1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Temassızlık!..
Temassızlık!..

Temassızlık!..

Bugünü yaşarken, genel anlamda ülkeleri düşündüğümüzde başka yaşantılar, başka sesler ve başka tarihlerin içinde eridiği bir potada yaşam alanı arayan ve de sanki tarihin tersine dönmesine izin vermeyen bir zamanın kolları arasında kalmış gibidir kent ins

A+A-

 

Bugünü yaşarken, genel anlamda ülkeleri düşündüğümüzde başka yaşantılar, başka sesler ve başka tarihlerin içinde eridiği bir potada yaşam alanı arayan ve de sanki tarihin tersine dönmesine izin vermeyen bir zamanın kolları arasında kalmış gibidir kent insanı. Şunu demek isterim ki, bu cümlenin açık deyişiyle: ülkeler ve kentler giderek daha fazla kozmopolit bir yapı içerisine kilitleniyor. Çok uluslu kentlerin sayıları hızla artarak çok katmanlı bir yerkabuğuna eviriliyor. Her kabuk bazen birbiri üzerini örtüyor veya bazen de, kendince elekten geçirdiği ve üste kalan ağır taşların içinde ne varsa yukarıya doğru sıralayarak, katmanlaştırıyor. Düşününce görüntünün kayganlığı akla düşer ve inşa edilen ne varsa gün olur kaya zeminin kayması veya bir sebeple infilak edip, patlak vermesiyle birlikte çatırdayacak olduğunda, sorun şelalesi fışkırıyor her bir çatlağın yeryüzünde kalan yüzeyinden… Apaçık bu görüntü betimlemesi, bizi bir sorunun varlığına doğru iteliyor. Sayısı artan çok uluslu yapının çok farklı zaman ve varlık ritimlerine dayanan bir kimlik zinciri gerçeğini akılda tutmalıyız.  Çünkü bir ulus içinde, farklı ırk ve dinden çok fazla sayıda insanın olduğu düşünülünce;  bu farklılık ve çeşitliliklerin, gündelik hayatın akışı kapsamında birbirleriyle sürekli ilişki içerisinde olmalarıyla zaman zaman frekansı yüksek, gerilim dolu anlar kaçınılmaz hale geliyor. Bu anlar, siyasi ve iktisadi dayatmaların bir ürünü olarak düşünülebileceği gibi, uluslararası rekabet ve küresel ekonomik pazarların hesaplaşmaları olarak da tezahür ediyor. Görünümün somut bir örneği söz konusuyla, şu benzetmeyle işin güç yönünü hemen betimleyelim: Karşımızdaki anakent veya kent bize farklı kültürlerin haritalarının ördüğü kozmopolit bir denklem sunuyor. Denklemin içindeki bilinmeyenlerin eşleştiği dil, din, ırk ve kültürel farklılık göstergesinin dayanak noktasının insan olduğunu vurgulamalıyız. Uluslar için, siyasi iktidar dengeleri tarafından kurulan sahnelerdeki ezber senaryoların dayatıldığı bir “yaşam” kurgulanıyor. Bu bir oyun!

Oyunun bitişini haber veren bir cümle var mıdır?  Daha doğrusu “yıktın perdeyi eyledin viran” diyebilecek biri/leri? Bir bütün gibi görünen veya bütüne doğru kendini yok ederek tamamlayan parçalanmış bir dünya içindeyiz. Big Bang teorisini temel alırsak, dünya fiziksel oluşumunun 9/10’unu tamamlamış görünüyor. Evrenin genişlemesi olgusunu bir yana bırakırsak: “Durum bu kadar vahim mi?” diyenler için belki de en toparlayıcı cümle: kültürel formlar, kültürel yaşamlar ve politikalar sürekli merkezileşmekte! Söz buraya geldiğinde hangi merkez, hangi çevre? sorusuyla sorunların farkındalığını ortaya koyabilme gücü ve cesaretine ihtiyaç duyulmaktadır. Günümüzde farklı ve zenginleşmiş kültürel yapıların bir arada yaşadığı kentlerde; sanatçıların bilinçli veya bilinçsiz olarak hem farkındalık oluşturdukları, hem de sağduyuya dikkat çekecek bir amacın sorumluluğunu üstlendikleri izlenir.  “Dünyayı sanat kurtaracak!” gibi anlamı ağır bir cümleye toslamak bu aşamada mümkün müdür? Açıkçası ben tosladım.

Her şey bir serginin basın bültenini okumakla başladı. Devamında ise, kısa bir süre önce bulunduğum Kıbrıs’a temas etmişken ve de tahammül sınırlarım “çözümsüzlük ve belirsizlik” fiillerinde gezinirken, kendi sınırlarımı sanatın dilinde gelişen düşünce pratiklerinin devinimli fırtınalarında çözümlemeye çalıştım. Temasla başlayıp tahammüle evirilen içsel duyuşların, bir anda beni, inşa edilen sanat imgeleriyle asıl açılımın başladığı yerde durdurdu.  Heidegger “sınır demek bir şeyin durduğu yer demek değildir.” cümlesinde, aslında, geleceğin sınırları içine kilitlenen ve adeta mısır/lar gibi kendi kendini patlatarak, üst üste durmaya çalışan toplum katmanlarından öteye geçmesini sağlayan Horismos’u hatırlatır. Sınıra ulaşmak, bir nev’i öteye geçmek, diğer bir deyişle sınırın durduğu değil de asıl açılımın başladığı uzam önem taşıyor. O halde, yazının hedefine doğru yönelen yolculuğumuza yeniden başlayacak olursak:

24 Eylül’de açılan Temas ve Tahammül adlı sergide 21 genç sanatçının beni sürüklediği noktada kendi iç dünyama bir yolculuğa başladım. Sonuçta ben doğumu bir adaya temas eden ve ilerleyen yaşlarla birlikte göçün ıssız patikalarında tahammül sınırlarını zorlayan biri değil miydim? Böylesi bir farkındalık ahvali içinde adanın dünyanın sorun sarmalına sürüklenip, takılmadan çok önceki zamanlarında, herkesin şarap kadehlerindeki dostluklara dayanan gecelerine ve zeytin dalı yapraklarıyla tütsülenen dostluklarının nereden olduğuna dair, geçmişe aktı bellek görüntülerim.  “Farkındalık” zihinsel bağlamda kişiyi şu an’a bağlar. Aslında biraz da tehlikelidir. Algıların açıklığına dayalı tam kapasite duygularıyla, mantığıyla ve eylemleriyle çalışan bir beden oluşturmak gerekir. Sözü dağıtmadan kısaca hedef cümleye kilitlenecek olursak: Temas ve Tahammül sergisinde yargısız bir şekilde şimdiki an’a, yaşanılan kent yaşamına, tüm algılarıyla odaklanan ve dikkatini toparlayıp kendilerine temas eden somut ve soyut tüm yaşam titreşimlerini sanat imgesine dönüştüren 21 sanatçıyla kendime kısa bir parantez açtım. Burada kendimle imlediğim odak nokta ise, artık herkesin de bildiği gibi ada’dır.

İzleyicinin farkında olmadığı veyahut farkında olup da görmezden geldiği birçok görülmesi ve bilinmesi gereken şeyleri satırbaşı yapıp, sözlerini sakınmadan söylüyor sanatçılar. Kültürel farklılıkların yarattığı dil, din, ırk bileşenlerinden “evrensel çiftliğin”(!) dönüşümünde başrolü oynayan savaş-ölüm, yıkım-acı, süreç-değişim gibi kavramların, eyleme dönüştüğü dünya düzenine melez bir bakış açısından sorularını soruyorlar. Bu aşamada melez(leşmeyi) Homi K. Bhabha’dan alıntı bir cümleye bağlarsak: …melezlik öteki pozisyonların doğmasına imkân veren “üçüncü uzam”…  anlamında kullanıldığını belirtmeliyim. Neden mi? Gezdiğimiz bu sergi, izleyenin farkındalığa dikkatini toparlayabilmek için adeta üçüncü bir göz sunuyor. Üçüncü uzamın çemberinden “şu anda ne yaşıyorum?” sorusuna cevap aramaya kafa yoruyorsunuz. Gerçekten farkında mıyız? Bizler şu anda ne yaşıyoruz? Nerede yaşıyoruz? Dikkatli olalım ve hemen şunu ekleyelim “nereye gidiyoruz?” gibi bir soru klişesine sinmeyelim. Aksine şu an tınıların yüksek frekansta salınımı önemli ve etrafımızdaki ( özellikle Temas ve Tahammül sergisinin sanatçıları) sanatçılar kent atmosferinin yırtık hayallerden örülü ozon tabakasına sızmış durumdalar. Üzerimize inen imge sağanağıyla temas eden gözlerden belleğe, oradan da düşünce yumaklarının düğümlerine nüfuz edinceye kadar sanatçılar tarafından ıslatılmaktayız. Yağmur damlalarına temas etmek istemiyorsanız aralarından geçip öylece gidebilirsiniz ki, bunun mümkün olmadığını ve “farkındalık” denilen kavramın sizi sarmaladığını sanatçıların işleri arasındaki seyahatinizde göreceksiniz. Bu arada aklıma gelen soru: Yağmur ıslatır mı, temizler mi, kirletir mi?

İçimizde özellikle savaşın soluduğu, cinayetlerin kol gezdiği, canların yok olduğu coğrafyalardan veya zaman diliminden kendi salonlarımıza, daha doğrusu kutu yaşamlarımıza itelenen pek çok şeyi ya görmezden gelerek ya da onaylayarak yola devam ediyoruz. Bir genellemeden çıkabilecek en iyi sonuç temastır. Dünyaya temas ancak sanat yoluyla mümkün olacaktır. Nitekim medyanın görüntü imajlarının sağanağı, beyinlere uyuşturucu zerk ediyor. Hipnoz gölgeler salınıyor etrafta… Biraz kaçmak için, biraz da uzak olanın kendine dokunmayacağı düşüncesini hipnozun etkisiyle benimsediği için rahat/huzurlu görünüyor insan. Hâlbuki huzursuzluk en iyi huzur değil midir? İşte olan oldu sonunda ve çemberin içinde sınırı görerek yaşayanların gölge şehirleri kulakları uğuldatan büyük bir gürültü yumağına evirildi.

Sorun şu ki: gürültüye alışıldı zamanla…

Kısaca bu yazı: “Hoşgörüye” bir çağrıdır!

Bu haftalık da benden bu kadar.

 

(Yukarıdaki yazının tamamını Rh+ Sanat Dergisi Ekim 2012 sayısında okuyabilirsiniz)

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 744 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler