulu; bu talepten sonra atayacağı, bu Ön Rapor Komisyonun raporundan sonra, karar almaya gideceğine göre.  6 madde de bu kararı verirken, hem Özelleştirme Yöntemini, hem de İhale usulünün ne olacağını da aldığı kararda zikretmesi gerekecektir. Ama buna dair bir kural yok. Söz konusu Komisyon, raporunda bunları da yazması gerekecek. Ama yasa ona böyle bir yetki vermiyor. Tam Hikmet-i Hükümet anlayışı.

 

YENİDÜZEN: Ön rapor da oluştuktan sonra bir kurum nasıl özelleşecek, engel var mı ya da yurttaşın kamuoyunun görüşü?

 

Ferdi Sabit SOYER: Bu sınırsız yetki ile Özelleştirme kararını Bakanlar Kuruluna veren Yasa, İkinci Bölümünde de “tak fişi bitir işi” anlayışı ile hemen “Özelleştirme Yöntemleri,  Değer Tespiti ve İhale “ bölümüne geçmektedir.

Söz konusu Özelleştirmede Ön Rapor hazırlayacak olan bu Komisyon, Değer Tespiti dahi yapılmadan, yasanın kendisine vermediği yetkiyi kullanarak,  Özelleştirme Yöntemine ve İhale usulüne dair de karar veya tavsiye yapacak.

Ayrıca Değer Tespitinde de ele alacağımız gibi, iş çok daha karmaşık ve aşırı yetkiyi, “atanmış” kişilere veren düzenlemelerde arkasından gelmektedir.

Özelleştirme Yöntemi olarak, Madde 8 ‘de;  Satış, Kiralama, İşletme Hakkının Verilmesi, Gelir Ortaklığı Modeli ve/veya İşin Gereğine Uygun Sair Hukuki Tasarruflar ( Burada ciddiyete bakın, işin gereğine uygun diğer hukuki tasarruflar” ifadesi, ne olduğu belli olmayan tanımlama) Çalışanlara Devir ifade edilmektedir. Yöntemleri böyle sıralamaktadır…

Bu Yöntemlerden birine bu  Ön Raporu Hazırlayacak Komisyon karar verecek. Bunu, Bakanlar Kuruluna tavsiye edecek, o da karar verecek.

Ne gerekçe ile hangi kriterlere göre, hangi esaslara göre. Bunlar Hiç ama hiç yok. Kamunun olan mala, işletmeye, kamunun haberi, eğilimi kararı tartışması ve bilgisi olmadan, Bakanlar Kurulu karar verecektir.

 

 

YENİDÜZEN: Bu kurumlar illa ki “özele” mi devredilebilir bu yasaya göre? Yoksa yerel yönetimlere ya da bir başka devlet kurumuna da devir mümkün olur mu?

 

Ferdi Sabit SOYER: Burada ilginç bir başka nokta da oluşmaktadır. Söz Konusu Özelleştirme Yasa Tasarısının  Temel İlkeler yan başlıklı 4. Maddesinin  6. Fıkrasında şu açıklıkla ifade edilmektedir.

“Özelleştirme uygulamalarında, milli güvenlik ve/veya kamu yararının gerektirdiği durumlar hariç, kamu kurum ve kuruluşları ile yerel yönetimlere devir yapılmaması, ilkeleri göz önünde bulundurulur.”

 Yani Özelleştirme Yöntemleri arasında, daha başından, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının, Yerel Yönetimlere, ya da bir başka Kamu Kurumuna devredilemeyeceği açık bir kural haline getirilmiştir.

Neden? Çünkü CTP-BG Hükümeti döneminde sıkıntıya giren Akdeniz Garanti Bankası ki bir kamu bankası idi. Diğer bir Kamu Bankası olan Vakıflar Bankası ile birleştirilmiş, hem sıkıntı aşılmış, hem çalışanlar mağdur edilmemiş, hem de  daha etkili bir Banka ülkeye kazandırılmıştı.

Ayrıca, DAÜ de bulunan okul öncesi ve üniversite öncesi Kurumların Özelleştirilmesi gündeme gelince Mağusa Belediyesi, bunlara talip olmuş ve halkın ülkenin önemli ölçüde desteğini bu talep almıştı.

İşte söz konusu Özelleştirme Yasası’nı hazırlayanlar, şimdi, açıkça bu yaşanmışlıklardan, siyasi ve ideolojik olarak duydukları rahatsızlığı, bu yasa tasarısı ile ifade etmektedirler.

Çünkü, Kıbrıs Türk halkının kurumsal varlığını geliştirecek veya koruyacak olan, alternatiflerin tamamen gündemden kalkmasını düşünmektedirler. Çünkü Kurumsal ve Toplumsal  varlık, ayni zamanda  bu kamu kurumlarının varlığı ile de bağlantılıdır. Dolayısı ile kurumsal varlığı art niyetle sarsmak isteyenler, bu seçenekleri de açıkça ortadan kaldırmayı amaçlamaktadırlar.

Çünkü söz konusu yasa tasarısının içine gizlenmiş bir diğer husus ise İnkişaf Sandığı Hisselerinin de Özelleştirilmesidir… Böylece İnkişaf Sandığını Hisseleri Olan ve bir Kamu Bankası olan Vakıflar Bankasının da, dolaylı olarak Özelleştirilmesi olgusunu gündeme getirmektedirler.

Ayni şeklide bu ayak oyunu ile Kıbrıs Sigortayı da özelleştirme kapsamında ele almaya kapı açmaktadırlar.

Yani, bir taşla Kıbrıs Türk Halkının Kurumsal varlığından, iki kuş düşürme açıkgözlüğünü sinsice yapmaktadırlar.

Bu da açıkça bu yasa tasarınsın gerisinde yatan mantığın, Kıbrıs Türk halkının kurumsal ve Toplumsal varlığını sarsmak olduğunu meydana çıkmaktadır.

Siz, ayrı Kimlik ve Varlık mı diyorsunuz? O zaman işte sizin en temel Kurumsal varlıklarınızı böyle dağıtıp, Toplumsal varlık ve ayrı kimlik sözünüzü ve isteğinizi  ortadan kaldırırız denmektedir..

 

YENİDÜZEN: Peki değeri kim tespit edecek?

 

Ferdi Sabit SOYER: Söz Konusu Yasa tasarısının 9. Ve 10 maddeleri Değer tespiti ile ilgilidir.

Değer tespiti ile ilgili olarak bir Komisyonun oluşturulması söz konusudur.

Madde 10’ da Değer Tespit Komisyonunun oluşumu verilmektedir.

Buna göre değer tespit Komisyonu;  A. Başbakanlık Müsteşarı, B. Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı, C.Maliye Bakanlığı Müsteşarından oluşacaktır.

Bu maddede ilginç bir fıkra vardır. Oda 3. Fıkradır.

 “Her hangi bir nedenden dolayı, yukarıdaki birinci fıkra da belirtilen üye sayısının azalması durumunda, eksik üyelik Müsteşar olmak kaydıyla Bakanlar Kurulunca belirlenir”.

Bu ne demektir? İzahı mümkün değildir. Bundan çıkan sonuç şudur. Her hangi bir nedenle söz konusu olan 3 müsteşardan biri, örneğin Maliye Müsteşarı tespit edilen değerle ilgili, “bu da olmaz” derse ve istifa ederse,  o zaman onun yerine bir başka mızırlık çıkartmayacak müsteşar atanabilir. Bu tam bir maskaralık.Ne demek, her hangi bir nedenle ifadesi.

İşte işin en önemli noktası budur. Hem Özelleştirme talebini Bakanlar Kurulu yapacak.

 Hem Onun, üçlü kararname ile atadığı üst kademe yöneticileri n rapor hazırlayacak ve  kendi kararını yürütecek.  Bunların  hazırladığı raporlar da, neyin özelleşeceğine, hangi yöntemin uygulanacağına, ihale yönteminin ne olacağına, karar verilecek. Bu olduktan sonra da. Söz konusu kamu kuruluşunun veya kamu malının değerini de, Bakanlar Kurulunun üçlü kararname ile atadığı ve ilk tespit raporunu da hazırlayan Komisyonun içinde bulunan bu  üç tane, üçlü kararname ile atanmış müsteşarlar saptayacak.

Yani bu üç müsteşar “Süper Müsteşar” olacak, kamu kaynakları üzerinde. Yani halkın sahibi olduğu değerlerin geleceği, bu  üçlü ekibe devredilecek.

Bu nasıl demokrasidir?.

İşte burada daha önce de  ifade ettiğim 19 madde de belirtilen durum orta çıkmaktadır.

“Devlet ihtiyaç duyduğu bazı kamu hizmetlerinin yürütülmesi hak ve görevini, bu yasa kuralları çerçevesinde özelleştirebilir”

Yani, devlet, demek ki bu müsteşarlar ve Bakanlar Kurulu imiş! Böyle bir geniş yetki, kime nasıl verilebilinir?

 


Bu ne ayrıcalık böyle!

 

Özelleştirme Yasası’na göre; özelleşecek alanları devletten devralacak özel şirketlere “özel” ayrıcalıklar tanınacak.  Bu şirketler devlete, resim, harç, pul vergisi ödemeyecek. Buna ek olarak yatırım yaptığı gerekçesiyle hem KDV hem de gümrük muafiyeti de kazanacak olan şirketlerin KKTC yurttaşı çalıştırma mecburiyeti de olmayacak.

 

·        HANİ KAMU YÜKÜ AZALACAKTI?...  Soyer: “Söz konusu yasa ile özelleştirilecek kuruluşlarda çalışanların toplu sözleşme ve diğer düzenlemelerle ilgili var olan hakları devlet tarafından ödenecektir. Yani alıcı hiçbir mükellefiyet altında olmayacaktır. Bu hakları bütçe ödeyecek. Hani bu yasa ile bütçeye katkı sağlanacaktı? Hani, bu iş kamunun yükünü azaltacaktı? Bununla kalmıyor avanta. Kamu parası alacak olana nasıl da veriliyor?”

 

·        SOSYAL GÜVENLİK HAKLARININ % 40 DEVLET ÖDEYECEK… Soyer: “Söz konusu alanlarda çalışan ve özelleştirmeden sonra da orada kalıp çalışacak olanların, sosyal güvenlik haklarının % 40’ı da devlet tarafında ödenecektir. Ayrıca emekliliğine 3 yıl kalan çalışanlar,madde 29’daki düzenleme ile özelleştirilen kurumda kalıp çalışması halinde, devlete istihdam edilen söz konusu kurumun,  çalışanlarının aldığı maaşın, %50’ si kadarı da özelleştirilecek kuruluşu alan işverene, devlet tarafından ödenecektir…”

 

·        DEVLETE EK YÜKLER… “Ayrıca emekliliğine belli bir süre kalan insanların, emekli olabilmeleri için gereken katkı, çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın, devlet tarafından ödenmesi öngörülmektedir.

Bütün bunlar zaten sorunlu olan Devlet Bütçesine ekstra yükümlülük ve yük bindirmektedir. Özelleştirilecek yerde çalışan insanların  özlük hakları devlet ödeyecek, hem orada çalışan ve işini kayıp edecek insanları devlet istihdam edecek,  hem kalıp çalışanların sosyal güvenliklerinin %40’ını devlet ödeyecek,  hem de emekliliğine 3 yıl kalanın maaşının %50’ sini de devlet ödeyecek, hem de iş bulamayan, ama emekliğine 2 yıl kalmış olanında, sosyal güvenlik yatırımlarını, çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın devlet ödeyecek.”

 

 

YENİDÜZEN: Bu işlemlerin hiçbirinde “halk” yok, kamuoyunun görüşü yok, neden bu kadar gizli?

 

Ferdi Sabit SOYER: Şimdi işin bir başka önemli noktasına gelinmektedir.

Bu Değer Tespit Komisyonu, Özelleştirilecek olan Kurumun, devlet dairesinin veya hizmetinin veya hissesinin Değerini saptadıktan sonra, madde 13’te şöyle bir uygulama ile ele almaktadır.

Madde 13.(2.) Fıkra. “Değer Tespit Komisyonu, değer tespit raporunu, teklif zarflarının açılacağı gün, açık artırma usulünde ise açık artırmaya başlanacağı gün, kapalı ve mühürlü bir zarf içinde Merkezi İhale Komisyonuna gönderir.

Fıkra (3): “Değer Tespit sonuçları, özelleştirme işlemi tüm sonuçları ile tamamlandıktan sonra kamuoyuna duyurulur”

İşte bu kadar açık, kamunun malının değerini, kamu,halk, ancak özelleştirme işlemi, tüm sonuçları ile bittikten sonra, yani alan aldıktan sonra, öğrenecek. Bu nasıl iş? Bu nasıl demokrasi ve bu devletin sahibi kim? Burada bir başka unsur daha var.

Yasa tasarısı açıkça Değer Tespit Komisyonuna  gizlilik yasağı getirmektedir. Yani Bu Komite, tespit ettiği değeri, ancak ihale uygulamasında teklif zarflarının açılacağı veya açık artırma ise usul ise; o gün o an;  söz konusu İhale Komisyonuna bildirmesini yasa tasarısı görürü. Onlarda, bunu kimseye söyleyemez. Bilgi, ancak konu işlem bittikten sonra açıklanabilir.

Peki, Söz Konusu değer tespit Komisyonu, yani bu üç “Süper Müsteşar”, tespit ettikleri söz konusu değeri; Özelleştirmeye dair Rapor hazırlayacağı ve Madde 5’te belirtilen Komisyonun diğer üyelerine  bilgi olarak verebilir mi? Buna göre Hayır.

Peki, bu Değer Tespitlerini, Başbakana veya Bakanlar Kuruluna bildirmekle yükümlü mü? Buna göre bildirirlerse suç işlemiş sayılırlar. Bildiremezler. Yani hem Komisyon, hem de Bakanlar Kurulu özelleştirme kararı alırken değer tespitini bilmemeleri gerekir.

Ha diye bilirsiniz ki bu nasıl iş, Başbakan’ın Müsteşarı, Başbakan’a bildiremez mi? Bu yasaya göre bildiremez ve bildirirse suç işlemiş sayılır. Çünkü esas olan gizliliktir.

Bu hem usulsüzlüğe ve yolsuzluğa açık, hem de esas sahip olan halktan, olayı kaçırtmaktır. Bunun ne açıklıkla, ne demokratiklikle, ne vicdanla, ne de mantıkla bir alakası olamaz. Bu halk adına, devlet adına, üç beş kişinin kamumun değerleri ve malları hakkında keyfi kararlar alması ve gizli kapaklı pek çok olayla, kamu mallarının siyasi, ekonomik baskı gurupları veya kişilerce gaspını getirecek olan son derece sakıncalı bir durumdur.

Madde 15’te  4. Fıkrada İhale işleminin iptal edilmesi halinde ise tespit edilen değerin % 20 altına inilmesi yetkisini, Bakanlar Kurulu’na veren bir düzenleme yapılmıştır. Bu da son derece sakıncalı ve büyük suiistimale yol açacak olan bir başka düzenlemedir.

Madde 20 ve 21 de ise, özelleştirme kararı verilen kamu kurumlarının kullanımında veya kirasında olan hazine malları ile hali arazilerin, kira sözleşmelerinin, 15 yıla kadar uzatılması yetkisi de Bakanlar Kurulu’na verilmektedir.

 Madde 21’ de ise  özelleştirme programına alınacak olan kamu kurum ve kuruluşlarına dönük, eğer şirketleştirilip de bunun üzerinde özelleştirilmeye gidilecekse, söz konusu olan hazine malları veya hali arazilerin, söz konusu şirketlere devri ve özelleştirme ile alacak olana geçmesi görülmektedir.

Bu da tam yağma hasanın böreği misalidir. Çünkü, bu alanlarda faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşları, söz konusu hazine malları ile hali arazilere, ya kira bedeli ödemekte ya da çok cüzi bir miktar ödemektedirler. Şimdi söz konusu arazilerin süresi bu düzenleme ile uzatılınca, alıcıya, hazine malları ve hali araziler de ya beleşine, 15 yıllığına geçmiş olacaktır.

 

Çalışanlar ne olacak?

 

YENİDÜZEN: Buraya kadar hep özelleştirmelerin teknik boyutunu sorulmadınız, peki çalışanların durumları ne olacak? Çalışanlar olayın neresinde?

 

Ferdi Sabit SOYER: Söz konusu yasa ile özelleştirilecek kuruluşlarda çalışanların toplu sözleşme ve diğer düzenlemelerle ilgili var olan hakları devlet tarafından ödenecektir.

Yani alıcı hiçbir mükellefiyet altında olmayacaktır. Bu hakları bütçe ödeyecek. Hani bu yasa ile bütçeye katkı sağlanacaktı? Hani, bu iş kamunun yükünü azaltacaktı? Bununla kalmıyor avanta. Kamu parası alacak olana nasıl da veriliyor?

Söz konusu alanlarda çalışan ve özelleştirmeden sonra da orada kalıp çalışacak olanların, sosyal güvenlik haklarının %40’ı da devlet tarafında ödenecektir.

Ayrıca emekliliğine 3 yıl kalan çalışanlar,madde 29’daki düzenleme ile özelleştirilen kurumda kalıp çalışması halinde, devlete istihdam edilen söz konusu kurumun,  çalışanlarının aldığı maaşın, %50’ si kadarı da özelleştirilecek kuruluşu alan işverene, devlet tarafından ödenecektir..

Ayrıca emekliliğine belli bir süre kalan insanların, emekli olabilmeleri için gereken katkı, çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın, devlet tarafından ödenmesi öngörülmektedir.

Bütün bunlar zaten sorunlu olan Devlet Bütçesine ekstra yükümlülük ve yük bindirmektedir. Özelleştirilecek yerde çalışan insanların  özlük hakları devlet ödeyecek, hem orada çalışan ve işini kayıp edecek insanları devlet istihdam edecek,  hem kalıp çalışanların sosyal güvenliklerinin %40’ını devlet ödeyecek,  hem de emekliliğine 3 yıl kalanın maaşının %50’ sini de devlet ödeyecek, hem de iş bulamayan, ama emekliğine 2 yıl kalmış olanında, sosyal güvenlik yatırımlarını, çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın devlet ödeyecek.

Bunlardan ayrı olarak bu özelleştirilecek yerlere talip olanlardan da devlet, resim, harç, pul vergisi almayacak. Arkasından da yatırım gerekçesi ile KDV ve gümrük muafiyeti de sağlayacak. Yani alıcıdan vergi de almayacak.

İşte en amiyane deyimi ile “Suyun Da Koy” ifadesini bu hak etmektedir.

Ayrıca söz konusu yasa ile Toplu Sözleşme ve Grev yasası da çiğnenmektedir. Çünkü söz konusu yasa açıkça “işverenin değişmesi halinde sözleşmesi olan yerlerde sözleşmenin aynen devam edeceği “açık kuralı vardır.

Söz konu yasa, ayni zamanda istihdam için bir de Kurul Ön görmektedir. Bu Kurul ise A. Personel Dairesi, B.Çalışma Dairesi, C. Para Kambiyo ve İnkişaf sandığı  Dairesi ve Ç. Bütçe Dairesi temsilcilerinden olmasını öngörmektedir. Dikkat edin Toplu Sözleşmesi olan bu yerlerde Sendika Temsilcilerinde hiç ama hiç söz edilmektedir.

Ayrıca Kamu Görevlileri ile ilgili olarak da Devlet Dairelerini de özelleştirmekten söz eden bu yasa, Kamuya giriş için, hem kamu görevlileri, hem de diğer asil işler için, Kamu Hizmeti Komisyonuna hiç ama hiçbir görev vermemekte, aksine Kamu Hizmeti Komisyonu’nun da görevini darbelemektedir.

Bu bakımdan da son derece sakıncalıdır.

Söz konusu yasa ile devlete istihdam edilecek olan kamu çalışanlarının, o güne kadar kazandıkları emeklilik hakları ile ilgili olarak, kendi  özel yasalarında var olan ve maaşları ile belirlenen haklarına bir sınır koymakta ve devlete ya da yeni işverenle çalışmaya başladıkları andan itibaren, daha düşük olacak olan maaş ve ücretleri üzerinden prorata uygulama ile emeklilik haklarının düzenlenmesini öngörmektedir. Bu da çalışanlara resmen vurulmak istenen bir başka  darbedir.

Ayrıca kamuya istihdam edilenlerin maaş ve ücretlerini düşürmeyi amaçlamaktadırlar. Düşünün söz konusu Kamu Kurumlarında çalışan müdürler, kamuya giriş yaparlarsa, Barem  17A’nın birinci basamağından başlayarak, en çok Barem 17A’nın tavanına kadar çıkacaklar.

Müdür Muavinleri ise Barem 17B’nin tabanından başlayıp, Barem 17B’nin tavanına kadar çıkacaklardır. Bunun dışında kalanlar ise, yeni kamu yasası kapsamında istihdam edileceklerdir. Böylece tüm bu insanların maaşları da geriletilmiş olacaktır. Ancak tüm bu işlemlerden kamu Hizmeti Komisyonu etkin olmayacaktır.

Limanlar ve Havaalanları ise Madde 18 de bulunan üç beş satırlık bir düzenlemelerle özelleştirilecektir. Bunun içinde şirket kurulacağı ifade edilmektedir. Ancak 19. madde yani devlet, gördüğü hizmetlerin de özelleştirilmesine karar verir, maddesinin de bunun ardından geldiğini dikkatten kaçırmamak gerekmektedir.

Bu da Hava ve Deniz Limanlarında verilen her hizmetin de özelleştirilebileceğine dair kuraldır. Yani Gümrükten tutun, Sivil Havacılık dairesinin verdiği hizmetlere, Limanlar dairesinin verdiği tüm hizmetlere kadar.

Ayrıca söz konusu yasa ile açıkça Elektrik Kurumu İle Telekomünikasyon’un da  özelleştirme programına alınması söz konusudur. Komite üyesi CTP-BG Girne Milletvekili Ömer Kalyoncu’nun Komitede bunların özelleştirilmemesine dönük önerisinin de ret edildiğini, hiç ama hiç unutmamak gerekmektedir.

 

YENİDÜZEN: Yeni “özelleştirme yapılan alanlara kimler istihdam edilecek?

 

Ferdi Sabit SOYER: Bu Özelleştirme ile özelleştirilecek alanlarda artık KKTC Yurttaşı çalıştırma kuralı da geçerli olamayacaktır. Yani alanlarda KKTC yurttaşı dışında yabancı iş gücünü, bu alanlarda çalıştırma hakkı da elde etmektedirler. Peki o zaman bu ülkenin genç insanları nerede iş bulacaktır? Bu devletin yükünü azaltmayacak, aksine devletin yükünü artıracak ve genç nüfusa da istihdam alanı açmayacak olan bir sonucu taşıyan bu yasa nereye hizmet ediyor, Toplumsal Varlığa darbeden başka..

Bu yasa açıkça Kıbrıs Türk Halkının Toplumsal ve Kurumsal Varlığına açıkça darbe vurmayı amaçlamaktadır. Ne yerel işgücü nede yerel sermaye ve halka bir katkı sağlamayan bu düzenlemeler açıkça kurumsal varlığımıza dönük bir darbeyi içermektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1053 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler