1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. TEDBİR KAÇINILMAZDIR... AMA ÖNCE BU MİLLETİN CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKANI, BAKANLARI KENDİ MAAŞINI KOYACAK MASAYA...
TEDBİR KAÇINILMAZDIR... AMA ÖNCE BU MİLLETİN CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKANI, BAKANLARI KENDİ MAAŞINI KOYACAK MASAYA...

TEDBİR KAÇINILMAZDIR... AMA ÖNCE BU MİLLETİN CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKANI, BAKANLARI KENDİ MAAŞINI KOYACAK MASAYA...

EKONOMİ SOHBETLERİ

A+A-

EKONOMİ SOHBETLERİ

 

         Benli Gıda Pazarı’ndayız bu hafta... Ali Benli ile manavlıktan marketçiliğe uzanan süreci konuşuyoruz. Tüm sektörler gibi marketçilerin, süpermarketçilerin de sorunları var. Bu nedenle Birleşik Market ve Süpermarketler Birliği’ni kurmuşlar kısa süre önce... Ülkenin içinde bulunduğu durumun aşılması için mali tedbirler alınmasının şart olduğunu dile getiren Benli, ancak, tedbir, en yukardan başlayarak alınmalı diyor...

 

 

 

 

TEDBİR KAÇINILMAZDIR... AMA ÖNCE BU MİLLETİN CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKANI, BAKANLARI KENDİ MAAŞINI KOYACAK MASAYA...

 

 

Dilek ÖNCÜL

 

·        Yenidüzen: Öncelikle Benli Gıda Pazarı’nı tanıyalım...

·        Ali Benli: Ben bu işe 1977’de başladım. Rahmetli babam-Manav Ömer, 1960’larda manavlıkla bu işe başladı. 1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti bozuldu, babamın da işleri bozuldu. O da herkesle birlikte askere yazıldı ve haliyle dükkan kapandı. 1977’de askerden emekli oldu ve bildiğimiz iş manavlık diyerek yeniden işe başladı. Ben o zaman lise son sınıf öğrencisiyim. Okul sonrası ben de işe gitmeye başladım. 1979’da askere gittim. Askerliğimi tamamladıktan sonra o gün bugün durmaksızın, ilk günün heyecanı ile-bunu bütün samimiyetimle söyleyebilirim-o heyecanla, işimi zaman mevhumu olmadan yaparım. İşimi severim, insanları severim. İnsanlarla paylaşmayı severim. 1981’de sadece küçük bir manavdık. Zaman içerisinde bakkal olma gayreti içerisine girdik. 3-5 tane eski tip bakkal rafı ile bu işe başladık. İnsanların dikkatini çekti, beğendiler ve destek verdiler. Daha sonra yerimizi değiştik. Daha bir büyüdük. Bakkallıktan o zamanın market durumuna geldik. İtalyan raflarını ilk getiren bir tanıdığımız vardı. Ben gidip ondan ölçü aldım ve aynı tip raf yaptım ahşaptan. Tabii ki ekonomik şartlar bizim açımızdan çok uygun değildi yani raf ithal edip kuramazdık. 1994’te Kiler’i Benli 2 diye açtık. Ancak kısa süre sonra iş yerlerini ayırmak durumunda kaldık kardeşim Mehmet Benli ile. Şartlar öyle gerektirdi, ayırmak durumunda kaldık işletmeleri. O zamandan sonra ben ailemle çalışmaya devam ettim. 2000’de burayı açmak nasip oldu. 1 Ağustos 2000’de Benli Gıda Pazarı’nı açtık burada. Tabii o dönem banka krizi vardı, biz de herkes gibi sıkıntılı günler yaşadık. Ama çok şükür ki o sıkıntılı günleri aşabildik ve bugünlere gelebildik.

 

“MEYVELERİMİZİ DOĞRUDAN ÜRETİCİDEN ALIYORUZ...”

 

·        YD: Getirdiğiniz ürünleri siz mi ithal ediyorsunuz, tüccarlardan mı alıyorsunuz?

·        Benli: Biz genelde toptancıdan alırız mallarımızı. Kısa bir dönem 20-25 civarında ürün ithal ettik. Anlaşamayıp çalışamadığımız iki firmanın çok satılan ürünlerini getirdik. Zaman içerisinde muadilleri piyasaya çıkınca biz ithalat işinden vazgeçtik. Bir de şu var; Tüccar ve market anlamında piyasada çok işletme var. Bu da rekabeti getirir. O süreçte öyle bir noktaya geldik ki tüccardan almak daha avantajlı oldu. Çünkü çok tüccar olunca muadili ürün çoğaldı veya aynı ürünü getiren çok çoğaldı ve satış sıkıntıya girdi. Ürünleri satabilmek için ürünün fiyatı düşürüldü. Bu nedenlerden dolayı biz ithalata çok önem vermedik. Kısa bir süre yaptık ve vazgeçtik. Tabii çok tüketemediğiniz için çok yüklü miktarda ürün getiremiyorsunuz. Böylece de fiyat avantaj olmaktan çıkıyor. Sebze anlamında ise sattığımız sebzenin büyük bir bölümünü, ithal meyveler hariç %80’ini, kendimiz üreticiden alıyoruz. Bu kalite ve fiyat rekabeti anlamında avantaj sağlıyor bize. Yani toptancıyı aradan kaldırmaya gayret gösteriyoruz.

 

“BU İŞİN YASASI KURALI YOK. İSTEYEN İSTEDİĞİ YERE MARKET AÇABİLİYOR...”

 

·        YD: Yurt dışından yatırımcıların gelerek süpermarket açma fikrine nasıl bakıyorsunuz?

·        Benli: Aslında çok hoşuma gitmeyen bir durum. Çünkü zaten şu anda bu işin yasası, kuralı yok. Siz canınız çekti, buradaki işletmenin yanına, beş adım ötesine, bir manav, market, supermarket açabiliyorsunuz. Gelsin sizin yanınıza açsın. Zaten siz zar-zor götürüyorsunuz. Şartlar belli. Ekonomik durum belli. Siz bu işi ne kadar biliyorsunuz, soran yok. Bilmemek, o işletmenin batmasına neden olacak.  Ve işin kötü tarafı siz batarken yalnız batmayacaksınız. Beni de başkalarını da batıracaksınız. Ben günde 10 bin TL’lik satış yaparken, siz market açınca benim satışım 8 bine düşecek. Yeni bir yer açtınız, günde en az 5 bin TL ciro yapmanız lazım. Yapamazsanız ne olacak? İlk elektrik, sonra su ödemeyeceksiniz; arkası gelecek. İş tüccara dayanacak. Siz tüccara 60 günlük çek yazmanız gerekiyorsa yazamayacaksınız. Yazarsanız bankanız çekinizi geri gönderecek. Bu defa 60 gün yerine 70 gün yazacaksınız, yine olmayacak. Günün devamında tüccar da size mal vermeyecek. Çalışanı ödeyemeyeceksiniz, çalışanın yatırımlarını yapamayacaksınız. Yani sadece siz batmayacaksınız, çevrenize zarar vereceksiniz. Bir düzen, bir disiplin şart. Bunu kendim için değil toplum adına, diğer esnaf arkadaşlarım adına isterim. Bir de bunun içerisine büyük işletmeler, zincir anlamında 3-5 bin metrekare işletmeler gelirse yerli esnaf yok olacak. O büyüklükteki bir işletme satacağı ürünün büyük bölümünü kendi ithal edecek. Ben ithalat yapamadığım için benim fiyatlarım yüksek kalacak. Onlar daha çok satış yapacak. Bu defa bizim boyumuzdaki küçük esnaf yok olacak. Yerli esnaf yok olacak. Böyle bir tehlikesi var.

 

·        YD: Birleşik Market ve Süpermarketler Birliği kuruldu. Siz de üyesiniz. Böyle bir örgütlülük size ne sağlayacak?

·        Benli: Birliğin ilk etapta yaptığı çalışma naylon çanta konusunda oldu. Naylon üreticileri ile görüşüldü ve bunların fiyatları daha aşağı çekildi. Yani daha uygun fiyata naylon çanta temin edilmeye başlandı. Bir de sabit giderlerimiz var. Elektrik bizim canımızı yakan giderlerden bir tanesidir. Aylık 15 bin TL gibi bir elektrik giderimiz var. Başka ülkelerde herhangi bir ürünün tüketimi çoğaldıkça fiyatı düşer, bizde tam tersi. Elektrikte 100 kilovat kullanırsanız 10 kuruş ödersiniz, 150 ise 15 olur, 300 kullanırsanız daha da artar mesela. Çok kullandıkça 3 misli 5 misli öderiz. Bu da ekonomik anlamda olumsuz etkiler bizi. Düşünüyorum ki Birlik ilgili bakana veya ilgili birimlere gidip de bunun ters çevrilmesi için çaba harcayabilir. Yani tüketim yükseldikçe fiyatın düşmesi gerektiğini anlatıp bu konuda çalışma yapabilir. Sıradan bir tüketiciye değil ama iş insanlarına bu indirimin yapılması lazım. Tabii bir de kalifiye eleman sorunu var. Ben şahıs olarak tek başıma gidip devletten, hükümetten bir şey talep edemem. Anlam ifade etmez. Ama Birliğin kalifiye eleman konusunda hükümetlerden talebi olabilir.

 

·        YD: Hedefleriniz var mı?

·        Benli: Yatırım anlamında burada büyümekle ilgili bir takım hayallerimiz var. Ama bu ekonomik sıkıntılar içerisinde ne zaman ve ne kadarını başaracağız onu da bilmem. Buradaki potansiyel büyümemiz gerektiğini emrediyor bize. Büyüyün, burası size yetmiyor diyor ama ekonomik şartlar ne kadar müsaade edecek bize onu bilemem.

 


 “TEDBİR KESİNLİKLE ALINMALI. AMA TEDBİRİ ALIRKEN EMEKLİNİN MAAŞINDAN KESİP DE KENDİMİZE MERSEDES ALALIM; BU KESİNLİKLE YANLIŞTIR.”

 

·        YD: Alınan mali tedbirler ve uygulanan protokol sizce yerinde mi?

·        Benli: Tedbir kesinlikle alınmalı. Ama tedbiri alırken emeklinin maaşından kesip de kendimize mercedes alalım; bu kesinlikle yanlıştır. Tedbir kaçınılmazdır. Evet, kesinti yapacaksınız. Ama sen milletin vekili, dokundun mu maaşına? Yok. Hiç dokunmadın, döndün kendine araba aldın. Alınması lazımsa tabii ki alınsın ama ben tedbir alacağım deyip emeklinin maaşından para keserken gider kendine mercedes alırsan bu kabul görmez, doğru da olmaz. Önce bu milletin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları kendi maaşını koyacak masaya, tartışacak. Ben iddia ederim ki geri kalan herkes kendi gönlünce benim maaşımdan da kesin diyecek. Ama siz devletin en üst kademesinde olan insanlar maaşınızı artırırken dönüp küçük esnafa tedbir derseniz olmaz. Türkiye ile ilişkilerde ise “ver parayı, ödeyim maaşı” zihniyeti var, geri kalan her şey mubah. Aynen budur. Özelleştirme dediler. Kesinlikle yapılsın. Ama  bir rekabet ortamı oluşturulsun, ona göre özelleştirme yapılsın. Rekabetçi bir özelleştirme daha avantajlı olur. Çünkü rekabet hem kaliteyi artıracak hem de fiyatı aşağıya çekecek. Ancak özelleştirme denince alalım falanca işletmeyi Türkiye’nin filanca bakanının oğluna, akrabasına peşkeş çekelim; olmaz. Sırf burada bu ay da maaşı ödeyebilelim diye protokolleri imzalarız, alırız maaşı. Halk da, hükümet ödedi, eyvallah, bizim hükümet tamam hükümet, devam, der. Özelleştirmeye karşı çıkmamamız lazım. Çünkü maalesef Devlet daireleri, KİTler hükümetlerin çiftliği haline geldi. Bunun önünün alınması lazım. Her gelen siyasi hükümetin, oy uğruna, buralara istihdam bombalamaması lazım. Memur kendini yenilese, hizmet için çabalasa, hangi Bakan size gelip teşekkür edecek; kimsenin umurunda değil ki. Bir tek sıkıntımız vardır, benim koltuğum sağlamda kalsın. Üretilen politikanın tamamı bunun üzerinedir. Hizmeti destekleyen, yeniliği destekleyen biri yok. Bu anlamda oradaki çalışan niçin canını yesin aman daha iyi hizmet vereceğim diye. Hizmet düştü. Bu mantık değişmediği sürece hizmet kalitesi daha da düşmeye devam edecek. Siyasilere güven bir o kadar daha azalacak. 

 


 “EN BÜYÜK SIKINTI KALİFİYE ELEMAN BULMAK”

 

·        YD: Sektörün sorunları neler?

·        Benli: Bizim sektörün en büyük sıkıntısı kalifiye eleman. Çalışan istersin, gelir. Ne iş yaptığını sorarsın, “her işi yaparım” der. Her işi yaptığında anlayın ki hiçbir işe yaramaz. Ama eldeki malzeme de belli. Biz, zamanla, kendimiz deneyim sahibi olduk eleman çalıştırma anlamında. Bulduğumuz iyi insanları alıp yetiştirmeye çalışıyoruz. Öyle bir sektör oluşturulmalı ki eğitim yapılsın ve personel eğitilsin... Kasiyer istersiniz, alın size eğitilmiş kasiyer veya rafçı diyebilecek bir kurum yok. Kalifiye eleman bulmak imkansız gibi bir şey. Çünkü bu konuda ara eleman yetiştiren bir yer yok. Esnaf ve Zanaatkarlar Odası var ama onlar da daha çok inşaat sektörüne ağırlık veriyorlar. Bizim sektörde ben duymadım. Biz kendimiz uzman kişilerden, bu eğitimi, bilgiyi parayla satın alıyoruz. Şu anda çalışanlarımızı dört gruba ayırdık; manav, muhasebe, kasiyer ve rafçılar olarak... Kasiyerlerden başladık eğitim sağlamaya. Bunun yanında biz kendimiz sürekli sohbet toplantıları düzenliyoruz. Kasiyer olarak müşteriye nasıl davranılması gerekir; iki müşteri arasında sorun çıkabilir, işletme çalışanı bu olaya nasıl müdahale etmeli onları konuşuruz. Veya müşteriye hoş geldin demesi, teşekkür etmesi, günlük bakımını yapması gibi konuları ele alırız. Rekabet o kadar çoğaldı ki. Hem kalite hem fiyat önemli ama insanlara hizmet her şeyin önüne geçti. Dolayısı ile kalifiye eleman ihtiyacı öne çıktı. Çalışanın, gelen müşteriye olan ilgisi, samimi davranışları öne çıktı. Kalifiye personel konusunda muhakkak bir eğitim sektörü oluşturulmalı. Okullar bünyesinde mi olur, özel bir yer mi olur ama kesinlikle kalifiye personel yetiştirilmesi lazım piyasaya.

 


bir cümleyle

Ekonomi: Dibe vurdu

Para: Olmazsa olmaz

Döviz: dalgalanmasın

Hükümet: Hemen Evine!

Özelleştirme: Rekabetçi bir ortamda, evet

Medya: Tek taraflı

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 899 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler