1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Teknik adamların vizyonu nasıl olmalı?
Teknik adamların vizyonu nasıl olmalı?

Teknik adamların vizyonu nasıl olmalı?

KKTC Liglerinin sonuna gelindiği bugünlerde futbolun saç ayağı olan futbolcu, teknik adam, yönetici ve taraftar bağlamında çok önemli bir yer tutan teknik adamların nasıl bir vizyonu olmalı sorusunu gündeme getirmek istedim. Şimdi, bazıları “yahu

A+A-

 

 

 

KKTC Liglerinin sonuna gelindiği bugünlerde futbolun saç ayağı olan futbolcu, teknik adam,  yönetici ve taraftar bağlamında çok önemli bir yer tutan teknik adamların nasıl bir vizyonu olmalı sorusunu gündeme getirmek istedim.

Şimdi, bazıları “yahu ligler sona erdi, şimdi mi aklına geldi bu vizyonu sorgulama?” diye bir soru sorabilirler. Aslında, bu soru da haklı ancak, ben sona eren sezon itibarıyla teknik adamların bir sezonluk icraatlarını göz önüne getirmeyi düşündüm.

Bu yazımda, hiçbir teknik adamı hedef almadığımı vurgularken,  yıllardır Kıbrıs Türk Futbol Antrenörleri Derneği başkanlığını yapan kadim dostum Süleyman Göktaş’ın da teknik adamlığın vizyonuna ne kazandırdığını da mercek altına almak istiyorum.

Çok uzun yıllardır, Kıbrıs Türk Futbol Antrenörleri Derneği’nin başında bulunan Göktaş, aynı zamanda Kuzey Kıbrıs’ta Bakan Dürüst’ten sonra, sporun ikinci patronu konumundadır da.

Bu bağlamda, Kuzey Kıbrıs’ta teknik adamların gelişiminde ve icraatlarında çok önemli bir yere sahip olan Göktaş, kim ne derse desin bu işi başarıyla yürütmektedir. Yıl boyunca gerek Kuzey Kıbrıs’ta, gerekse yurt dışında antrenör yetiştirme ve gelişimi için kurslar açan ve de denetleyen Kıbrıs Türk Futbol Antrenörleri Derneği her yıl faal antrenör sayısını süratle artırmaktadır.

Yeni ve genç antrenörlerin ülke futboluna katılmasına büyük katkı koyan Göktaş ve yönetimi ne yazık ki, iş kulüplerin teknik adam tercihlerine gelince doğal olarak kulüplerden kaynaklanan yozlaşmayı bir türlü önleyememektedir.

Kulüpler açısından serbest olan bir sezon içerisinde istendiği kadar teknik adam görevlendirilmesi Kıbrıs Türk Futbol Antrenörleri Derneği ile Futbol Federasyonu’nun elini kolunu bağlıyor. Özellikle, kulüplerin ısrarla başarısız olan bazı teknik adamları adeta münavebe ile değiştirmesi kulüplerin bir paradoksu olarak ortaya çıkıyor.

Ortada talep edilecek o kadar genç ve başarılı teknik adam varken, sanki “Bulunmaz Hint Kumaşı” gibi görünen kısıtlı sayıdaki bazı teknik adamlarda kulüplerin ısrarı, teknik adam borsasının bu başarısız teknik adamlar etrafında dönmesine neden oluyor.

Düşünün ki, bir takımda başarısız olan hatta, o takımı küme düşme noktasına getiren bir teknik adam bu münavebe sonucunda şampiyonluğa oynayan bir takıma rahatça geçebiliyor.

Tabii, bu olaylara çanak tutan kulüpler kanımca olayın en çok eleştirilmesi gereken tarafıdır.

Şöyle ki, geçtiğimiz sezonda sade dört takım Yenicami, DTB, Cihangir ve Lefke dışındaki Süper Lig takımları en az iki teknik adamla çalışırken, geçtiğimiz sezonun lig şampiyonu K.Kaymaklı bir sezonda beş ile Türk Ocağı dört teknik adamla çalışmışlardır.

Tabii, bu konunda spor kamuoyunun büyük rahatsızlık duyduğu gerçeğinden hareketle, aynı rahatsızlığı Kıbrıs Türk Futbol Antrenörleri Derneği ile teknik adamların kendilerinin de duyduğu bir gerçek.

Durum böyle olunca da, teknik adamdan kaynaklanan başarısız kulüplerin timsah göz yaşı dökmesi ve teknik adamların birbirini yemesi karşısında “kendi düşen ağlamaz” diyorum.

 


Bu neyin hesaplaşması    

 

Geçtiğimiz günlerde, yine bir hesaplaşma gündeme oturdu. Bu hesaplaşma, eski Futbol Federasyonu Başkanı Ömer Adal ile şimdiki Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Sertoğlu arasındaki “Futbol Federasyonu’ndaki yolsuzluk” iddiaları hakkında idi.

Bu iddialara göre eski başkan Adal, Futbol Federasyonu çekleriyle hem kişisel, hem de bağlı bulunduğu Demokrat Parti’nin borçlarını Futbol Federasyonu çekleriyle ödediği iddiası idi.

Bu konunda, bir basın toplantısı düzenleyen Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Sertoğlu, bu konunda ismi son günlerde bazı yolsuzluk iddialarında UBP İskele Milletvekili ile Ejder Aslanbaba ile birlikte ismi geçen Dedeoğlu’na Adal’ın Futbol Federasyonu çekleri ile ödeme yaptığını ileri sürdü. Konunun polis soruşturmasında olduğunu açıklayan Sertoğlu, bu konunun üzerine yürekli bir şekilde gideceklerini belirtti.

Bu iddiaların ardından dün, bir basın bildirisi yayınlayan eski Futbol Federasyonu başkanı Adal, iddiaların asılsız olduğunu ve Sertoğlu’nun kendisini yargısız infaz etmeye çalıştığını iddia etti.

Adal’a göre, Aslanbaba ile Dedeoğlu’nun devleti dolandırdığını iddia ederken, Sertoğlu’nun da kendisini hem savcı, hem yargıç yerine koyup, kendisini suçlu ilan ettiğini ve bunun yargısız infaz ve bir linç girişmi olduğunu vurguladı.

Bu konunda Sayıştaylık sorgulaması devam ederken, Dedeoğlu’nun kendisini temize çıkarmak ve Aslanbaba ile çevirdikleri dümeni gizlemek için saçma sapan iddialarda bulunduğunu iddia eden Adal bunu fırsat bilen Futbol Federasyonu Başkanı Sertoğlu’nun bu saldırısının bir linç girişimi olduğunu tekrarladı.

Düşünüyorum da , Adal’ın  Futbol Federasyonu başkanı olduğu dönemlerde zaman zaman ortaya çıkan yolsuzluk iddialarının gündeme taşındığı genel kurullarda Sertoğlu ve bazı arkadaşlarının Adal’ı aklama girişimlerindeki aktörlerden biri olduğu aklıma geliyor.

Bu durumda, o günden bugüne ne değişti? Bu neyin hesaplaşması diye düşünüyorum.

 


Spor yazarlığı ne kadar ciddi!   

 

Ee, hep başkalarını eleştirecek değiliz ya. Biraz da iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıralım.  Dünyada, spor vizyonunun en etkili enstrümanlarından biri olan spor ve çok önemli bir bilgi birikimi ile deneyimi gerektiren spor yazarlığı ne yazık ki, Kuzey Kıbrıs’ta belki de ülke gerçeklerinden dolayı çok amatörce ve çok kolay yapılabilmektedir.

Kuzey Kıbrıs’taki yazılı ve görsel medya patronlarının kanımca çok da ciddiye almadığı spor yazarlığı adeta önüne gelen herkes tarafından yapılabilmektedir.

Her ne kadar da, Kıbrıs Türk Spor Yazarları Derneği tüzüğünde bu konunda bazı kurallar (dernek üyeliği için bir yıl deneyim)  getirilmişse de, bunun bir medya kuruluşunda caydırıcı bir kural olmaması nedeniyle, sokaktan çağrılan bir kişi rahatça spor yazarı olabiliyor.

Ayrıca, her hangi bir spor kulübünde teknik adam, hakem ve yönetici olmak spor yazarlığı olunmasına engel görülmüyor. Böylece, bir teknik adam kendi takımının maçını yönettikten sonra, bir sonraki karşılaşmada spor yazarlığına soyunabiliyor.  Keza, hakemlik yapan, bir spor kurumunda yöneticilik yapan biri de rahatça spor yazarlığı yapabiliyor.

Hele hele, bazı teknik adamlar televizyon karşısına geçip, spor yazarlarını cahillikle suçlayabiliyor, hatta nasıl spor yazarı olunur gibi ahkam da kesiyorlar. Spor yazarlarına akıl veren bu kişilere de bazı görsel ve yazılı medya kurum da rahatça rağbet edebiliyor.

Kanımca, KTSYD başkan ve yönetimi bu konuyu bir kez daha gündeme getirmelidir. KTSYD kurumsallaşmayı tamamlayamadığı için ahbap-çavuş ilişkileri devranın böyle dönmesini sağlıyor.

Ne var ki, hiç de etik olmayan bu duruma dur diyen en yakınımızdaki Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin kural ve teammülerini işimize gelmediği için örnek almıyoruz. Bugün, Türkiye’de spor yazarlığı yapan teknik adam, hakem ve yönetici yok mu? Tabii var. Ancak, bu kişiler aynı anda hem teknik adamlık, hem hakemlik ve de yöneticilik yapamıyorlar. Tercihleri neyse onu yapıyorlar.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 698 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler