1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. TED ve İlahiyat Kolejini Kim Yönetiyor?
TED ve İlahiyat Kolejini Kim Yönetiyor?

TED ve İlahiyat Kolejini Kim Yönetiyor?

20 Temmuz günü Hala Sultan İlahiyat Koleji temelleri atıldı. Neden bu tarihe denk getirildi? Belki “Rumdan kurtarıldık, şimdi de dinsizlikten kurtarılacağız” diye... Belki Kıbrıs’ın stratejik önemi... Her ne ise... Yapılan; 20 Tem

A+A-

 

 

 

20 Temmuz günü Hala Sultan İlahiyat Koleji temelleri atıldı.

Neden bu tarihe denk getirildi?

Belki “Rumdan kurtarıldık, şimdi de dinsizlikten kurtarılacağız” diye...

Belki Kıbrıs’ın stratejik önemi...

Her ne ise...

Yapılan; 20 Temmuz’a din eklemlemesidir.

Ne ki, 20 Temmuz olgusu bile, 38 yıl boyunca önce anavatan-yavruvatan tahakkümü altına sokuldu, daha sonra da bağımlılığa, beslemeye ve dinsizliğe...

Değerler, böyle kullanıldı...

Böyle kirletildi...

Sıra geldi dine.

“Şükran”, “Allah razı olsun”a dönüştü.

Artık “şükran” demek yeterli değil, minnet duyulacak “Allah razı olsun” denecek.

UBP İlahiyat Koleji’ne, Kur’an kurslarının okullarda yapılmasına, İlahiyat lisesi ve fakültesinin açılmasına, külliyeye niçin izin verdi?

Kıbrıslı Türklerin dini inanışlarının zayıf olduğunu düşündüğü için mi? Saptaması mı var; bu yönde irade mi koydu?

Hayır!

Eğer böyle bir politikası olsaydı; önce parti programına alır, sonra da halka anlatırdı.

Öyleyse söylenenler neden yapıyor?

“Çıkar”...

İktidarda kalabilmek, nimetlerinden yararlanabilmek...

Temelinde “Bireysel çıkar” harcı olan siyasal anlayışlar, dini kullanmaktan çekinmez.

Dini, milli duyguları, “çıkarla” sentezler.

Tepkimeye girer; başkalaşarak, yeni bir forma dönüşür.

Bir Başbakan, bir bakan, halkının, öğretmeninin, memurunun, esnafının... tüm itirazlarına rağmen siyasi çıkarı uğruna dini eğitime izin verebiliyorsa, “şükran”ı “Allah razı olsun”a dönüştürebiliyorsa; düzenden beslenenler elbette daha yüksek sesle “Allah razı olsun” diye bağıracaklar.

Neden mi?

Terfi için...

İş için...

İhale için...

Dini değerler böyle yozlaşır...

Böyle kirlenir...

Bununla da yetinmediler.

1974’ten sonraki süreçlerde plansız programsız aktarılan nüfusun sağlık, eğitim, ekonomik... sorunlarıyla iktidarda kalmak amacıyla seçimden seçime ilgilenildi. Sorunların aşılması için proje temelinde sistematik uğraşlar sınırlı kaldı, gereksiz görüldü. Demokrasinin, hür iradenin, özgürlüklerin gelişmesine izin verilmedi. Bu insanlar kendi sorunlarıyla boğuşup durdular. Gelinen aşamada din, içinde bulundukları sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik sorunlardan kurtuluş aracı olarak kendilerine sunulmaya çalışılıyor.

Yoksullara daha fazla din...

Kırsala daha fazla din...

Göçmenlere daha fazla din...

Kulaktan kulağa fısıldıyorlar;  “Çocuklarınızı İlahiyat Kolejine gönderin. Devlet memuru ve yönetici olsunlar. Beklediğimiz gün geliyor.”

Bundan dolayı değil midir ki Hala Sultan İlahiyat Koleji’ne her yıl kız erkek yaklaşık 70-100 genç alınarak, on yılda 700-1000 mezun verilmesi hedefleniyor.

Devlette, toplumda, ailede... dini anlayışlar egemen kılınmak istenmektedir.

Bugün koltuk için, siyasi çıkar için, makam için onay verilen, temeli atılan budur.

Kısa süreli siyasi çıkardan kör olan gözler, gelecekte topluma ne zarar vereceklerini göremiyor.

Hata yapılıyor!

Din, siyasi anlayışa büründürülerek, yaşam biçimine dönüştürülerek, bilgi anlayışlarını yapılandırarak dayatılıyor.

Ne talep eden diye gösterilen Türkiye kökenli göçmenlerin, ne de Kıbrıslı Türklerin sorunları bu anlayışlarla çözülmeyecektir.

Çok mu zordur; “Bu ülkenin İlahiyat Koleji yerine modern bir meslek okuluna ihtiyacı vardır.” demek.

Çok mu zor? “Kendi imamımızı yetiştirmek için yüksek okul açaçağız.” demek...

Çok mu zor? “Hayır” demek...

“Var olduğunu” söylemek...

“Egemenlik, eşitlik, özgürlük, bağımsızlık...” demek; çok mu zor?

Bunları söylemeyip de ne söyleyeceğiz?...

Eğer söyleyemezsek, konuşamazsak, sesimizi çıkaramazsak; irademiz, olduğu kadarıyla demokrasimiz zedelenir, yaralanır.

Bu toplum televizyon ekranlarından duydu; inşaat yetişemediği için İlahiyat Koleji öğrencilerinin TED Koleji’nde yarım dönem öğrenim göreceklerini. TC Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın açıklamasından öğrendi.

TED ve İlahiyat kolejlerini kim yönetiyor?

Kim?

Burada bir devlet varsa, Anayasal, hukuksal bir düzen varsa hangi öğrencinin, hangi okula gideceğini yasalara, tüzüklere göre karara bağlayıp açıklaması gereken Eğitim Bakanlığı’dır. Bu konularda söz söyleyecek olan Eğitim Bakanı’dır. Halk seçtiği insandan yönetim ister, karar ister, irade ister.

KKTC Eğitim Bakanı’nın inşaatı yetiştirilemediği için Mersin’deki bir okuldan  öğrencilerin yarım dönem Adana’daki bir okula gönderileceği kararını televizyon ekranlarından Türkiye kamuoyuna açıklaması ne kadar doğru olur. Öğrenciler, veliler, halk ne hisseder? Böylesi kararlar, uygulmalar kimi mutlu eder?

Ne yasa, tüzük; ne de irade kaldı.

Kafa sallamaktan öteye geçemeyen irade, irade midir?

“Allah razı olsun” diyen irade, irade midir?

Demokratik, dini, milli değerler siyasi çıkarlar uğruna kulanılıp kirletiliyor, yozlaştırılıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 965 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler