1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Teyzem her hafta bize gelir, Con Kahvesi ve halepfıstığı getirirdi...'
Teyzem her hafta bize gelir, Con Kahvesi  ve halepfıstığı getirirdi...

'Teyzem her hafta bize gelir, Con Kahvesi ve halepfıstığı getirirdi...'

Geçtiğimiz Pazar akşamı CYTA telefonumda Londra’dan bir “cevapsız çağrı” buluyorum... Bir Pazar gecesi beni Londra’dan arayan kim olabilir acaba? Numarayı arıyorum ve bunu yaptığıma çok memnun oluyorum... Çünkü meğer beni arayan El

A+A-

***  1963 “kaybı” Eleni-Suzan’ın kızkardeşi Panayota Hanım’ın kızı Niki anlatıyor...

 

 

 

Geçtiğimiz Pazar akşamı CYTA telefonumda Londra’dan bir “cevapsız çağrı” buluyorum... Bir Pazar gecesi beni Londra’dan arayan kim olabilir acaba? Numarayı arıyorum ve bunu yaptığıma çok memnun oluyorum... Çünkü meğer beni arayan Eleni-Suzan’ın kızkardeşi Panayota Hanım’ın kızı Niki’ymiş... “Con Kahveleri”nin sahibi rahmetlik Hüseyin Mehmet Con’un eşi olan Eleni-Suzan’ın 1963 olayları başladıktan sonra Köşklüçiftlik-Kumsal’daki evinden bir gece alınarak nasıl “kayıp” edildiğini bu sayfalarda yazmıştım. Geçen Pazar da Eleni-Suzan’ın öyküsü Rumca olarak POLİTİS gazetesinde yayımlanmıştı. İşte bu öyküyü okuyan iyi yürekli bir Kıbrıslırum okurum, derhal Eleni-Suzan’ın Londra’da yaşayan akrabalarına telefon ederek, “POLİTİS’te kayıp teyzenizle ilgili bir yazı çıktı, bilesiniz” demiş... Eleni Hanım’ın kızkardeşinin kızı olan Niki internette bu yazıyı aramış, bulamamış... Kendisine telefon eden Kıbrıslırum okurumdan telefon numaramı alıp beni aramış... En nihayet bu “kayıp” Kıbrıslırum kadının akrabalarıyla bir bağlantı kurabilmek beni çok mutlu ediyor. Niki bana elektronik posta adresini veriyor, ben de hemen ona yazımı gönderiyorum, yazımı okuyunca konuşmayı kararlaştırıyoruz. Niki’den “kayıp” teyzesi Eleni-Suzan’ın bir fotoğrafını mümkünse bana göndermesini istiyorum... Aynı gece Eleni-Suzan’ın fotoğrafını gönderiyor bana... Hüseyin Mehmet Con’un sevgili “kayıp” eşi Eleni-Suzan’ın fotoğrafını bilgisayarımda indirirken tüylerim diken diken oluyor... En sonunda Eleni-Suzan’ı görebileceğim... En nihayet fotoğraf ortaya çıkıyor... Kızkardeşi Despinu Hanım’la birlikte durdukları bir fotoğraf bu... Eleni Hanım solda, Despinu Hanım sağda duruyor... Eleni Hanım, tam da yeğeni Niki’nin söylediği gibi çok hoş bir hanım... “Ufak tefekti” demişti Niki, “ama çok güzel bir kadındı teyzem...”

1956 yılında Eleni Hanım, arkadaşı Süheyla Küçük Hanım’la birlikte Kıbrıs Müftülüğü’ne giderek dinini ve ismini değiştirmiş, Müslümanlığı kabul ederek “Suzan” adını almıştı... Hüseyin Mehmet Con’la birlikte Köşklüçiftlik’te, Kumsal bölgesine yakın, Şehit Tuncer İlkokulu’nun bulunduğu Cengiz Topel sokağında 6 numaralı evde yaşıyorlardı. Bu evin azıcık uzağında da Kurtumbellis ailesinin çalıştırdığı fırın vardı...

Eleni-Suzan bana fotoğrafından yaşam dolu gözlerle bakıyor: Sanki de öldürülüp naaşının “kayıp” edildiği bir noktadan bakıyor bana... Bu masum Kıbrıslı kadın, mezarın ötesinden bakıyor sanki... Fotoğrafta oldukça mutlu görünüyor... Eminim, “kayıp” edilinceye kadar da Hüseyin Mehmet Con’la çok mutlu günler geçirmiştir... Fotoğraftaki kızkardeşi Despinu Hanım da, bir Kıbrıslıtürk’le evliydi: Mağusa’da trenyolları sorumlusu Kemal Bey’le evliydi... Mağusalı Kıbrıslıtürkler onu çok iyi tanıyor...

Niki bana “Teyzemi çok iyi hatırlıyorum” diye anlatıyor. Niki’nin annesi , Eleni’nin kızkardeşi Panayota Hanım, Maraş’ta yaşıyordu...

“Teyzem her hafta bize gelirdi, Con Kahvesi getirirdi, halepfıstığı getirirdi... Türk tatlıları da getirirdi...”

Eleni Hanım’ın evinin hemen yanındaki Kurtumbellis ailesinin fırınında 23 Aralık 1963 günü bazı Kıbrıslıtürk mücahitler cinayetler işlemişlerdi. Eleni Hanım’ın evinden fırını görmek mümkündü... 23 Aralık 1963 gününün sabahında üç silahlı Kıbrıslıtürk fırını basıyor, önce fırında çalışan iki işçiyi öldürüyorlar, sonra eve giriyorlar... Ev, fırına bitişik... Evde fırıncının kaynanası, Baf’ın İnya köyünden gelen Katerina Hanım var... Onu banyoda kıstırıyorlar ve kocakarıcığı oracıkta öldürüyorlar... Katerina Hanım, başında kahverengi yemenisiyle, kızı Evru’ya Noel çörekleri pişireceği için yardım etmek üzere İnya’dan çıkıp Köşklüçiftliğe gelmiş... Hiç acımadan vurup öldürüyorlar bu yaşlı kadını...  Beyni banyonun tavanına yapışıyor bu yaşlı, masum Kıbrıslırum kadının... Tıpkı meşhur “Banyo Cinayeti”nde olduğu gibi, bazı Kıbrıslıtürkler de aynı şeyi Köşklüçiftliğin ortasında yapıyorlar...

Fırının sahibi Evru Hanım, Kıbrıslıtürkler’in silah seslerini duyar duymaz, henüz 5-6 yaşlarında olan kızı Katya’yı da yanına alıyor ve duvardan atlayıp arka mahallede bir Maronit’in evine sığınıyor... Canını böylece kurtarabiliyor.

Fırındaki cinayetler, Köşklüçifliği sarsıyor... Ekmek kana bulanıyor, unlar kana bulanıyor, hazırlanmakta olan Noel çörekleri kana bulanıyor... Komşular fırındaki bu katliamdan dehşete düşüyorlar...

Cinayetleri işleyen üç Kıbrıslıtürk, Katerina Hanım ile fırın işçileri Andreas ve Haralambos’un cesetlerini alıp Dereboyu’nda, İngiliz Elçiliği’ni geçtikten sonra, Güneş Makarna Fabrikası’nın bulunduğu bölgede boş bir araziye atıyorlar... Cesetler öylece açıkta kalıyor...

Sonra fırında temizliğe girişiliyor... Özellikle fırın sahibi Kurtumbellis ailesinin, fırına bitişik evlerindeki banyo odasında öldürülen Katerina Hanım’ın banyonun tavanına yapışmış beyin parçaları ve kanları iyice temizleniyor ki İngiliz askerleri gelip araştırma yapacak olurlarsa, bir şey görmesinler... Köşklüçiftlik’te bu cinayetlere tanık olan insanların midesi bulanıyor...

Eleni Hanım bu cinayetlerin görgü tanığı mı olmuştu? Evinin bulunduğu noktaya gidip fırına doğru bakıyorum: Fırın ve fırıncının evi tas gibi görünüyor... Eleni Hanım, katilleri tanıyor muydu ki onun bir “tehlike” olduğuna karar verip onu da geceleyin evinden alıp “kayıp” ettiler?

Hatırlayacaksınız, bir Kıbrıslıtürk okurum, bundan bir ay kadar önce fırındaki cinayetlerle Eleni Hanım’ın “kayıp” edilmesinin bağlantısına dikkat çekmişti... Hatta Eleni Hanım’ı evinden alıp fırına götürmüş olabileceklerini söylemişti... “Con” ailesinin bir akrabasıyla konuşuyorum ve bana “Bence Eleni Hanım, fırındaki cinayetleri görmüş olduğu için öldürülmüş olabilir, bu benim teorim” diye anlatıyor... “Tehdit de ediliyorlardı, bunu da hatırlarım...” diyor.

Gecenin bir vakti kapı çalınıp üstündekilerle bazı Kıbrıslıtürk mücahitler tarafından evinden alınıp “kayıp” edilen Eleni Hanım’ın kocası Hüseyin Mehmet Con, karısının akibetini öğrenebilmek için gitmedik yer, çalmadık kapı bırakmıyor... Sonuçta aradan bir süre geçince umutları kırılıyor. Londra’ya gidiyor... Birkaç yıl geçip de tatil için geri döndükten sonra Eleni Hanım’a ait mücevherleri alarak Mağusa’da Despinu Hanım’a gidiyor:

“Bu mücevherleri kızkardeşler arasında taksim et” diyor... Niki, “Teyzemden bize yalnızca o mücevherler kaldı” diye anlatıyor... Eleni Hanım’ın üç kızkardeşi varmış: Despinu Hanım ki Kemal Bey’le evliymiş ve çocukları olmamış, Anna Hanım ki onun da çocuğu olmamış, Eleni Hanım’ın da çocuğu yokmuş. Çocukları olan bir tek Panayota Hanım imiş. Hüseyin Mehmet Con, Eleni Hanım’ın mücevherlerini kızkardeşleri arasında bölüştürüyor... Kalbi kırık vaziyette memleketten tekrar çekip gidiyor, Londra’ya... Uzun yıllar kalbi kırık yaşıyor, memlekete döndüğü zaman da Con Kahveleri’ni kardeşi çocuklarına taksim ediyor, 1979 yılında vefat ediyor...

Niki’ye göre Hüseyin Mehmet Con, karısı Eleni Hanım’ın fırındaki cinayetlerin işlendiği günün gecesi karısının evlerinden alınıp “kayıp” edildiğini anlatmış... Ona gönderdiğim soruları yanıtladığı bir elektronik posta gönderiyor bana, İngiltere’den:

“Sevgili Sevgül,

Dün gece yazını okuyup seninle konuştuktan sonra, ne ben, ne kızkardeşlerim uyuyamadık – sürekli Eleni Teyzemizin başına gelenleri, o gece evinden alınıp “kayıp” edildikten sonra neler yaşamış olabileceğini düşündük durduk...

Hatırladığım kadarıyla Con Enişte (Ona Uncle John diyorduk) Despinu Teyzeme telefon ederek Eleni Teyzemizin “kayıp” olduğunu söylemiş. Kapı çalınmış ve teyzem kapıya bakmaya gitmiş. Geri dönmemiş, Con Enişte gidip bakmış fakat karısından herhangi bir iz yokmuş. Hatırladığım kadarıyla teyzem 1964’te değil 1963’te “kayıp” edilmişti. Teyzemin “kayıp” edildiği gece, o günün sabahında fırında cinayetlerin yaşandığı gündü ve evet, evleri fırının yanındaydı.

Aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum ancak bir gün Con Enişte Mağusa’da Despinu Teyzemin evine gelmiş ve karısının ölmüş olduğundan korktuğunu söylemişti. Despinu Teyzeme, Eleni Teyzemin mücevherlerini getirmiş ve kızkardeşleri arasında taksim edilmesini söylemişti.

Annem Panayota ve öteki kızkardeşleri Despinu ve Anna siyahlar giyerek çok uzun yıllar boyunca kızkardeşleri Eleni’nin yasını tutmuşlardı. Annem Panayota, teyzem Anna’yla birlikte babam tarafından Lefkoşa’ya götürülmüştü, Başpiskobos Makarios’la görüşüp teyzem Eleni’nin “kayıp şahıs” olarak kaydedilmesini talep ettikleri görüşmeden bir fotoğrafları var. Bundan sonra annem iki kez daha Başpiskobosluğa giderek kızkardeşinin akibetini araştırdı fakat eve her dönüşünde çok üzgün ve düşkırıklığına uğramış vaziyette oluyordu. Kıbrıslırum yetkililer teyzemin “kayıp” vakasına ilgi duymuyorlardı, bir Kıbrıslıtürk’le evli olduğu için akibetinin araştırılması konusunda yardımcı da olmuyorlardı.

Con Enişte’ye gelince, hatırladığım kadarıyla çok iyi bir adamdı, içine kapanıktı ve teyzemle çok iyi bir hayatları vardı. Kendi işi vardı, Lefkoşa’da bir evi vardı, bir de Girne’de yazlık evleri vardı. Teyzem Eleni “kayıp” olduktan sonra aileyle bağlarını sürdürmedi.

Bize fırındaki cinayetlerden bahseden Con Enişte idi fakat bu gazetelere de çıkmıştı. O günlerde gazetelerin ön sayfalarındaki kanlı fotoğrafları hatırlıyorum. Bu fotoğraflar beni korkutmuştu ve çok uzun süre kabuslar görmüştüm...

Anna Teyzem bir Kıbrıslırum’la evliydi ve 1984 yılında Larnaka’da vefat etti. 1974 öncesinde Maraş’ta yaşıyordu. Despinu Teyzem de 1986 yılında 86 yaşında vefat etti, Mağusa’nın dışındaki Latin mezarlığında gömülüdür, Kemal Eniştemiz da ondan altı ay kadar sonra vefat etmişti... Annem Panayota 1997 yılında vefat etti. Babam henüz 52 yaşındayken 1969 yılında bir kalp krizi sonucu vefat etmişti...

Her iki teyzem de Kıbrıslıtürk erkeklerle evlenmişlerdi ve bizlere onlara saygı göstermemiz ve onları kabul etmemiz öğretilmişti. Çocuklar olarak eniştelerimizi çok seviyorduk, özellikle Kemal eniştemizi... Kemal Enişte ve Despinu Teyze babam öldükten sonra hiçbirşeyimiz eksik olmasın diye bize bakmışlardı. Anneme maddi olarak yardım edereken, biz üç kardeşin de iyi bir eğitim görmemizi ve yüksek okula gitmemizi sağlamışlardı.

Umarım sana gönderdiğim bu bilgiler yardımcı olur ve umarım seninle buluşarak birazcık daha ayrıntılı biçimde Eleni Teyzemizin başına gelenleri, nerede öldürülmüş olabileceğini ve belki ondan geride kalanların bulunma umudu olup olmadığını konuşabiliriz... Eğer ondan geride kalanlar bulunabilirse, en nihayet onu huzura kavuşturmak istiyoruz...

Selamlar,

Niki...”

Köşklüçiftliğe giderek Mehmet Ali Görmüş Sokak’ta, köşebaşında bulunan Kurtumbellisler’e ait, cinayetlerin işlendiği ve belki de Eleni Hanım’ın “kayıp” olmasına neden olmuş olabilecek fırını buluyorum... Eleni Hanım’la Hüseyin Mehmet Con’un evini de sora sora buluyorum... Cengiz Topel Sokak’ta 6 numaralı ev bu... Orada durup fırına doğru bakıyorum: Gerçekten de fırın tas gibi görünüyor...

Araştırmalarımızı sürdüreceğiz, belki Eleni-Suzan’ın trajik sonu ve nereye gömülmüş olabileceği hakkında bilgisi olan bir okurumuz çıkabilir... Eğer bu konuda herhangi bir şey biliyorsanız, isimli veya isimsiz olarak 0542 853 8436 numaralı telefondan beni arayabilirsiniz. Niki, sevgili teyzesi Eleni’den geride kalanları bulup onu sevgili anneciği Panayota’nın yanına gömmek istiyor...

Şimdi artık Eleni-Suzan’ın bir fotoğrafı var elimde: Bu fotoğraf bana araştırmalarım boyunca eşlik edecek...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1680 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler