1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Toparlanıyoruz Kıbrıs Türkü’nün hortlayan ikilemi
Toparlanıyoruz Kıbrıs Türkü’nün hortlayan ikilemi

Toparlanıyoruz Kıbrıs Türkü’nün hortlayan ikilemi

Mustafa Öngün: Son dönemlerde yaşadığımız ardı arkası kesilmeyen olaylar ve çözüm üretmekte kısırlık yaşayan siyasi partiler sivil toplum hareketlerinde bir canlanmaya yol açtı diyebiliriz.

A+A-

 

 

Mustafa Öngün
m_s_logos@yahoo.com

 

Son dönemlerde yaşadığımız ardı arkası kesilmeyen olaylar ve çözüm üretmekte kısırlık yaşayan siyasi partiler sivil toplum hareketlerinde bir canlanmaya yol açtı diyebiliriz. Son olarak ortaya çıkan toparlanıyoruz hareketi bu hareketleri popüler bir konu haline getirdiğinden dolayı, bu yazıda sivil toplum hareketlerinin genelinden bahsetmek yerine bu hareket üzerine durmayı deneyeceğim.

Bilindiği üzere bir kesim toparlanıyoruz’a ciddi bir şekilde karşı çıkarken, bir kesimde oldukça ılımlı ve ümitli bir yaklaşımla harekete destek veriyor. Hangi tarafın haklı olduğu bir yana, burada benim ilginç bulduğum nokta, toparlanıyoruz hareketini savunanlar ve eleştirenler arasında ortaya çıkan ikilem. Öyle görünüyor ki, bu ikilem daha birçok şey gibi, hayatımızın önemli bir gerçeğine ışık tutuyor:  Biraz da karikatürize ederek söyleyecek olursak, bir yanda adeta “boşverin yıllanmış Kıbrıs sorunumuzu, biz kendi başımızın çaresine bakalım” diyen bir zihniyet; diğer bir yanda ise adeta “Kıbrıs sorununu çözmeden iç meselelerdeki sorunlarımızı da çözemeyiz” diyen bir zihniyet. Tartışmanın bir boyutu – toparlanıyoruz boyutu –  Kıbrıs sorununun bilindik parametreler çerçevesinde çözülemeyeceğini ortaya atıyor, buradan hareketle de iç meseleleri Kıbrıs sorunundan bağımsız bir şekilde ele almak gerektiğini öne sürüyor. Kısaca söylemek gerekirse, bir yanda uluslararası bir boyut almış Kıbrıs sorununu çözmeden iç meselelerin kalıcı bir biçimde çözülemeyeceğini savunanlar. Diğer bir yanda ise buna şiddetle karşı çıkanlar ve problemimizi Kıbrıs sorununu çözmeden de aşabileceğimizi savunanlar.

Toparlanıyoruz’a karşı çıkan kesim uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununun, ülke içi sorunların yaratıcısı olarak tasarlıyor ve bundan dolayı, Kıbrıs sorunu ve içsel sorunlarımız arasındaki ilişkiyi, yaratan-yaratılan ilişkisi içinde algılıyor. Bu noktadan yola çıkarak da toparlanıyoruz hareketinin sadece yaratılanı gördüğünü, yaratanı kaçırdığı ortaya atılıyor. Toparlanıyoruz gibi hareketleri destekleyenler ise, Kıbrıs sorununun bütün sorunlarımızın kaynağı olmadığını ve bazı sorunların bizim kendi toplumsal yapımızdan kaynaklandığını altını çiziyorlar. Kısaca anlatmak gerekirse, Toparlanıyoruz, ‘temiz’, ‘adil’ ve ‘sürdürülebilir’ bir toplumu kendi iç dinamiklerimizi düzelterek sağlayabileceğimizi iddia ediyor.

İki tarafında haklı olduğu konular olmakla birlikte, mesele iki bakış açısının da düşündüğünden daha karmaşıktır. Toparlanıyoruz karşıtlarından başlayacak olursak, Kıbrıs sorunu ile toplumsal sorunlarımız arasındaki ilişki düşünüldüğü gibi bir yaratan-yaratılan ilişkisi değildir. Kıbrıs sorunu, içsel problemlerimizi yarattığı için değil, içsel problemleri çözmemizi engellediği için sorundur. İlk bakışta bu önemsiz bir ayrıntı olarak düşünülse de, Toparlanıyoruz karşıtları da yandaşları da bu ayrıntının öneminin farkına varamıyor diyebiliriz. Bunu biraz daha açacak olursak, bugün içinde bulunduğumuz dünyada birçok yerel problemi çözmek için uluslararası boyutta ilerlemek gerekmekte olduğumuzu anlamamız gerekmektedir. Son dönemlerde Avrupa’da yaşanan problemlere baktığımızda, bizde olduğu gibi Avrupa’nın birçok ülkesinde de son 4 yıldır ekonomik kesinti politikaları uygulanmaktadır. Emeklilik yaşı artırılmaya çalışılmakta, emeklilik maaşlarında ve devlet harcamalarından önemli kısıtlamalar yapılmaktadır. Özellikle İtalya ve İspanya’da yerel yönetimler ciddi maddi sıkıntılar yaşamaktadır. Bunlara ek olarak işsizlik artmakta, günlük yaşam aktiviteleri pahalılaşmaktadır. Avrupa’da bu problemlerin üstesinden gelmek isteyen sivil toplum hareketleri ve sol partiler uluslararası ortak bir vizyon geliştirme cabası içindedirler[1]. .

Bunların yanı sıra, çevreci ve insan hakları temelli diğer birçok sivil toplum hareketlerinin de yerel olanın ötesinde ve uluslararası alanda hareket etme çabası içinde olduğunu gözlemlemek mümkündür. Neden böyle bir girişim söz konusudur diye sorduğumuzda ise, söyle bir yanıt ortaya çıkmaktadır: Batı’da uzun bir süredir, herhangi bir yerel hareketin etkili olabilmesi için, o hareketin yerel/lokal olanın ötesine ulaşması gerekmektedir. Tarihe baktığımızda, kölelerin özgürleşmesini, kadınların ve siyahların oy haklarının verilmesini amaçlayan önemli hareketler bunun en belirgin kanıtlarıdırlar. Bu hareketlerin başarılı olması, yerel/ulusal olanın ötesinde hareketler olmaları ile de yakından ilişkili olduğunu reddedilemez bir olgudur. Daha yakından bir örnek vermek gerekirse yerel olarak başlayan Gülen hareketinin bugün bu kadar etkili olması yerel olanı fazlasıyla aşmasına bağlıdır. Kısaca söylemek gerekirse, günümüzde ve yakın tarihte uluslararası alandan kopuk, tamamen kendi içine yönelik bir hareketin yerel problemlere çözüm üretme yetisi oldukça kısıtlı olacaktır diyebiliriz.

İşte Kıbrıs sorunu da tam burada devreye girmektedir. Sorunlarımız, dünyanın birçok yerinde yaşayan insanların sorunlarından çok farklı olmasa da, Kıbrıs sorunu bu sorunları Dünya ile birlikte çözme çabası içine girmemizi engellemektedir. Toparlanıyoruz hareketine dönecek olursak, toparlanıyoruz hareketine katılan kişiler arasında federal çözümü savunanlar olduğu kadar, ayrı bir Kıbrıs Türk devletini veya TC’ye bağlanmayı da savunanların olmasının sıklıkla dile getirilmesi, Kıbrıs sorunu ile ilgili bir vizyon eksikliği olduğunu göstermektedir. Bunun nasıl bir sorun teşkil ettiğine bakmadan önce, Toparlanıyoruz hareketinin, iç sorunlarımızın hepsinin Kıbrıs sorununa bağlı olmadığını düşünmekte haklı olduğunu söylemem gerekmektedir. Bu bağlamda, Toparlanıyoruz, Kıbrıs sorununu ve iç sorunlarımızı yaratan-yaratılan ilişkisi üzerinden değerlendirmemekte sonuna kadar haklıdır. Ancak iç sorunlarımızın yaratan-yaratılan ilişkisi üzerinden değerlendirmemek, sorunlarımızın Kıbrıs sorunuyla ilgili olmadığı anlamına gelmemektedir.

Her ne kadar sorunlarımızı çözmek için irade gösterip toparlansak da, başarılı sivil toplum hareketlerinin, yerelliğin ötesinde hareket etme yetilerinin olması gerektiğini ve bunun ister istemez Kıbrıs sorununa yönelik bir vizyon gerektirdiğini unutmamamız gerekir. Bu bağlamda Toparlanıyoruz tarafından cevaplanması gereken önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: uluslararası alana ve yerelliğin ötesine nasıl ulaşılacaktır? İşte bu soru biz istesek de istemesek de, Kıbrıs sorunu ile ilgili olup, Toparlanıyoruz’u – tabi eğer etkili bir hareket olma amacı varsa –  yakından ilgilendiren bir sorudur.  Kıbrıs sorununun bilindik parametreler çerçevesinde çözülmemesi demek, Kıbrıs’taki herhangi bir hareketin uluslararası alana bağlanmasının ve yerel olanı aşmasının ancak ve ancak TC üzerinden yapılması anlamına gelmektedir. Toparlanıyoruz’a bu açıdan baktığımızda aslında Toparlanıyoruz istemese (ve açıkça söylemese) bile yerel olanın ötesine geçmenin ancak ve ancak TC üzerinden yapılabileceğini savunmaktadır. Bunun nedeni ise açıktır. Federal çözüm için mücadeleye inancını yitirmek veya çözümü bizim tamamen dışımızda bir olgu gibi ortaya koymak, esasında TC’ye gerek bilgi, gerek sermaye, gerekse teknolojik olarak daha bağımlı hale gelmeyi onaylamak demektir.

Peki, bu kötü bir şey midir? İster AB’ye, isterse TC’ye, sonuçta bağımlı olmayacak mıyız? Benim düşüncem (ve daha birçoklarının da düşüncesi), AB yolu ile uluslararası alana dahil olmanın (veya yerel olanın ötesine geçmenin), Kıbrıs Türk’ü için gerek sivil toplum, gerekse ekonomik açıdan daha faydalı olacağıdır. Diğer bir değişle, daha adaletli, daha yaşanabilir ve temiz bir toplumu AB aracılığı ile daha iyi bir şekilde gerçekleştirebiliriz diye düşünüyorum. Toparlanıyoruz hareketi her ne kadar bu konuda sessiz kalmak istese de fısıltıları duymak mümkündür. Toparlanıyoruz’un Kıbrıs sorununa yönelik bir vizyonunun olmaması, AB için çaba sarf etmeyi bir yana bırakıp, bizim esas dostumuz olan TC’ye yönelmemizi fısıldamaktadır. Bu fısıltı ise benim ve daha bir kişi için sorunludur. Dahası, yerelin ötesine AB yolu ile geçmemiz gerektiğini düşünenler için de Toparlanıyoruz’un sorunlu olması gerektiği kanısındayım.

Peki ama bunları söylemek aslında Kıbrıs sorununu çözmeden iç problemlerimizi de çözemeyiz demek değil midir? Tabi ki de birçok problemimizi Kıbrıs sorununu çözmeden de çözebiliriz. Ancak bu yerel olanın ötesine geçmemiz gerektiği gerçeğine gözlerimizi kapatmamız anlamına gelmemelidir. Toplumsal problemleri çözmek eğitim, organizasyon, teknoloji ve ekonomi gibi birçok unsuru gerektirmektedir. Bu unsurların merkezinin şu an itibarı ile Kuzey Kıbrıs olmadığını ise hepimiz bilmekteyiz. Bu bağlamda toplumsal sorunlarımızı çözerken yerel olanın nasıl aşılacağı, bilginin, teknolojinin, ekonominin merkezine nasıl ulaşılacağı tahmin edildiğinden çok daha önemli bir sorudur. Bu soruyu cevaplamamak, özünde soruyu cevaplamamak anlamına gelmemektedir. Soruyu cevaplamamak, ancak ve ancak TC aracılığı ile merkeze ulaşılabileceği anlamına gelmektedir ve toparlanıyoruz henüz bu soruyu cevaplamamakla bu argümanı desteklemektedir.

Sonuç olarak, Toparlanıyoruz hareketi Kıbrıs sorunu ile yerel problemlerin yaratan-yaratılan ilişkisi içerisinde algılayanların çelişkisini haklı olarak fark etmiştir. Ancak bu farkındalık, yerel hareketin başarısının, yerel olanın dışındaki unsurlara bağlı olduğu gerçeğini gözden kaçırmıştır. Toparlanıyoruz başarılı olacaksa günün sonunda yerel olanın nasıl aşılması gerektiği sorusunu sorması gerekecektir ve bu soru sorulduğunda, Kıbrıs Türkü’nün o beğenmediğimiz sorusu yine karşımıza çıkacaktır: Kıbrıs sorunu nasıl çözülecektir? Dahası, her zaman olduğu gibi toparlanıyoruz da bu soruya verilecek yanıtlar üzerinden bölünmek durumunda kalacaktır ve Kıbrıs Türkü’nün ikilemi yine hortlayacaktır.



[1] Bu konu ile ilgili Social Europe dergisini takip edebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1290 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler