1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Toplumsal yokoluş' üzerine tezler
Toplumsal yokoluş üzerine tezler

'Toplumsal yokoluş' üzerine tezler

Kıbrıslı Türkler olarak uzunca sayılabilecek bir süredir ‘yok olma’ tehdidi algısı içinde yaşıyorzu. Sanki bir güç bizi yok etmeye karar vermiş gibi… Konuya önce tarihsel perspektiften bakalım. Mesela şu sorunun yanıtı çok önemli: &#

A+A-

 

 

 

Kıbrıslı Türkler olarak uzunca sayılabilecek bir süredir ‘yok olma’ tehdidi algısı içinde yaşıyorzu.

Sanki bir güç bizi yok etmeye karar vermiş gibi…

Konuya önce tarihsel perspektiften bakalım.

Mesela şu sorunun yanıtı çok önemli:

‘Yok olma sendromu’ ne zaman başladı?

Sanırım 1950’li yılların ortasından itibaren…

İngiliz Sömürge Yönetimi’nin son dönemlerinde yani…

Belki daha önce de bu tür düşünceler vardı. Ancak “Rumlar bizi kesecek, yok edecek” kaygısı, toplumlar arası çatışmaların başalngıcıyla paralellik gösteriyor.

Bunda tuhaf olan bir durum da yok…

İngiliz İmparatorluğu, dünyada bağımsızlık hareketleri yayılırken, Kıbrıs adasını tamamen kaybetmemek için ‘Kıbrıslılık’ yerine ‘Rum’ ve ‘Türk’ milliyetçiliğini besledi. Sömürgeye son veriken bölgeyi en az bir yarım yüzyıl, hatta daha fazla süreyle kontrol altında tutabilecek stratejik iki üssü ‘egemen toprak’ olarak ayırdı.

Ve gün gele iki toplum bir araya gelip ‘tam bağımsızlık’ isteyebilir öngörüsüyle, en az yarım yüzyıl devam edecek toplumlar ve uluslar arası bir ‘kördüğüm’ bırakıp gitti.

Daha doğrusu ‘gider gibi’ yaptı!..

**

İngiliz döneminde ‘yok olma’ hissi olmayan Kıbrıslı Türkler, milliyetçi akımların güç kazanması ve çatışma ortamının getirdiği sosyal psikoloji ile kendini savunmaya aldı.

Zaten gettolarda devam eden yaşam, kaplumbağanın canını korumaya çalışması gibi doğal bir refleks geliştirdi.

‘Rumlar bizi yok edecek’ kaygısı 1974’ten sonra da bitmedi. Zira bu yönde her iki taraftan da sürekli propaganda yapıldı. Eğitim sistemi zaten şövenizm üzerine inşa edilmiş, ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı içerik ve üsluba sahipti.

Dünyada soğuk savaş bitse de, birçok çatışma tarihe havale edilse de Kıbrıs’ta İngiliz’in attığı düğüm çözülemedi.

**

1974 sonrasında bir başka kaygı Kıbrıslı Türklerde yer etmeye başladı.

Bu da ‘yok olma’ kaygısıydı.

Ancak bu sefer algılanan tehdidin adresi farklıydı.

Kıbrıslı Türkler ‘Türkiye tarafından yok edilme’ korkusunu yaşamaya başlamıştı!..

Bu durum çok garipti aslında…

Çünkü Türkiye Kıbrıslı Türkler için ‘kurtarıcı’ydı. Sadece askeri anlamda değil, ekonomik alan dahil her konuda ‘anavatan’ durumundaydı Ankara…

Bir yandan ‘kurtarıcı’ algısı, diğer yandan ‘yok olma’ hissi yaşanıyor, çoğunlukla ikincisi dile getirilemiyordu.

**

1974’ten sonra başlayan da, öncesinde yaşanan da aslında aynı kökenden gelen korkulardı.

O ‘basit kural’dı işleyen: Büyük balık küçük balığı yutacaktı!..

Doğada var olan bu gerçek, sosyal yaşamın her alanında da tezahür ediyordu.

Kim büyükse, kim güçlüyse o ‘başat’ oluyordu.

Ekonomisiyle, kültürüyle, siyasetiyle, ordusuyla…

Kıbrıslı Türkler bir anlamda ‘yağmurdan kaçarken doluya’ tutulmuş gibiydi!..

Ya da ‘doludan kaçarken yağmura’…

Kuşkusuz her iki ‘yok olma’ tehdidi toplumun bütün kesimleri tarafından aynı şekilde algılanmıyordu.

Zaten öyle olsa ‘entegrasyoncu’lar olmazdı.

Ama günün sonunda bilerek isteyerek olsa da, bilmeden olsa da Kıbrıslı Türkler ‘erime’ hissini yaşıyor ve bu his toplumu için için kemiriyordu.

**

Şimdi, yani 2010’lardan geriye bakıldığında sürecin bir yerlere doğru evrilmekte olduğu çok daha net biçimde görülüyor.

Gerek nüfus hareketleri, gerek siyasi-askeri-ekonomik bağımlılık ve gerekse düşünsel anlamda Kıbrıslı Türkler giderek ‘Türkiye’nin bir vilayeti, hatta ilçesi haline geliyor.

Uzun uzadıya anlatmaya gerek yok.

Yaşanmakta olan örnekler herşeyi anlatıyor zaten…

Kabul edelim ki, ne kadar bağırsak da hepimiz bunu içselleştirmek üzereyiz.

Birçok konuda olduğu gibi ‘yok oluş’ meselesinde de ‘nedenler’i es geçip, ‘sonuçlar’la uğraşmayı tercih ediyoruz.

Hal böyle olunca yanlış, yanıltıcı hedeflere saldırıyor ve Don Kişot gibi bir hikaye kahramanı olmaktan ileri gidemiyoruz.

Dahası ve en vahimi ‘bütün halklar kardeştir’ gibi önemli sloganlara da ‘lafazanlık’ muamelesi yapıyoruz.

Bu dönemde biraz daha mantık, biraz daha sağduyu, biraz daha uzlaşı kültürü lazım…

Hepimize…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1043 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler