1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. TİYATROCULARDAN YÖNETENLERE...
TİYATROCULARDAN YÖNETENLERE...

TİYATROCULARDAN YÖNETENLERE...

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, 50’nci Dünya Tiyatro Günü’nde tiyatro adına, kültür sanat adına, sosyal - ekonomik – siyasal yapı adına olup bitenlerden utandıklarını ifade etti. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun 27 Mart Dünya Tiyatr

A+A-

 

 

 

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, 50’nci Dünya Tiyatro Günü’nde tiyatro adına, kültür sanat adına, sosyal - ekonomik – siyasal yapı adına olup bitenlerden utandıklarını ifade etti.

 

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun  27 Mart Dünya Tiyatro Günü Bildirisi şöyle;

 

 

UTANIN, BECEREBİLİRSENİZ!..

 

Bu ülkeyi kasıla kasıla yönettiğini iddia eden gelmiş geçmiş muhteşem ve muhterem yöneticiler, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde tiyatroya ve kültür sanata dair konuşma, demeç verme cüretini göstermeyin, becerebilirseniz utanın.!

Dünya Tiyatro Günü’nde böyle bir hakka sahip değilsiniz. Gerçi yılın 365 gününde de bu hakka sahip değilsiniz...Ancak utanma hakkınızı kullanabilirsiniz, becerebilirseniz!...

Dilinizden düşürmediğiniz ve oturduğunuz makam koltuklarınızın arkasında fotoğrafını bulundurduğunuz Atatürk “Tiyatro bir memleketin kültür seviyesinin aynasıdır” ve “sanattan mahrum kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” diye belirtir.

Antik çağdan beri hayatı ve insan olmayı öğreten ve bir “Halk Okulu” olarak kabul edilen tiyatro sanatı adına Dünya Tiyatro Günü’nde samimiyetsiz demeçler vermeyin...Utanın, becerebilirseniz!..

Çünkü utanma duygusu insan ruhunun esasıdır. İnsanı, insan olarak koruyan da bu utanma duygusudur ve çağımızın büyük yazarı, düşünürü Bernard Shaw da şöyle demiştir: “İnsan ne kadar çok şeyden utanırsa, o kadar şeref ve onur sahibi olur” tabii becerebilirseniz!..

 

Çünkü utanmanız için bir çok neden var. Sayalım;

 

1.            Bu ülkede bir tiyatro binası yokken,

2.            Bir sanat müzesi, galerisi yokken,

3.            Devletin tiyatro binası 13 yıl yanık, enkaz durumunda bırakılırken,

4.            KKTC’nin 16. kuruluş yıldönümünde görkemli devlet töreniyle ve büyük vaatlerle, nutuklarla Başkent Tiyatro Projesi’nin temelini atıp, 2000 yılında 200 milyar tl harcayıp birinci etap inşşatını tamamladıktan sonra, vicdanınız hiç sızlamadan, o inşaatı dozerlerle yerinden söküp ithal kolej yaptırırken,

5.            Ve 200 dönüm arazinin aylığı 100 liradan 30 yıllığına kiralanmasına ve külliye yapılmasına onay veririken,

6.            Ekonomik kriz var gerekçesiyle ilk kısıtlamayı tiyatro, sanat ve kültürden yaparken, ama diğer yandan lüks harcamaları sürdürürken, hatta 575 bin euro ya  makam arabalarınızı yenilerken,

7.            Plansız ve programsız bir şekilde kamu kadroları şişirilirken, tedbir alma konusuna gelirken, bunun ceremesini haksız bir şekilde tiyatroya, sanata ödetmeyi planlarken,

8.            Düzenlediğiniz “Kültür Kurultayları”nda katılımcı kültür sanat insanlarının oybirliğiyle aldığı kararları “ Resmi Gazete”de yayımladıktan sonra rafa kaldırıp, tekini bile hayata geçirmezken,

9.            Demokrasinin gereği sanatı ve bilimi özerk yapılandırmak yerine, siyasetin ve bürokrasinin müdahale alanında tutarken,

10.         Hazırlanan “ Özerk Sanat Kurumu” ve “Özerk Tiyatro Kurumu” yasa tasarılarını hükümet programlarınıza almanıza, kültür sanat insanlarının binbir uğraşıyla meclis komisyonuna getirilmesine rağmen tozlu raflara terkedilirken,

11.         Üçlü kararnamelerle tiyatro ve kültür sanat kurumlarına oy toplayıcılarınızı atarken,

12.         “Resitalin” ve “plastik sanatların” ne olduğunu bilmeyen kişileri partili olduğu için devletin kültür sanat kurumlarının başına atarken,

13.         Devletin kültür sanat ve tiyatro kurumlarını 7 / 79 sayılı persosel yasası çerçevesinde sanatın ve tiyatronun evrensel normlarına ters memur anlayışıyla çalıştırırken,

14.         Devlet Senfoni Orkestra ve Korosu’nu yıllardır atıl durumda bırakırken,

15.         Her yıl KKTC Bütçe Yasası’nda, bir toplumun temeli ve dünyaya açılan aydınlık yüzü olan kültür sanata gülünç, çerez niyetine bir rakam ayırırken,

16.         Gençlerimizin enerjilerini yararlı, yaratıcı alanda kullanlamaları için başlattığımız “ Okullar arası Tiyatro Şenliği’ni” üç yıl düzenledikten sonra “ zahmetli ve masraflı oluyor” gerekçesiyle iptal ederken,

17.         Çağdaş eğitimin esası kabul edilen sanat ve drama eğitimini “Kurultay Kararlarına” rağmen okullara sokmazken ve laf ola müzik ve resim eğitimi varmış gibi lanse ederken,

18.         Amatör tiyatro ve kültür sanat derneklerine, özel tiyatrolara gerekli desteği sağlamazken ya da anti demokratik ayrımcılık yaparken,

19.         Bu ülkenin yetiştirdiği nitelikli ve yetkin bir çok kültür sanat insanı bulunurken, Kıbrıs’la alakası olmayan ve mafya, şiddet imajı taşıyan bir dizinin başrol oyuncusuna “KKTC Kültür ve Turizm Elçisi” ünvanı verilirken,

 

Ve daha sayabileceğimiz onlarca madde için utanmalısınız, becerebilirseniz!..

 

         Biz sanatçılar utanıyoruz!...Ama sadece bunlar için değil...

 

Kıbrıs Türk Toplumu bugüne değin tanığı olmadığı bir sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel alaborayı yaşadığı için...

         Toplumun bir kültürel kimliksizleşme ve sosyo-psikolojik çöküntünün vakumunda kol ve gövdesi çekilirken gerekli tepkiyi ortaya koymadığı ve kabullendiği için...

         Toplum giderek cinnet manzarası sergileyen, kültürel yozlaşma ortamında; bencilliğin, umursamazlığın, sorumsuzluğun, depolitizasyonunun ve oportinizmin, o rezil, o vıcık vıcık arsızlığında debelendiği için...

         Kendi kendimizin, kendi tarihimizin, günümüzün, dünümüzün, geleceğimizin sahibi, iyileştiricisi ve zenginleştiricisi olabilmek için gerekli mücadeleyi ve iradeyi toplum olarak ortaya koyamadığımız için...

         Biz Utanıyoruz...50’nci yaşına giren Dünya Tiyatro Günü’nde bunu bir kez daha kamuoyuna duyururuz... Çünkü tiyatro insan demektir, hayat demektir.

         Toplum olarak çok zor ve sıkıntılı günler içindeyiz; gençlerin işsiz kaldığı göç ettiği ailelerin dağıldığı, intiharların, tecavüzlerin, hırsızlığın arttığı, çetelerin, trafik canavarlarının kol gezdiği günler... “Varılan sonuç, o güne kadar yapılan işlerin özetidir” diye bir deyiş vardır. Şöyle ki: Onca atıp tutmalarla, onca afra tafrayla, onca demagojiyle, onca megalo demeçlerle, hamaset yüklü nutuklarla, dağı taşı bayrak doldurmalarla geldiğimiz yerin adını varın siz koyun.

 

         Evet, Mitat Cemal “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır” demişti...Doğrudur. Ancak, onları en güzel dalgalandıran yükseklikler sanat, bilim, demokrasi ve adalet gönderleridir. Ülkemizdeki gönderlerde ise gazinolar, bet ofisler, gece klüpleri, kumar ve fuhuş turizmi, uyuşturucu, çeteler, tehditler, devlet eliyle kadın ticareti ve çevre katliamı dalgalanmaktadır.

         Ve toplum olarak bu rezilliklere karşı gerekli tepkiyi koymadığımız, koyanların saffında hep birlikte yer almadığımız için utanıyoruz! Utanmalıyız!

         Nazım Hikmet Usta’nın “Dünyanın en tuhaf mahluku” şiirinde de vurguladığı gibi:

         “Kabahat senin

         Demeğe de dilim varmıyor ama

         Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim”

 

         Bu Dünya Tiyatro Günü Bildirimizi yersiz bulacak olanlar gibi destekleyecek olanlar da çıkacaktır. Bazıları da kızacak, sinirlenecek ve bizlere baskı uygulatmaya çalışacaklar...Şair Özdemir Asaf şöyle der: “İnanmadıklarını yazan yazardan aşağı insan yoktur...Vardır...İnandıklarını yazmayan”.

         Bizde inandıklarımızı yazdık, bu Dünya Tiyatro Günü’nde.

         Ve sabahtan akşama politikayı gebe bırakıp, politikadan gebe kalan toplumumuzdan; yıllardır sürüp duran her türlü politik kokudaki kafa yellenmelerinden de bıktık, usandık.

         Bu toprakları, bu halkı sevdiğimizi söyleyip de çektiği acılarla yanmıyorsak; uğradığı haksızlıklara hala göz yumuyor, türlü hesaplarla ses çıkamıyorsak, tepkimizi göstermiyorsak eğer; insanlıktan da, dürüstlükten de, yurtseverlikten de söz etmek hakkımız değildir elbet. Derdiyle, umuduyla, umutsuzluğuyla, acısıyla bizim olan bu topraklarda; her birimiz, kendi payımıza düşen ödevleri yapmıyorsak, bedel ödeyerek, üreterek, toplumsal gelişmeye katkı koymuyorsak, namuslu kavgalardan bahsetmek de hakkımız olamaz.

         Ve son olarak, “Kendinden utanmayı bilseydi kişi oğlu, gizli kalmış değil, fakat herkesin içinde açıkca işlenmiş nice suç işlenmemiş olurdu.”

         Bu 50’nci Dünya Tiyatro Günü’nde biz tiyatro adına, kültür sanat adına, sosyal -  ekonomik – siyasal yapı adına olup bitenlerden utanıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1496 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler