1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Teknokrasinin Kıskacında Sol Alternatifi Yaratmak
Teknokrasinin Kıskacında Sol Alternatifi Yaratmak

Teknokrasinin Kıskacında Sol Alternatifi Yaratmak

Mertkan Hamit: Paul Valery politika için ‘insanları kendilerini ilgilendiren meseleler ile ilgili görev almaktan uzakta tutma sanatı’ tanımını kullanır. Bu cümle Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşadığımız durumu çok net biçimde özetlemektedir

A+A-

 

Mertkan Hamit

mhamit@gmail.com

 

 

Paul Valery politika için ‘insanları kendilerini ilgilendiren meseleler ile ilgili görev almaktan uzakta tutma sanatı’ tanımını kullanır. Bu cümle Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşadığımız durumu çok net biçimde özetlemektedir. Öyle ki, insanların kendilerini doğrudan etkileyen onlarca mesele varken günümüz gecemiz nam-ı değer bir siyasi kurultay çalışmalarına endekslendi. “Kim başkan olacak? Bölünecek mi? parçalanacak mı?” tartışmaları içerisinde aslında halkı hiç de ilgilendirmeyecek olan konular gündemi meşgul ederken; Ercan Havalimanı özelleştirildi, Lefkoşa Belediyesi Çalışanları maaşlarını almakta sorun yaşadı ve yeni öğretmenler yaşanan şaibeler nedeniyle meslek hayatlarına bir türlü başlayamadı.[i] İktidar ve muhalefet öyle bir yanılsama içine girdiler ki, politize olan veya olmayan fark etmeksizin, insanları politik alanda görev almaktan uzak tutma konusunda son derece iyi bir başarı yakaladılar.

Tabi ki bu iddiaya karşı görüşünü yönünde tepki verecek birçok siyasi parti üyesi olduğundan eminim. ‘Biz’ ve ‘onlar’ ikileminde söylenecek yüzlerce nedenin olduğunu, bunların bir kısmının gerçekçi olsa da, günün sonunda evinde televizyon başında yaşananları görüp rahatsız olan binlerce insanın tüm bu olanlara rağmen siyasi hareketlenmelere uzaktan bakıyor olması var olan eksikliklerin en büyük kanıtı. Zaten 1980 sonrası kuşağın neoliberal dönüşüm süreci içerisinde apolitizasyonuna ek olarak bir de sosyal olarak tümden bir de-politizasyon ya da ‘politikadan arındırılma’ sürecini yaşıyor olmamız çıkış yollarının azalmasına neden olmaktadır.

POLİTİKANIN YENİDEN TANIMLANMASI

Dünya genelinde ‘gerçeklerin’ yeniden oluşturulması doğu bloğunun yıkılması ardında tarihin sonunun gelişinin de deklere edilmesi ile birlikte yeni bir boyuta geçti. Adanın kuzeyinde yaşayanlar için, özellikle de 40 yaş ve altı olanlar için ‘gerçekler’ 1980lerin başında yeniden oluşturuldu. Birçok devlette 1980’lerde başlayan neoliberal dönüşümün aksine Kıbrıs’ın kuzeyinde dönüşümün motoru başkasının malını zimmete geçirmekle sermaye birikiminin oluşturulduğu bir biçimde yapılandı.

1950’lerden sonra bozulan toplumlar arası ilişkisinin 1960’larde karşılıklı cinayetler haline gelmesi, bu cinayetlerin bilinen ve tanınan sorumlularının yargılanmamış olması, toplum genelinde ahlaki bir problemin ilk nüvelerini oluşturdu. Ardından ‘ganimet ekonomisi’ olarak anılan yapının yani katillerini besleyen iktidarın dönüp bir de hırsız olmayı ahlaki ve meşru sayması Kıbrıs’ın kuzeyindeki ahlaki dönüşümün bir diğer yapıtaşını oluşturdu.

Katil ve hırsız olanın meşru olduğu bu toplumda 1983 yılında ise artık uluslararası olarak tanınmamış bir devlete mensup olmanın sağladığı ‘ayrıcalıklar’ da eklendi. Bununla beraber çeşitli yasadışı aktivitelerin toplumun geniş kesimlerince doğal kabul edilmesini ortaya çıkardı. Sıradan bir örnek olsa da bugün birçok CD satıcısının sadece korsan kopyaları satıyor olmasının yeterince sorgulanmamış olması; korsan kitap satan satıcılarının bu işi kaçak olarak değil aleni bir biçimde yapması, ya da son günlerde gündeme gelen akademide intihal meselesi de aynı ahlaki yozlaşmanın başka bir yüzünü temsil etmektedir.[ii]

Hiç kuşkusuz 1980’lerin başında yaratılan bu yeni ahlaki yapı, politikayı da etkiledi. 1980’den sonra yaratılan ‘gerçeklerimiz’ ve ‘doğrularımız’ bugünkü politik yapının temellerini oluştururken, aslında bu temeli sorgulamadan atılacak adımların herhangi bir sorunu çözmekte başarılı olmayacağı ortadadır. Politikanın tanımlanması için öncelikle var olan doğrularımız sorgulanmalıdır. Aksi halde bunun bizi sorunları çözememe noktasına getireceği ise su götürmeyen bir gerçektir.

UMUTSUZLUK VE ALIŞILMIŞ POLİTİKANIN TASFİYESİ

KKTC’nin ilanından 2000’li yılların başına kadar KKTC ile beraber yaratılan doğrular kitleler tarafından sorgulanmadı. Siyasi olarak toplumun geniş kesimlerinin taleplerini dile getirebildiği ve var olan gerçeklerin ciddi bir biçimde sorgulandığı 2004 yılı referandumu ertesinde yapısal anlamda herhangi bir değişikliğin olmaması, Kıbrıs’ın kuzeyinde çoğunluk siyaseti oy verme eyleminden ibaret kabul etti.

Özellikle alternatif olacağı iddiasıyla oluşturulan CTP-DP ve CTP-ÖRP hükümetlerinin beklentileri yerine getirememiş olması, bütün partilerin birbirinin aynı olduğuna dair yaygın bir inanışı ortaya çıkardı. Bugün siyasi partiler her ne kadar da ‘ötekilerden’ farklı olduklarını iddia ediyor olsalar da kitlelerin bu konuda ikna olmadığını iddia etmek gerçekçi bir yaklaşım olur. Bu konuda ikna olmayan kitleler, kendi taleplerini ortaya koyacak bir alternatifi keşfedememiş olduklarından geleceğe dair umutlarını da kaybetmektedirler.

Politik bir fikre sahip olup, ‘partizan’ olmadan düşüncelerini dile getiren insanlar demokratik toplumlarda fikir ve dönüşüme katkı sağlayan aktörler olarak yerlerini alırlar. Kıbrıs’ta ‘partizan’ olup ‘politik düşünceye sahip olmayanlar’ ile ne partizan ne de politik düşünceye sahip yığınların oluşması ise önceki bölümde bahsi geçen politikanın yeniden tanımlanamamış olmasının verdiği bir çıkmazın sonucudur.

Kıbrıs’ta bahsi geçen çıkmaz içerisinde politik aktiviteden o kadar uzaklaşıldı ki, ‘partizan olmamak’ ile ‘politik olmamak’ yer değiştirdi. Artık, ‘partizan olmayan’ ancak belli bir amaca yönelik tasarlanmış birçok politik davranış, ‘politik olmadığından’ hareketle ortaya konulması politikanın nasıl tasfiye edildiğinin bir başka yansımasıdır.

Teknokrasi[iii] denilen heyula da işte tam bu noktada karşımıza çıkıyor. Bu bakış açısı, politik ve ideolojik olarak yapılan birçok tercih, şimdi bir mühendis köprüyü nasıl yaparsa o biçimde oluşturulabileceğini kabul ediliyor. Uzman bilgisinin sorgulanamaz doğruluğu aslında ‘belli bir sistem içerisinde, belli bir ideolojiyi, belli bir biçimde anlayan bakış açısının diktatörlüğünü’ sağlamaktadır. Uzman bilgisi ışığında tercih edilen yöntemlerin hizmet ettiği anlayış sorgulanmadan, uygulanabilirliği üzerinden değerlendirilmekte, ekonominin, hukukun, siyasetin toplumdan kopuk öğretiler olduğunu kabul ederek; politika, ekonomi veya hukukla ilgili alınan kararların topluma yapacağı etkileri sessizleştirilmektedir. Yüzeysel, çıkar merkezli ve sloganı hatırlatan talepler politikanın merkezine taşınmaktadır.

İstikrar, iş gücü esnekliği, kar maksimizasyonu, etkin çalışma koşulları, kurumların verimli bir biçimde yapılandırılması vs... gibi söylemler ile politik açılımları savunmak aslında genele bakarken özele dair hiçbir politika üretmemek anlamına gelmektedir. Genelde depolitizasyon sürecinin üstesinden gelmek, özelde apolitize olmuş gençliğin sağlıklı bir biçimde politika ile entegrasyonunu sağlamak için demokratik ve kitlesel katılımcılığa karşı olarak ortaya çıkan teknokrasi fetişizmine karşı mücadele vermek ise son derece gereklidir.

Ne kadar yüzeysel o kadar az politik diyerek var olan durumdan faydalanmayı amaçlayan teknokrasiye dayalı duruş çoğu siyasi oluşumu etkisi altına almaktadır. Unutulmamalıdır ki, tüm değişim vaadine karşı teknokrasinin, stratejik ve uzun dönemli bir vizyona sahip olması dahil, verili koşullar altında dönüştürücü bir güce muktedir olduğu anlamına gelmemelidir. Gerçek olan şu ki, teknokrasinin dayattığı ölçüm değerleri, kısır bir döngü haline gelen politikayı bir tür yönetişim ilişkisine dönüştürmektedir. Yaratılan bu yönetişim ilişkisinde ise esas koşulları değiştirmek yerine, var olan koşulların sabit tutularak etkin bir yönetimin sağlanması ağırlıklı olan anlayıştır.

SONUÇ YERİNE

Politize olmamış olan kitlelerin, her şeyin yolunda gittiğini düşündükleri zaman meseleler ile ilgili derinlemesine analiz yapma ihtiyacı belirmez. Gündemlerini doğrudan etkilemeyecek konu ile ilgili olarak yorumlarını de meselelerin temellerini sorgulamadan yapma ihtimalleri muhtemeldir. Böyle bir yapıda yaratıcı politikalar üretmeye yönelik talepler ve beklentiler çok yoğun bir biçimde gerçekleşmez.

Bugün sadece Kıbrıs özelinde değil, küresel anlamda da yeni arayışlara yönelik ihtiyaçlar ortaya çıkmaktadır. Bu da kullanılan yöntemlerle değil, alışık olmadığımız biçimlerde yeni gerçekler ve yeni doğrular yaratılmasına doğru önlenemeyen bir yönelimin var olduğunu gözler önüne sermektedir.

Bu yönelimin günün sonunda daha adaletli olacağını iddia edecek kadar iyimser bir yapıya değilim. Buna rağmen Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanılan bu dönüşüm sürecini iyi tahlil edecek ve durumu idare etmek için değil durumun değişim öznesi olacak politikaları öne sürmek için, öncelikle cesaretli ve dirayetli bir duruşa ihtiyaç vardır.

Özellikle Türkiye hükümetinin Kıbrıs’ın kuzeyine dayattığı çeşitli reformlara karşı ürkek adımlar atmak yerine, bu reformların ötesinde insanı merkeze alan politikaları ortaya koymak son derece gereklidir. İnsan merkezli politikaların gerçekleştirilmesi için ise genelleyici ve teknokrasiye dayalı açılımların yerine, meselenin özünün iyi kavranmış olması gerekmektedir. Meselenin özünü anlamak için ise katılımcı bir demokrasi ile birlikte, karar alma sürecine çevreyi kapsayarak elemlendirilmesi, ihtiyaçlara göre bir siyasetin oluşturulması zaruridir. Buna yönelik adımların atılması ile birlikte, giriş cümlesinde belirtilenin aksine politika kapsayıcı ve öznelerinin doğrudan belirleyici olabileceği bir aktivite haline gelebilir.

 



[i] Bu yazı kaleme alındığı sırada bu meselelerin hiçbiri sonuçlanmadığından bu biçimde genel ifadeler kullanılmıştır.

[ii] KKTC’de akademik intihal olayları ile ilgili olarak hazırlanan web sayfası daha detaylı bilgileri içermektedir. Bknz: http://temizakademikibris.blogspot.com/

[iii] Sanayi, ekonomi ve devlet yönetimlerinin politikacılar değil, uzmanlar teknisyenler ve uygulayıcılar tarafından yönetilmesi dayanan sistem. (TDK Sözlük)

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 710 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler