1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Travmalar, Çöpler, Talih ya da Siyasetin Yeniden Keşfedilmesi
Travmalar, Çöpler, Talih ya da Siyasetin Yeniden Keşfedilmesi

Travmalar, Çöpler, Talih ya da Siyasetin Yeniden Keşfedilmesi

Cemal Mert: Kıbrıs’ın kuzeyinde siyasetten ve siyasetçiden çok şikâyet edildiği bir dönemi yaşıyoruz. Ama esas meselenin “siyasetsizlik’ten” kaynaklandığını görmek istemiyoruz.

A+A-

 

 

 

Cemal Mert
mertcemal@kibrisonline.com

 

Kıbrıs’ın kuzeyinde siyasetten ve siyasetçiden çok şikâyet edildiği bir dönemi yaşıyoruz. Ama esas meselenin “siyasetsizlik’ten” kaynaklandığını görmek istemiyoruz. Popülizmden yakınıyor ve KKTC’nin tümünün tek liste ile seçime girmesi ile kurtulacağımızı, işlerin düzeleceğini umut ediyoruz.

Oysa, “Kıbrıslı Türkler, bok içinde yaşıyorlar”[i] diyerek, bu mecazla dinleyenleri şok eden, Kıbrıs kökenli ünlü Psikiyatr, Prof. Dr. Vamık Volkan, Kıbrıslı Türklerin içinde bulunduğu sosyo-psikolojik durumun sebeplerini, daha derinliğine aşağıdaki gibi sınıflandırmaktadır:

·        Savaş travması,

·        Kimliğine baskı ve kendini ikinci sınıf görme,

·        Rumlar’dan kalan ganimet,

·        Kıbrıs Türkü’nü kurtaranlardan gelen “hürmetsizlik”, ve

·        Eski geleneğin bozulması.

Volkan, bu özsevgi yoksunu, negatif sosyo-psikolojik durumdan çıkmak için en başta, içinde yaşadığımız psikolojik durumla bağdaştırdığı, Kuzey Kıbrıs’ın “çöplük ortamı’ndan” kurtulmak üzere bir temizlik kampanyası[ii] başlatılmasını ve talihin bizlere ansızın göndermesini umduğu babacan, hürmetli bir liderin, “işleri düzeltebileceğini”, söylemektedir.[iii]

Tarihte, talihin ve liderlerin öneminin farkında olmakla birlikte, Kıbrıslı Türklerin esas kurtuluşunun öncelikle siyasette olduğunu vurgularsam, herhalde Vamık Volkan hocamızın kariyerine saygısızlık yapmış olmakla itham edilmem.

Günümüzün popüler filozoflarından Slavoj Žižek, “siyaseti satın aldığımız hizmetlerden biri olarak gören anlayışta kaybolan şey, hepimizi ilgilendiren konuların ve kararların ortak bir kamusal müzakeresi olarak siyasettir” demektedir.[iv]

Çok uzun tarihsel bir süreçten beridir ki Kıbrıslı Türkler olarak, “hepimizi ilgilendiren konuların ve kararların ortak bir kamusal müzakeresi olarak siyaset” anlamında, “siyaset yapma” olanağımız olmamıştır. Bu, yalnız son zamanlarda, Žižek’in söylemiyle, “siyaseti satın aldığımız hizmetlerden biri olarak”[v] görmemizle sınırlı değildir. Çok uzun zamandan beridir ki toplumdaki büyük çoğunluğun, siyaseti, “bizi Türkiye kurtarsın, bizi Türkiye yönetsin, biz bir şey yapamayız, Avrupa Birliği bizi kurtarsın, Asil Nadir bizi kurtarsın vb.” olarak gören, edilgen anlayışlarında da kaybolan şey aynen siyasettir. Özellikle, statükonun has partisi UBP’nin, “aslında biz da isterik yapalım ama Türkiye izin vermez, Türkiye para vermez, Rumlar bizi engeller, muhalefet bizi rahat bırakmaz” propagandif söylemi ile her gün yeniden ürettiği bu edilgen anlayış, toplumun iliklerine kadar yayılmış bulunmaktadır.  Bu edilgen anlayış, ne yazık ki sivil toplum örgütleri, sendikalar ve muhalif siyasal çevrelerde de hergün farklı söylemlerle de olsa  yeniden üretilmektedir.

Kendini başkasının “kurtarmasını” bekleyen ve siyasete aktif katılmayan birey ya da toplum nasıl edilgen olmasın, nasıl şikâyetçi/marazi olmasın?

Filozoflardan başlamışken gene antik bir filozofla devam edelim. Platon, “siyasetle ilgilenmeyen aydınları (toplumları) bekleyen kaçınılmaz sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye mahkûm olmaktır” der. Bizim de şimdilerde durumumuz böyle değil midir?

Vamık Volkan hocamız, içinde bulunduğumuz sosyo-psikolojik durumun sebeplerini ne güzel ortaya koymuştur ama Karl Marx, ünlü 11. Tezinde, “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir”[vi] demektedir.  Aynı konuda büyük devrimci Lenin ise, “insan, yaşadığı doğal ve toplumsal çevreyi yansıtmakla kalmaz, onu değiştirir de”[vii] diyerek, insanın, “siyasal özne” olduğu olgusunu da öne çıkarmaktadır.

İşte, Kıbrıslı Türkler olarak şimdi karar vermemiz gereken şey, “hepimizi ilgilendiren konuların ve kararların ortak bir kamusal müzakeresi olarak siyaset’te”, siyasal özne olup olmayacağımızdır. Siyasal özne olmak, siyasete, yaşama, çevreye, toplumsal hayatın her alanına müdahale etmek; sorun çözmek üzere irade ortaya koymaktır.

İrade, yatağında akan bir nehirin suyundan faydalanmak için, yatağını, akışını değiştirip, önüne baraj yapmak ve elektrik üretmektir. İrade, hasta olan insanının iyileştirilmesi için onu doktora götürmektir. İrade, kuşlara ve susuz kalmış hayvanlara su vermektir. İrade, Vamık Hoca’nın dediği gibi çöpleri toplamaktır. İrade, izolasyonlar altındayız ihracat yapamayız demeden, üretip satmaktır. İrade, biz adam olmayız demeden, Meliz Redif gibi, olimpiyatlara katılmaktır. İrade, Rumlar çözüm istemez mazeretine sığınmadan, çözümü aramaktır.

Kıbrıslı Türklerin siyasal özne olabilmek için çaba harcaması gerektiğini söylüyoruz. Bunun için de siyasal irade kavramını yaşama geçirmekten sözediyoruz. Aslında bu, toplum olarak varolmak, toplumsal kimlik sahibi olmaya devam etmekle ilgili bir meseledir. Toplumsal varlığı dağıtmaya yönelik güçler, toplumu birarada tutan nesnel ve öznel güçlerden daha baskınsa toplum dağılma eğilimine girer.

Bugünkü konjonktürde, Kıbrıslı Türkleri bir toplum olarak birarada tutmak isteyen siyasal güçlerin en önemli sorunlarından birisi de, Kıbrıslı Türk toplumunu dağıtmaya yönelik güçlerin ‘hegemonyası’nı aşacak bir çıkış yapamamalarıdır. Şu anda statükonun hegemonyasının tahakkümü altında yaşıyoruz. Kısaca “statüko” olarak tanımladığımız ve ciddi iç ve dış destekleri olan bu konjonktürü aşmak, ciddi bir siyasal irade, siyasal özne ve siyasal karşı-hegemonya gerektirmektedir.

Statüko karşıtı güçler, başta sol olmak üzere, statükonun toplumla olan tüm çelişkilerini siyasete, yani “hepimizi ilgilendiren konuların ve kararların ortak bir kamusal müzakeresi olarak siyasete” dönüştürüp, statükoya karşı bir hegemonya geliştirmek durumundadırlar. Aynen 2002-2004 Annan Plânı döneminde olduğu gibi...

Yine Marx’ın işaret ettiği, “Teori, kitleleri kucakladığında maddi bir güç haline gelir”[viii] sözünü, kendi koşullarımızda toplumsal siyasetin yeniden keşfedilmesi ve karşı-hegemonyamızın etkisini toplumsallaştırmak üzere yaşama aktarabilirsek, bu maddi güç yani siyasal özne, statükoyu silip süpürecektir. İşte o zaman, Vamık Hocanın dediği esas mesele, eski geleneğin bozulması, artık hiçbir şekilde sorun olmayacaktır. Çünkü artık yeni bir geleneğin kuralları işlemeye başlayacaktır.

 

 

 


Referanslar


[i] Vamık Volkan’ın, 24 Ağustos 2012 günü, Barış Ruh Sağlığı Hastenesinde verdiği konferansında söylediği çarpıcı söz.

[ii] Acaba ‘temizlik kampanyası’na, önce çöplerden mi yoksa çöpe dönmüş politikacılardan mı başlamak gerekir?

[iii] Dr. Vamık Volkan, Havadis’teki ziyaretinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türkü’nün savaş sonrası şu an yaşadığı psikolojinin doğal olduğunu söyledi. Bu travmayı yaşamış tüm toplumların aynı süreçten geçtiğine işaret eden Vamık Volkan, “Böyle bir travma oldu mu, bilsen de bilmesen de bu devam eder. Bu travmayı fark etmeden torunlarına da aktarıyorsun” dedi. Volkan, Kıbrıs Türk toplumunun birçok şeye sahip olmasına rağmen, kimliğine olan baskıdan dolayı kendisini ikinci sınıf gördüğünü, savaş sonrası bulunan ganimetin eski geleneği bozduğunu, bunun yanında Kıbrıs Türkü’nü kurtaranlardan gelen “hürmetsizlik” ve sonuç olarak gelenekler kaybolunca şu anki durumun ortaya çıktığını söyledi. Vamık Volkan, içinde bulunulan durumdan kurtulmanın en önemli yolunun talih yani şans olduğunu vurgulayarak, “Ansızın başınıza biri gelir, baba, anne gibi eski geleneklere bağlı hürmetli bir lider, o zaman olaylar düzelir” dedi. ... Bu psikolojiden kurtulmak için neler yapılması gerektiği sorusuna da Volkan, ülkeyi saran çöplerin kendisini çok rahatsız ettiğini ve insanlar arasındaki ilişkinin de çöpler gibi olduğuna işaret etti. “Bunların birisi somut, birisi soyuttur” diyen Volkan, bundan dolayı çöplerin Kıbrıs’ta sembol olduğunu vurguladı. Volkan, çöplerden kurtulmak için bir sürecin başlatılması ve bu sürecin içerisine çocukların alınması gerektiğini anlatarak, çocuğun çöp içerisinde yaşaması halinde özsevgisinin olmayacağına işaret etti.” Selda İçer, Havadis Gazetesi, Lefkoşa. 28 Ağustos, 2012. Sy. 8-9

[iv] Slavoj Žižek, Yeniden Lenin, Bir Hakikat Siyasetine Doğru, Der. S. Žižek, S. Bugden, S. Kouvelakis. Otonom Yayıncılık, Ocak 2011, İstanbul. Sy. 104.

[v] Seçim dönemlerinde, oy karşılığında, en basitinden, bizim çocuğu işe al, sıkıdayım bana kamu bankasından kredi ver, bir kırsal kesim arsacığı da isterim vb. talepler bir realite değil midir?

[vi] K. Marx, Feuerbach Üzerine Tezler, 11. Tez. Marks-Engels, Seçme Yapıtlar, Cilt: I, s. 11-14, Sol Yayınları, Ankara 1976.

[vii] İnsan bilinci nesnel dünyayı yalnızca yansıtmaz, onu yaratır.” Lenin, Hegel Notebooks, Collected Works, 38:216. Aktaran: S. Kouvelakis, Yeniden Lenin, Bir Hakikat Siyasetine Doğru, Der. S. Žižek, S. Bugden, S. Kouvelakis. Otonom Yayıncılık, Ocak 2011, İstanbul. Sy. 230.

[viii] K. Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, çev. Sevim Belli, Ankara: Sol Yayınları. 1979.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 825 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler