1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Toplumsal Tepki
Toplumsal Tepki

Toplumsal Tepki

Toplumsal Tepki

A+A-

 

Bu hafta özel dosyamıza devam ediyoruz. Bu dosyada bir konuda soru veya sorular soruyor ve görüşünü istediğimiz isimlerden yanıtlarını bekliyoruz. Bu haftaki konumuz ‘toplumsal tepki’ üzerine oldu. Aşağıdaki soruları sorduk ve katılımcılardan bazı durumlar karşısında tepkimiz veya tepkisizliğimiz hakkındaki görüşlerini istedik.

-Toplum olarak sorunlara duyarlılığımız hangi düzeyde?
-Sorunlar karşısında gerekli ve yeterli tepkiyi ortaya koyabiliyor muyuz?
-Doğru ve sağlıklı bir tepki gösterebiliyor muyuz?

 

Murat Kanatlı (YKP Yürütme Kurulu Üyesi, Vicdani Retçi)
“Tepkilerimiz spontane, anlık çıkış”

Bu üç sorunun cevabı aslında birbiri ile ilintili ve derinden de çelişkilidir… Evet, toplum olarak sorunlara duyarlıyız, kahveler, dost sohbetleri, içki masaları birçok kez kavgaya varacak şekilde politiktir. Herkes birçok sorun konusunda fikir sahibi olduğunu, bunların önemli kısmıyla ilgili de kendince makul çözüm önerileri olduğuna inanmakta ve savunmaktadır. Ancak çelişki buradan başlamaktadır. Tepki ortaya konması noktasında ise çok ciddi zafiyetler yaşanmakta… Hükümetin zam yaptığı haberi derin tartışmalara konu olabilmekte ama bunu geri aldırmak için yapılacak eylemlerin yetersizliği de gerçekliliğimizin parçasıdır… Askerlik sorunu birçok genç için sorun ve Askerlik yasasının değiştirilmesine yönelik tartışmalar bu coğrafyanın her karşında günlerce sürerken, Askerlik yasasının değiştirilmesinin tartışılacağı meclis oturumu öncesi eylem çağrısına ise katılım oranı, eylemi çağıranların bile tepkisine neden olabilmektedir… Bu durumda son sorunun cevabını ararsak, buna otomatikman hayır demek zorunda kalıyoruz… Tepkilerimiz genellikle spontane, anlık çıkışlar ve çok kez karşı olma ötesine geçememe, alternatif üretmede yetersiz kalma noktasındadır.

YETERSİZ OLMA HALİ

Bu durum aslında ülkede eksikliği hissedilen demokrasi ile bağlantılıdır. İnsanlar sorunlar karşında duyarlılıklarını iletişim kanalları ile ortaya koyuyorlar ama değiştirme noktasında iradenin kendilerinde olmadığı, kurumların vesayet altında olduğunu hissettikleri, hissettirildikleri için mevcut sistemin devamı noktasında rıza göstermektedirler… Kıbrıs’ın kuzeyinde ana akım medya, eğitim sistemi, zorunlu askerlik gibi araçlarla Kıbrıs’ın kuzeyinde birşeylerin değiştirilemeyeceğinin rızası üretilmektedir… Ayrıca iktidar bloğu sosyal ve ekonomik konularda kendine gelen basınçları “hayır” diyerek değiştirilemeyeceğinin mesajını hemen verirken, basıncı düşürmek için de aynı anda değişiklikleri konuşup yürürlüğe koyabilmektedir. Kitleler, istediklerini kısmi değişimler olarak alsalar da, hayır cevabı onların zihinlerinde birşeyin değiştirilemediğinin izini bırakmakta, sürekli yetersiz olma halini ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle birçok kişi taleplerinin takipçisi olmamakta bu nedenle değişim için yapılan basınçlar genellikle yarım yamalak reform çalışması yapıldıktan sonra bir kenara itilmekte, bu nedenle doğru ve sağlıklı tepki yani sistemi dönüştürecek iradi tepki ortaya çıkarılamadan sistemin çarkları arasında eriyip gitmektedir. Tüm bunlar karşında yapılması gereken en önemli adım sorunlar ve çözümleri konusunda iyi donanmış her bir kişinin bir şeyleri değiştirebileceğine dair iradi bir güce sahip olduğu bilincine sahip çıkılmasıdır.

-----------------------------------------------

Kıymet Karabiber (Tiyatrocu)
“Örgütlenme sorunu var”

Toplum olarak sorunlara duyarlılığımız hangi düzeyde?
Toplum olarak üzgünüm ama inanılmaz bananecilik, bencillik, neme lazımcılık çoğunlukta… Duyarlılığımız mıııı…. Çok az insanda kaldı….

Sorunlar karşısında gerekli ve yeterli tepkiyi ortaya koyabiliyor muyuz?
Hayır koyamıyoruz….ciddi örgütlenme sorunu var…bireysel tepkiler sadece sosyal medya aracılığıyla oluyor….sosyal medyanın varlığı asla küçümsenemez…en azından oradan olsun tepki ortaya konulabiliyor…

Doğru ve sağlıklı bir tepki gösterebiliyor muyuz?
Bu konuda net bir ifadem olamayacak….:)

-------------------------------------------------

Meyil Adakul (TV Program Yapımcısı)
“Tepkiyi başkasından bekliyoruz”

Yıllar içerisinde hazıra alıştırıldığımızı, tepkisizleştirildiğimizi, etken değil edilgen hale geldiğimizi veya getirildiğimizi, bunun sonucunda da kişisel veya zümresel menfatleri ön planda tuttuğumuzu söylemek için hergün onlarca örnek yaratıyoruz kendimize.
Yarattığımız bu örneklere ise önce kendimiz kızıyor, sonra da böyle düzen olmaz diyerek tepkimizi ortaya koyuyoruz. Çoğu zaman dost sohbetlerinde, kahve muhabbetlerinde, son yıllarda sanal alemde yapıyoruz en büyük devrimleri de, iş kitlesel harekete dönüşmesi gerektiği anda gizliden gizliye frenliyoruz kendimizi, aman bize bir zarar gelmesin diye...

ŞİKAYET VE YARARLANMA BİRLİKTE

Hal böyle olunca söylemekten çok söylenmeye, yapmaktan çok yakınmaya harcıyoruz günlerimizi. Söylenmemizin, yakınmamızın adını ise sorunlara karşı duyarlıklık olarak gösteriyor, avutuyoruz kendimizi.
Sürekli şikayet ediyoruz böyle düzen olmaz diye ama bu düzenden yararlanmanın da yolunu arıyoruz, bir tanıdık torpili ile... 
Sorumluluktan kaçıyor ve suçluyu hep bizden başkalarında arıyoruz, bu sistemin kötü gidişinde...
Siyasettir örneğin bugün yaşadığımız sorunların suçlusu ya da bir siyasi...
Bu siyasi yapıyı oluşturanların ise yine toplumun kendisi olduğunu unutuyor veya bilerek saklıyoruz, ucu bize dokunmasın diye...
Çoğu zaman doğrunun ne olduğunu bilerek, birileri yapsın bekliyoruz bizim adımıza, sonrada o birilerini yalnız bırakıp en çok biz eleştriyoruz acımasızca...
Sürekli verilsin istiyoruz, birileri yapsın diye bekliyoruz. Hatta beklemenin hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Bekledikçe de harekete geçemiyor, kişisel menfaatimizin ötesinde toplumun genelini ilgilendiren sorunlara dışardan bakıyor, doğru zamanda gerekli tepkiyi ortaya koyamıyoruz.
Hep, önce başkalarının harekete geçmesini bekliyoruz.
“Bu toplumun neler yaşadığını, neler çektiğini bilir misin?” mazeretinin arkasına sığınarak kendimize acımak daha kolay geliyor, icraattan...

DOĞRU ZAMANDA TEPKİ!

Kritik dönemlerde sorunlara karşı toplum olarak artan duyarlılığımızı ve verilen kitlesel mücadeleleri unutmamak gerekir, kuşkusuz...
Toplumsal sorunlara karşı hiç tepkisiz olduğumuzu söylemek de acımasızlık olur kanımca...
Örneğin, 2000’li yılların başında oluşan kitlesel hareketleri veya daha yakın tarihlerde yapılan Toplumsal Varoluş mitinglerini hatırlayınca...
Bıçağın kemiğe dayandığı, yok oluşla karşı karşıya kaldığımızı hissettiğimiz anda, harekete geçiyoruz, hep bir geç kalmışlıkla...
Kısacası söylenme ve yakınmanın adını sorunlara karşı duyarlılık olarak koyuyor, gerekli tepkiyi doğru zamanda gösteremiyoruz.

Bu haber toplam 271 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 185. Sayısı

Adres Kıbrıs 185. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler