1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Tekke Bahçesi’nde yüze yakın 1963 ve 1974 “kayıbı” hala yatmaktadır… Bu mezarların da açılması gerekir…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Tekke Bahçesi’nde yüze yakın 1963 ve 1974 “kayıbı” hala yatmaktadır… Bu mezarların da açılması gerekir…”

A+A-

 “Kayıp” kazılarında kalıntıları Tekke Bahçesi’nde bulunan 1963 “kaybı” Ekrem Şemiler için cenaze töreni dün sabah yapıldı… Küçük Kaymaklı Camisi’ndeki cenazeye caminin hocası katılmakta gecikince, cenaze namazını Selimiye Camisi’nden getirtilen imam kıldırdı… Gecikmeler aileyi perişan etti…

 

 

sevg-030.jpg

1963 yılında 24 Aralık’ta evinin balkonunda bazı Kıbrıslırumlar tarafından vurulan ve daha sonra “kayıp” edilen ve “kayıp” kazılarında kalıntıları Tekke Bahçesi’nde bulunan Ekrem Şemiler için dün Küçük Kaymaklı Camisi’nde cenaze namazı kılınarak yeniden Tekke Bahçesi’nde bulunmuş olduğu isimsiz mezara, bu kez adıyla defnedildi. Ekrem Şemiler, askeri törenle defnedildi.

Küçük Kaymaklı Camisi’ndeki cenazeye caminin kocası katılmakta gecikince, cenaze namazını kıldırmak üzere Selimiye Camisi’nden bir imam getirildi ve cenaze namazı, Selimiye Camisi imamı tarafından Küçük Kaymaklı Camisi önünde kılındı. Gecikmeler aileyi perişan ederken, “kayıp” yakını Vecihi Hülya Tokatlı bu duruma çok içerileyip sinirlendi ve “Şehidimiz yolun ortasında bekletildi, bu kadar sorumsuzluk olmaz…” diye düşündüklerini ve hislerini ifade etti. Cenaze töreni ardından Vecihi Hülya Tokatlı, dakikalarca kendine gelemedi ve bu durumun kendisini ve aileyi nasıl da yaralamış olduğunu dile getirmeyi sürdürdü… Cenaze törenine katılanlar, “kayıp” Şahap Şemi’nin kızı Vecihi Hülya Tokatlı’nın haklı tepkisini desteklediklerini ifade ettiler.

GECİKMELER… İHMALLER…

Kalıntıları Kayıplar Komitesi tarafından Tekke Bahçesi’nde Ayvasıl mezarlarında yürütülen kazılarda bulunan 1963 “kaybı” Ekrem Şemiler’in ailesine, Küçük Kaymaklı Camisi’nde sabah saat 08.45’te hazır bulunmaları, cenaze töreninin saat 09.00’da başlayacağı söylendi. Aile de Küçük Kaymaklı Camisi’ne söylendiği saatte gitti ancak caminin hocası cenaze törenine gelmekte gecikince, cenazeye katılan Vakıflar İdaresi Genel Müdürü İbrahim Benter duruma müdahale ederek, cenaze namazını kıldırtmak üzere Selimiye Camisi’nden bir imam getirtmek zorunda kaldı. Cenaze törenine Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay, Meclis Başkan Yardımcısı Zorlu Töre, Kayıplar Komitesi’ni temsilen psikolog Ziliha Uluboy, Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği temsilcileri, Milletvekili Ersin Tatar, “kayıp” yakınları ve Şemiler ailesinin yakınları ve sevdikleri katıldı.

KAYMAKAMLIK RESMİ OLARAK CENAZEYİ DUYURMADI

Cenaze töreninin alışılageldiği üzere Lefkoşa Kaymakamlığı tarafından basına duyurulmaması sonucu, TAK Ajansı bu “kayıp” cenazesinin duyurusunu yapmadı, gündemine almadı. Bu nedenle cenaze törenine YENİDÜZEN adına bizim ve Kanal T’nin dışında ne TAK, ne BRT, ne de herhangi bir basın temsilcisi katıldı. Lefkoşa Kaymakamlığı’nın cenaze saatini resmi olarak TAK’a duyurmaması ve aileye 08.45’te camide hazır bulunmaları söylendiği için, cenaze saatinde de karmaşa yaşanmış oldu… Cenaze töreni ardından telefoniyen konuştuğumuz Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi’nden ilgililer, kendilerinin Lefkoşa Kaymakamlığı’na cenaze töreninin ayrıntılarını vermiş olduklarını doğruladılar. Telefoniyen ulaştığımız Lefkoşa Kaymakamı İbrahim Basri ise, cenaze töreninin kendilerine Cuma günü mesai bitiminden on dakika önce duyrulduğu için bu konuda duyuru yapamadıklarını çünkü mesainin bittiğini ifade etti.

ŞEMİ BORA: “AMCAMIZI KALBİMİZE GÖMDÜK…”

Cenaze namazı bir başka caminin imamı tarafından kıldırıldıktan sonra askeri cenaze töreniyle defin için Tekke Bahçesi Şehitliği’ne gidildi…

Burada “kayıp” Ekrem Şemiler’den geride kalanlar, “kayıp” kazıları esnasında bulunduğu ve üzerinde “meçhul” yazan mezara defnedilmeden önce aile adına, kendisi de bir “kayıp” çocuğu olan Şemi Bora bir konuşma yaparak özetle şöyle dedi:

“Amcamız Ekrem Şemi’nin kemiklerinin bulunmasının buruk bir sevincini yaşıyoruz. Biz yıllarca, aile olarak amcamızı kalbimize gömdük, bugün yeri belli olan, başında dua edebileceğimiz mezarına naklediyoruz. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın… Aynı günlerde babam Şahap Şemi de Rumlar tarafından, EOKA tarafından yoldan alınmış ve “kayıp” edilmişti. Yine ailemizden Mustafa Zorba ve Menteş Zorba da Rumlar tarafından “kayıp” edilmişti. Onların da yerlerinin tespit edilmesi, onların da huzura kavuşması, en büyük, en içten dileğimizdir. Yerlerinin tespiti ve bulunması konusunda büyük çaba sarfeden, gayret gösteren herkese ayrı ayrı teşekkürlerimizi sunuyorum, sağolun…”

MÜNHİBE GÜNİZ KÜÇÜK: “BU ACILAR BİR DAHA YAŞANMASIN…”

“Kayıp” Ekrem Şemiler’in İstanbul’da yaşayan ve ileri yaşı ve sağlık sorunları nedeniyle cenazeye katılamayan kızkardeşi Tomris Maner, kendisi cenazeye gelemedi ama kızı Münhibe Güniz Küçük cenaze törenine katılarak kısa bir konuşma yaptı. Münhibe Güniz Küçük, özetle şöyle dedi:

“Ben rahmetlinin hayatta kalan tek kızkardeşinin en küçük kızıyım. İstanbul’da doğdum büyüdüm ama iliklerime kadar Kıbrıslıyım… Kıbrıslı olmakla gurur duyuyorum. Şemiler ve Zorba ailesiyle, tüm ailemle gurur duyuyorum… Bu acıların bir daha yaşanmamasını diliyorum. Geride kalan tüm şehitlerimizin cenazesini de böyle mutlu bir şekilde paylaşmayı istiyorum sizlerle, çok teşekkürler emeği geçen herkese. Annemin sevgilerini, selamlarını ve teşekkürlerini özellikle size iletmek istiyorum… Gelemedi, dayanamaz diye…”

BÜLENT ŞEMİLER: “TEKKE BAHÇESİ’NDEKİ TÜM MEZARLAR AÇILMALI…”

Aile adına cenaze törenindeki son konuşmayı ise Bülent Şemiler yaptı ve şöyle dedi:

“Bugün burada, ailemizin kıymetli bir ferdini, kayboluşundan yarım asır sonra, tam 55 yıl sonra toprağa veriyoruz.

Ekrem Şemiler, tertemiz, saf bir kişilikti. Çocuklarla çocuk, büyüklerle büyük olurdu. Sivil bir kişi idi. Ailemizin diğer kıymetli kişileri gibi Türk-Rum çatışmalarında silahlı olarak yer almamıştı. Masum bir sivil idi. Nikos Sampson’un EOKA’cıları tarafından silahsız olduğu halde Küçük Kaymaklı’daki evinin önünde vurularak öldürüldü.

Bu savaş suçu, katillerin yanlarına kaldı. Maalesef Nikos Sampson ve adamları 15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı yapılan darbe için yargılandılar ama Küçük Kaymaklı’da sivil insanlara karşı işledikleri cinayetler hakkında yargılanmadılar. Her nedense Bosna-Hersek’te, Irak’ta, Güney Afrika’da ve birçok yerde savaş suçluları yargılanırken, Kıbrıs’ta serbest dolaşmaktadırlar.

Türk olmanın değerleri arasında savaş sırasında masum sivil kişileri incitmemek ve esirlere iyi muamele etmek vardır. Tarih kitaplarımızda bu değerimizle övünmekteyiz. Dolayısı ile Türklüğün bu değerini hiçe sayanlarla bir olmamalıyız ve milletimizi küçük düşürenleri aşağılamalıyız. Aynı değerlerin Rum komşularımız tarafından da saygı görmesini beklemek hakkımızdır. Ancak bunlar kendi başına olacak şeyler değildir. Bu konu siyasilerimiz tarafından ele alınmalıdır ve kanunlar uygulanmalıdır. Bu konuda Rumlar’la yapılan görüşmelerin bir parçası olmalıdır. Bu şekilde davranmak bu kadar kolay olmamalı ve cezasız kalmamalıdır. Uluslararası savaş suçları hakkındaki yasalar ülkemizde uygulanmalı mı yoksa dışında kalarak her iki taraf da sivilleri katletmekte serbest mi olmalıdır?

İşte bu konu siyasilerimiz tarafından ciddi olarak ele alınmadığı takdirde, ileride aynı olayların yaşanmaması zor engellenir. Onların kötü adamları bizim sivilleri, bizim kötü adamlarımız onların sivillerini katledince kahraman muamelesi mi göreceklerdir? Bu tür adi cinayetler ile üniformalı yapılan resmi savaş, aynı şey değildir.

İşte konu budur!! Bir şekilde ileride daha başka masum sivillerin katledilmesi, yasalar işletilerek caydırılmalıdır. Unutmayalım hala daha Kıbrıs’ta bir barış anlaşması imzalanmamıştır. Ortada hala daha devam eden bir savaş durumu vardır. Mevcut olan basit bir ateş-kes anlaşmasıdır ve bu her an bir sınır olayı ile bozulabilir.

Ekrem Şemiler, sadece basit bir kayıp değildi. 1963 yılında annesinin gözleri önünde şehit edilmişti. Hayatta olmadığını biliyorduk. Ruhu çoktan gökyüzüne çıkmıştı. Rumlar önce cesedini Genel Hastane morguna götürdüler. Sonra Genel Hastanede öldürülen başka Türklerin cesetleri ile birlikte Ayvasıl’a gelişigüzel bazı başka cesetlerin arasına gömüp sakladılar. Daha sonra bu cesetler barış gücü askerleri tarafından kazılıp Türk idaresine teslim edildi. Bizim siyasilerimiz bu cesetleri hiç tasnif etmeden, Rum mu, Türk mü diye ayırmadan, Tekke Bahçesi’ne gömdürdüler. Amcam 55 senedir burada, burnumuzun dibinde her gün geçtiğimiz yolda meğer hep yatıyordu!!! Yani geçmişte bu ülkede cesetler üzerinden bile politika yapılmıştır!

Hala daha aynı yerde, 1963 ve 1974’te kayıp olan 100 küsur kişinin kalıntıları bulunmaktadır. Bu mezarlarda kimlerin yattığı bilinmemektedir. Maalesef çeşitli nedenlerle bu gömü yerlerinin açılıp gerçeklerin ortaya çıkmasını istemeyenlerimiz de bulunmaktadır. Bu aileler de kayıplarının yarım asır sonra bulunmasını beklemektedirler. Medeni ülkeler 50 yıl sonra gizli arşivlerini bile açmaktadırlar. Biz 50 yıl sonra mezarlarımızı açıp kimin kim olduğunu öğrenmekten korkmamalıyız. Devletin vatandaşlarına karşı sorumluluğu bunu gerektirmektedir. Pek çok hükümetler 50 yıl sonra en gizli, mahrem bilgilerini bile açarken, 50 yıl sonra burada kimin yattığını saklamak kimin işine geliyor?

Bizim ailemizde hala daha bulamadığımız 3 kaybımız vardır!!! Şahap Şemiler, Menteş Zorba ve Mustafa Zorba… Dolayısı ile bazı şeyleri söylemek hakkımızdır. Onların da bulunmasından devlet sorumludur.

Burada Ekrem Şemiler gerçeğinin ortaya çıkarılmasında emeği geçenlere, kazı izinlerini veren Sayın Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya, zamanın İçişleri Bakanı Asım Akansoy’a ve Şehit ailelerinin temsilcierine teşekkür ederiz. Kazıları yapan ve yıllardır dedektif gibi gerçeği arayan arkeologlarımıza ve Kayıp Şahıslar Komitesi üyelerine aile olarak minnettarız. Bu konuların insancıl tarafını canlı tutan ve unutturmayan Sevgül Uludağ Hanım’a da teşekkür ederiz.

Nenem Emine Şemiler ve Ekrem amcamın kardeşleri bu sonucu göremediler ama bugün bizler şahit olduk. İçimizdeki bilinmezlik, bir boşluk dolduruldu. Neyin ne olduğunu artık biliyoruz. Allah’tan rahmet diliyoruz. Ekrem amcamın ruhu şad olsun, mekanı cennet olsun. Onu Allah’a emanet ediyoruz…”

Bülent Şemiler’in konuşması ardından “kayıp” Ekrem Şemiler, küçük tabutu içerisinde Tekke Bahçesi’ne defnedildi… Askeri törenle defnedilen “kayıp” Ekrem Şemiler için, saygı atışı yapıldı ancak Ti borusu nedense çalınmadı… Başka cenaze törenlerinde Ti borusu her zaman çalınmaktaydı… “Kayıp” Ekrem Şemiler’in tabutu üzerindeki KKTC bayrağı ve çerçeveli fotoğrafı ise, aile adına Şemi Bora’ya törendeki askeri yetkililer tarafından teslim edildi.

 

Bu yazı toplam 1145 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar