1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği
Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

Gülsün Işısal (FEMA aktivisti): 1970’lerden itibaren, kadınlar sosyolojide “ilginç” ve “meşru” araştırma nesnesi olarak görülmeye başlandıktan hemen sonra feminist yaklaşımın kendisine özgü terminolojisi de oluşmaya başlamış

A+A-

 

Gülsün Işısal (FEMA aktivisti)

gulsunisisal@hotmail.com

 

1970’lerden itibaren, kadınlar sosyolojide “ilginç” ve “meşru” araştırma nesnesi olarak görülmeye başlandıktan hemen sonra feminist yaklaşımın kendisine özgü terminolojisi de oluşmaya başlamış ve bu çerçevede “toplumsal cinsiyet” terimi bu yaklaşımın merkezine oturan ve gerçeğe daha derinlemesine nüfuz etmemizi sağlayan bir analiz aracı olmuştur.[i] Toplumsal cinsiyet kavramının yükseldiği dönem 1970’lerin sonu 1980’lerin başıdır. İlmî literatürde mevcut cinsiyet terimine ek olarak “toplumsal cinsiyet” terimini sosyoloji literatürüne kazandıran feminist yaklaşıma göre cinsiyet, bireye bir rol veren erkek ve dişiyi ayırt eden özel bir yaradılış olarak tanımlanırken; toplumsal cinsiyet, kadın ve erkeğin biyolojik farklılaşmasına kültürler tarafından yüklenen anlamlar ve değerler ya da kadınlar ve erkekler için toplumsal olarak oluşturulmuş roller ve öğrenilmiş davranış ve beklentiler olarak tanımlanır. Kadın ve erkeklerin nasıl farklılaştığını, nasıl ayrıldığını düşündüğümüzde ilk akla gelen kadın ve erkekleri ayıran biyolojik niteliklerdir. Yani cinsiyettir. Toplumsal cinsiyet ise Henslin’e göre biyolojik değil toplumsal bir niteliktir. Batı’da geliştirilen ve feminist yaklaşımın en önemli analiz aracı olan “toplumsal cinsiyet (gender)” kavramı, sosyo-psikolojik ve kültürel olanı vurgulamak ve biyolojik olandan ayırmak üzere kullanılmaktadır.[ii]Bhasin’e göre, her toplum erkek ve kadını farklı nitelikleri, davranış modelleri, sorumlulukları, hakları ve beklentileri olan eril ve dişile yavaş yavaş dönüştürür. Biyolojik cinsiyetten farklı olarak erkeklerin ve kadınların toplumsal cinsiyet kimlikleri psikolojik, tarihsel ve kültürel olarak oluşturulmuştur.[iii]Özetle, kadın ve erkek tanımlamaları, rolleri bizlere sosyalleşme süreçleri içerisinde toplumun kurumları tarafından öğretilmekte ve benimsetilmektedir.

Toplumun aile, okul, hastane, cami ve külliye gibi kurumlardan oluştuğunu düşünürsek, bu kurumlardaki öğretilerin içeriğinin,  kimler tarafından ve hangi amaçlarla kurulduğunun ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Bir örnek vermek gerekirse, ilkokul kitaplarına bakacak olursak, kadının evde çocuk bakıp yemek pişirdiği, erkeğin ise işte, maçta yani toplumsal hayatta faal olduğu öğretiliyor. Bunlara ek olarak, Kıbrıslıtürk toplumunun tarihsel gelişimi, egemen ataerkil sistem ve sosyo-kültürel yapı bizim toplumsal cinsiyetimizi oluşturan en önemli etkenlerdir. Kıbrıs Türk toplumunda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olmadığı, Kıbrıslıtürk halkının okumuş, bilgili ve modern ve eşit bir halk olduğu yanılgısı da bize okul, medya ve aile gibi kurumlar tarafından öğretilmiş, benimsetilmiştir. Ayrıca bilinmesi gerekir ki en gelişmiş denilen ülkelerde bile toplumsal cinsiyet eşitsizliği varlığını sürdürmektedir ve bunun temel nedeni neredeyse tüm dünyayı kapsayan ataerkil sistemdir. Geçmişten günümüze bizlere kadınların öncelikli yerinin  “evi, yuvası”  olduğu ve en kutsal görevlerinin “annelik” olduğu öğretilmiştir. Zaman geçtikçe, değişen gereksinimler, kapitalist sistemin yayılması ve (ucuz) işgücüne gerek duyulması kadınlarında çalışmaya başlamasına neden olmuştur. Kadınlar öncelikle “kadınsı” denilen işlerde (bakıcılık, terzilik, öğretmenlik vb.)  çalışmaya başlamışlardır daha sonraları okuma oranlarının artması ve iş olanaklarının çoğalması ile diğer işlerde de yer almaya başlamışlardır. Bu gelişmeleri Kıbrıslıtürk toplumunun İngiltere görmüş eşit modern toplum algısını ve Kıbrıslıtürk toplumunda cinsiyet eşitsizliği olmadığı yanılgısı içinde desteklemektedir. Günümüzde ataerkil (patriarkal) sistem kadının ikincil durumda kalmasını sağlamanın yollarını sürdürmeye devam etmektedir. Bu yolların en başında kadının hem ‘evinin hanımı, hem de çocuklarının anası’ olması durumu gelmektedir. Kadınlar bu durumda çift iş yapmak durumunda kalmaktadırlar. Hem ev işleri çocukla ilgilenmekte hem de iş hayatını sürdürmek zorundadırlar. Bu çift yük, kadınların siyasi ve toplumsal alana girmeleri önündeki en büyük engeldir. Ataerkil sistemin getirdiği bu ‘doğal’ görülen sosyal yapı kadınları en baştan eşit olmayan bir konuma getirmektedir. Kadın ve erkek eşitsizliğinin açıkça görüldüğü bir diğer durumda kadına uygulanan şiddettir. Kadına yönelik şiddetin Kıbrıslıtürk toplumunda olduğu Ebru Çakıcı, Mehmet Çakıcı & Selma Düşünmez’in çalışmalarında açıkça görülmektedir. Bu çalışmaya göre Kuzey Kıbrıs’ta cinsel, fiziksel ya da psikolojik şiddet türlerinden birine maruz kalan kadınların oranı %80’leri aşmaktadır.[iv]

Kıbrıslıtürk toplumunda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin varlığı sosyal araştırmalarda da açıkça görülmektedir. Devlet Planlama Örgütü İstatistik ve Araştırma Dairesi tarafından Ekim 2010 tarihinde uygulanan Hanehalkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre, Ekim 2010’da istihdam edilenlerin,  yalnızca %32,3’ünü (30 201 kişi) kadınlar oluşturmaktayken,%67,7’sini (63 298 kişi) erkekler oluşturmaktadır.[v] Burada kadın ve erkek arasındaki istihdam farkı açıkça görülmektedir. Kadınların pek çok iş yerinde erkeklerden daha az maaş alması, hamile olma olasılıklarından dolayı tercih edilmemeleri ve üst seviyelere ulaşmakta yaşadıkları problemler ancak eşitsizliğe neden olan ataerkil sistem içinde anlaşılabilir.

Son olarak, dile getirmek isterim ki, var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ataerkil sistem değiştirilebilirdir. Bu değişim, yalnızca kadınların değil, erkeklerin de bu konuda bilinçlenmesi ve değişimi istemeleriyle olacaktır. İşe, bu eşitsizliği kabul ederek ve bu konuda bazı yasal değişiklikler (pozitif ayrımcılık vb.)yaparak başlanılabilir. Yazımın başında bahsettiğim gibi, toplumsal cinsiyetin oluşumunda toplumun kurumları çok önemli rol oynar. Dolayısıyla, ataerkil sistemin getirdiği eşitsizliği yok etmek istiyorsak kurumsal değişiklikler de yapmamız gerekmektedir çünkü bu kurumlar ataerkil sistem içerisinde oluşturulmuşturlar ve eril sistemi normalleştirmemize neden olmaktadırlar.

                                                                                           


[i] Acker, Joan R., (1980) “Woman and Stratification: A Review of Recent Literature” Contemporary Sociology.

[ii] Henslin, James M. (1999), Sociology: A Down-To-Earth Approach, (4th Ed) Boston: Allyn and Bacon.

[iii] Bhasin,K. (2003), Toplumsal Cinsiyet, Bize Yüklenen Roller, Kadınlarla Dayanışma Yayınları.

[iv] Ebru Çakıcı, Mehmet Çakıcı & Selma Düşünmez, Kıbrıs’ta Kadına Yönelik Şiddet

[v] Devlet Planlama Örgütü İstatistik ve Araştırma Dairesi (2010), http://www.devplan.org/Frame-tr.html

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 966 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler