1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Tarihi Lefkoşa Tophane Mahallesi (1)
Tarihi Lefkoşa Tophane Mahallesi (1)

Tarihi Lefkoşa Tophane Mahallesi (1)

Tarihi Lefkoşa Tophane Mahallesi (1)

A+A-

 

Tuncer Bağışkan

İki hafta süreyle devam edecek olan bugünkü yazımda 1882 yılı itibarıyla Lefkoşa Baf Kapısı bölgesinin surlar içiyle surlar dışına yayılan 25 tarihi mahallenin biri olan Tophane’nin tarihi geçmişi üzerinde duracağım. Lüzinyan ile Venedik dönemlerinde mahallede genellikle Katolikler (Latinler) ikamet etmekteydi. Lefkoşa’nın Osmanlıların eline geçtiği 1570 yılında da burada oturmayı tercih ederler. Ancak daha sonraki yıllarda güç şartlarda yaşadıklarından Doğu Akdeniz’deki Latinlerin durumlarını incelemek üzere 1596 yılında Papa Clement VII’in (Ippolito Aldobrandini) görevlendirmesiyle adaya gelen Girolamo Dandini durumları hakkında bir rapor yazar. Dandini’nin raporunda Lefkoşa’da küçük bir kilise veya şapellerinin olduğu, burada bilgisiz yaşlı bir İtalyan keşişin hizmet verdiği ve bu kilisenin yiyecek, giyecek ve diğer gereksinimlerinin İtalyan tüccarlar tarafından karşılandığı kayıtlıdır.

Osmanlı döneminde Baf Kapısının üst başında askeri bir kışlanın (topçu birliğinin) görev yapması ve Castelliotissa Kilisesi’nin de cephanelik olarak kullanılması nedeniyle mahalleye Tophane adı verilmiştir. 1698-1726 yılları arasında Türklerin yoğun olarak ikamet ettikleri mahallelerden biriydi. 1831 yılı nüfus sayımında mahallenin tamamının Türk olduğu, erkek nüfusunun ise 44 kişi olduğu belirlemesinde bulunulmuştur. İngiliz Sömürge döneminde burada Türkler, Rumlar, Ermeniler ve Latin Katolikler oturmaktaydı. 1946 yılı nüfus sayımına göre mahallede 2224 Rum, 152 Türk ve 636 Maronit ile Katolik olmak üzere 3012 kişi ikamet etmekteydi. 1950’li yıllara kadar bu denge bozulmamış olmasına karşın, 1960 yılından sonra mahallede Türk kalmamıştır. 1963 yılından sonra mahallede son kalan Tophane Mescidi Sokağı’nın adı da ‘Granikou’ olarak değiştirilmiştir.

Osmanlı dönemde sadece surlar içinde olan mahalle İngiliz Sömürge dönemine rastlayan 1923 yılında surlar dışına da yayılmıştır. Önceleri Tophane adıyla bilinirken, Belediye Meclisi’nin Eylül 1945 tarihinde aldığı bir kararla adı Ayios Andreas olarak değiştirilmiş, yanındaki Növbethane ile Tabakhane mahalleleri de bu mahalleye dahil edilmiştir. O sırada mahallenin iki muhtarından biri Türk, diğeri ise Rum idi.     

Eskiden mahallede büyük konaklar vardı. 9. Temmuz 1829 tarihine ait Bint-i Hacı Hüseyin bin Ahmet Vakfı’na ait bir konak 8 odalı, sündürmeli ve avluluydu. İki katlı olan konakların gerilerindeki bahçelerde ise birer su havuzu bulunmaktaydı.

1.Baf Kapısı

Lefkoşa’yı çevreleyen Venedik surlarındaki üç ana giriş kapısından biri olan Baf kapısı kentin batısında yer almaktadır. Yapıldığı dönemde yanında bulunan Lüzinyan dönemine ait ünlü St. Dominik Manastırı ile M.S XIV’üncü yüzyıla tarihlenen James  1’in kraliyet sarayından dolayı kapıya San Domenico (“Porta di San Domenico”) adı verilmiştir. Mahalle Lefkoşa’nın en yüksek yerinde olması nedeniyle bir zamanlar “Yukarı Kapı” adıyla da bilinmekteydi. Ortaçağdan itibaren Solya, Omorfo ve özellikle de Baf’tan gelenlerin Lefkoşa’ya giriş yaptıkları kapı olduğundan yaygın olarak “Baf Kapısı” adıyla bilinir olmuştur. 12.7.1878 tarihinde Kıbrıs’ın idaresini “Minotavros Bayrak gemisiyle” teslim almaya gelen Amiral Lord Hohn Hay, önce devri teslim işlemlerini Vali konağında tamamlamış, sonra da Baf kapısında düzenlenen bir törenle İngiliz bayrağını göndere çekmişti. Bu nedenle kapıya geçici olarak Minotavros Kapısı adı da verilir.

Eski kapı geçidinin iki yanındaki basamaklarla Osmanlı döneminde oluşturulan askeri kışlaya ulaşılmaktaydı. Buradaki büyük bir orta avlunun çevresinde binalar vardı. Bu binalardan biri de kaza sorumlusu olan Kaymakam’ın konutuydu. O sıralarda Lefkoşa’nın diğer iki giriş kapısı gibi Baf Kapısı da güneş battıktan sonra kilitlenir, kilitler kışla komutanına teslim edilir ve kapı ancak ertesi gün güneş doğunca açılırdı. Geceleri sadece Lefkoşa’da oturanların, yabancı tüccarların ve ziyaretçilerin surlar içinde kalmalarına izin verilirdi. Gündelik işler için köylerden gelenlerin emniyet bakımından gün batımından önce Lefkoşa’yı terk etmeleri gerekirdi. Ayrıca kapı bekçilerinin Cuma namazlarını kılabilmeleri için ana giriş kapılarının iki saat süreyle kapalı tutulduğu bilgileri de edinilmektedir. Osmanlı döneminde sadece Müslümanlar atlarına binili olarak şehre girebilirlerdi. Gayri Müslimler ise şehre girmeden önce atlarından inerler, girdikten sonra da tekrar atlarına binebilirlerdi. “Our Home in Cyprus” adlı kitabın yazarı olan Esma Scott-Stevenson, 1878 yılında eşi Yüzbaşı Andrew ile bir gece yemeği dönüşünde Baf Kapısı’nı kapalı bulduklarını, kapı bekçisini uyandırana kadar eşinin bağırıp çağırdığını ve kapıyı tekmeleyip taşladığını kaydetmiştir.

1821 yılında kapının şehre bakan cephesine II. Sultan Mahmud’un (1808-1839) tuğrası monte edilmiştir. Ancak bu kapı 1879 yılında İngilizler tarafından trafiğe kapatılmış ve kuzey bitişiğine yeni bir yol yapılmıştır. Yeni yolun açılış tarihini belirten (VR 1879) rölyef bezemeli taş bir yazıt kapı geçidinin kuzey duvarına monte edilmiştir.

Osmanlı ile İngiliz Sömürge dönemlerinde işlevini sürdüren buradaki askeri kışla ile Kaymakamın konutu yıkılıp yerine 1958 yılına kadar Kıbrıs Genel Polis Merkezi olarak kullanılan şimdiki ‘Lefkoşa Baf Kapısı Polis İstasyonu’ inşa edilmiştir.

Baf Kapısı’nın hemen dışında ise 1584 – 1587 yılları arasında zamanın Kıbrıs Muhassılı Arab Ahmet Paşa tarafından yaptırılan su kemerleri vardı. Bu kemerler aracılığıyla Strovolos civarından çıkan su Baf Kapısı’na taşınmakta ve bu noktadan şehre giriş yaptıktan sonra kentteki su çeşmelerinin su gereksinimleri karşılanmaktaydı. Ancak kemerlerin işlevlerinin su borularına devredildiği 1933 yılından sonra devre dışı kalmışlar, bu nedenle de zaman sürecinde yıkıldıklarından sadece temelleri günümüze kadar gelebilmiştir. 

2.Merkezi Ceza Evi

Lefkoşa’nın Osmanlı dönemi hapishanesi Sarayönü Meydanı’ndaki Lüzinyan dönemine ait Vali konağında idi. İngilizlerin adanın idaresini ele almalarıyla bu hapishane Büyük Han’a taşınmıştır. Hanın alt odaları hapisler için hücre olarak kullanılırken, üs kat odaları ise hapishane gardiyanlarının kullanımındaydı. Ancak ihtiyaca cevap vermediğinden Kanlıdere’nin batı yakasındaki şimdiki hapishane 1892-1894 yılları arasında inşa edilmiş ve tamamlanması üzerine Lefkoşa Merkezi Ceza Evi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ancak Evkaf kayıtlarında hanın ancak 1903 yılında tamamen tahliye edildiği kayıtlıdır. Babam 1950’li yıllarda hapishane gardiyanı olarak yeni Merkezi Ceza Evi’nde hizmet verirken, beni de birkaç kez oraya bisikletiyle götürmüştü. Bisikletle şimdiki Köşklüçiftlik Osman Paşa Caddesi nihayetindeki Irish Bride (İrlanda Köprüsü) adıyla bilinen köprüsünden geçerek hapishaneye ulaşırdık. 1955-1959 yılları arasında genellikle Eokacıların hapsedildiği bir yerdi. Hapishanenin ayrı bir yerinde bulunan idam yeri ile yanındaki iki bahçe 2000 yılına doğru bir açık hava müzesine dönüştürülmüştür.  Bahçedeki 9 ayrı mezarda 13 Eokacı gömülüdür. Bunlardan 9 tanesi İngilizler tarafından asılmış, 3 tanesi İngilizlerle giriştikler çarpışmalarda öldürülmüş, bir tanesi ise çarpışmalarda aldığı yaralardan dolayı hastanede ölmüştür. Ölenlerin cenazelerinin ailelerine verilmesi halinde yığınsal gösterilerin yapılacağı düşüncesiyle cesetlerin sessiz sedasız buraya gömülmesi tercih edilmiştir.

3.Eski Lefkoşa Genel Hastanesi

Şimdilerde tamamen yıkılmış durumda olan Lefkoşa’nın en büyük hastanesi, Kıbrıs Müzesi ile Kanlı Dere köprüsü arasında bulunmaktaydı. Lefkoşa’ya genel bir hastanenin yapılması kararı 1935 yılında alınması üzerine, Alman Bauhaus stilindeki planları mimar Polys Michaelides (1907 – 1960) ile George Michaelides tarafından çizilmişti. Üç katlı olan yapının inşaatına 1939 yılında başlanmış, açılışı ise 13 Nisan.1939 tarihinde zamanın valisi Richard Palmer tarafından yapılmıştı. İkinci Dünya Savaşı sırasında ön saflarda yaralanan birçok İngiliz ve Kıbrıs askerleri buraya taşınmıştı. 1940’lı yıllardan başlamak üzere doğum servisi de veren hastane, ben de dahil olmak üzere, bizim neslin doğumuna ev sahipliği yapmıştır. Zamanla ihtiyaca cevap vermediğinden 1950’li yıllarda hastaneye yeni eklentiler de yapması gerekmiştir. Bir efkalipto koruluğu içinde yer aldığını anımsadığım hastane 67 yıl hizmet verdikten sonra Ekim 2006 tarihinde kapatılmış ve genel hastane hizmetleri Latsia varoşlarına yeni yapılan binaya taşınmıştır. Eski hastane ise bazı korunması gerekli İngiliz Sömürge Dönemi yapıları bırakılmak suretiyle 2010 yılında tamamen yıkılmıştır. Şu anda buradaki bazı binalarda ayakta tedavi (klinik) ve psikiyatri hizmeti verilmektedir. Yıkılan hastanenin yerine yeni bir Kıbrıs Müzesi yapılası çalışmaları devam etmektedir.

4.Kanlıdere Köprüsü

Eski Lefkoşa Genel Hastanesi’nin batısındaki Kanlıdere üzerinden geçen köprü çocukluk yıllarımın bir parçası olarak anılarını süslemektedir. Kış mevsiminde derenin gelmesiyle Ömerge mahallesinde oturan ailemle bu köprüye gelir, akan dereyi izlerken daha önceden cebime doldurduğun taşları köprüden dereye atardım. Daha sonra Millet Bahçesinden geçerek evimize dönerdik.
Trodos Dağlarındaki Maşera Manastırı’nın yanlarından çıkan Kanlıdere, Kıbrıs’ın en uzun deresi olup (98 km), Lefkoşa’dan geçip Mağusa körfezinde son bulmaktadır. Buraya ilkin 1919 yılından önce küçük bir köprü inşa edilmiş, 1954 yılında ise daha da genişletilmiştir. Köprünün 100 ayak (30 metre) uzunluğunda, 52 ayak (15 metre) genişliğinde olduğu hesap edilmiştir.

5. Lefkoşa Millet Bahçesi ve içindeki diğer yapılar

Genellikle ‘Millet Bahçesi’ olarak bilinen Lefkoşa’nın en eski ve en büyük halk bahçesi Baf Kapısı karşısında bulunmaktadır. Osmanlı döneminde burada derilerin işlendiği bir Tabakhane vardı. Kitchener haritasının çizildiği 1883 yılında saptanmış ve sağlığa aykırılığı nedeniyle 1901 yılında Lefkoşa Belediye Meclisi’nin aldığı bir kararla Kanlıdere’nin kenarına taşınmıştır. Önceleri Lala Mustafa Paşa Vakfı’na ait olduğu Evkaf tarafından iddia edilmiş olmasına karşın, daha sonraları Debbağ Derviş Efendi Vakfına ait olduğu belirlemesinde bulunulmuştur.

Tabakhane arazisine yayılmış olan bahçe 1905 – 1908 yılları arasında Lefkoşa Belediyesi ile Ziraat Dairesi’nin işbirliğiyle İngiliz stilinde oluşturulur. Bu bahçeye 22.Ocak1901 tarihinde vefat eden ve İngiltere Birleşik Krallık tarihinde en uzun süre saltanat süren (63 yıl yedi ay) kraliçe Victoria’nın anısına  “Victoria Bahçesi” adı verilir. Buraya hurma ile efkalipto ağaçları ve süs bitkileri ekilir. Bahçenin merkezine sekizgen ahşap bir şadırvan yapılırken, cephesine ise İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılan bir top monte edilir. Zamanla halkın tek eğlence ve dinlence yeri haline geldiğinden Pazar günleri ile resmi tatil günlerinde şadırvanda devlet bandosunun konser verdiği halen anımsanmaktadır. 1968 – 1969 yılları arasında yeniden düzenlenmesi sırasında buradaki eski şadırvan ile önündeki top kaldırılmak suretiyle bahçeye bugünkü şekli verilmiş olur.

1950’li yıllarda bahçenin içinde Veteriner Dairesi vardı. Orada çalışan Menteş Baytaroğlu babamın arkadaşı olduğundan, yaz aylarında üzeri kene dolan köpeğim Duman’ı Küçük Kaymaklı’dan buraya yürüyerek getirirdim. Oradaki ilaçlı beyaz renkli bir sıvıyla dolu olan teneke kaplı ahşap bir banyoda yıkandıktan sonra üzerindeki keneler dökülmüş olurdu.

1950’li yılarda bahçenin güneydoğusuna Basın ve Enformasyon Dairesi inşa edilmişti. Ancak bu bina 1960 yılından günümüze Parlamento binası olarak kullanılmaktadır. Binanın hemen yanında mimar Neoptolemos Michaelides tarafından oluşturulan bahçede Hindistan’ın babası sayılan Mahatma Gandi’nin (2 Ekim 1869 – 30 Ocak 1948) büstü bulunmaktadır. Bu büst Gandinin 100’üncü doğum yıldönümü dolayısıyla Hindistan Hükümeti tarafından Kıbrıs Hükümetine bağışlanmıştı. Bahçe ile büstün açılışı, Hindistan başbakanı Shri v.v. Giri’nin de hazır bulunduğu 9 Temmuz, 1972 tarihinde zamanın Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios tarafından yapılır.
  
Millet Bahçesi’nin doğu hududuna Belediye Tiyatrosu yapılmasına Dr. Themistocles Dervis’in başkanlığındaki Belediye Meclisinin 20 Ocak, 1959 tarihli toplantısında karar verilmişti. Neo Klasik stilde tasarlanan tiyatronun iki etapta tamamlanması öngörülür. 120.000 Kıbrıs Lirasına mal olan ilk etabın tasarımı G. Hadjidakis tarafından yapılmıştı. İkinci etap inşaatın tasarımı mimar Pefkios J. Georgiades, mühendisi ise Marios Santanas idi. 83.500.- Kıbrıs Lirasına mal olacak olan tiyatronun 1220 oturma yeri ile döner bir sahnesinin olması planlanır. Yapımına 1 Ocak, 1965 tarihinde başlanan tiyatronun açılış töreni 26 Mart, 1967 tarihinde gerçekleştirilir. Açılışta tiyatronun ilk oyununun sahnelendiği bilgileri edinilmektedir. Tiyatronun kuzeydoğu bitişiğindeki Millet Bahçesi’nin sınırları içerisinde Yunanlı ünlü şair Costis Palamas’ın (1859-1943) sandalyeye oturan durumda bir heykeli vardır. Bu heykel 1972 yılında Atinalı heykel sanatçısı B. Phalireas tarafından yapılmış, açılışı ise 27 Şubat.1974 tarihinde zamanın Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios tarafından yapılmıştır.  
  
6. Macik Pallas Sineması

Baf Kapısındaki Polis istasyonunun karşısında bulunan eski Macik Pallas sineması çocukluğumda babamla gittiğimiz sinemalardan biriydi. O sıralarda Lugudi ile Papadopulos sinemaları da gittiğimiz sinemalar arasında yer almaktaydı. Sinemanın yapılış tarihini belirleyememiş olmama karşın uzun yıllar boş kaldıktan sonra 2009 yılında el değiştirip Hükümet tarafından restore edilmiştir. Şimdilerde Lefkoşa Belediyesi’nin kültür-sanat etkinliklerinin icra edildiği bir merkez olarak kullanılmaktadır. Cephesindeki tabelada Rumca olarak “Pallas Kültür Merkezi, Film, Tiyatro” yazılıdır.

7. Maronit Kilisesi

  Önceleri Baf Kapısı’ndaki Kutsal Haç Katolik Kilisesi’nin güneyinde Maronit Genel papazına ait olan konutun bir odası Maronitler tarafından şapel olarak kullanılmaktaydı. 1879 yılında inşa edilen bu konutun yanında ise Fransız St. Joseph rahibelerine ait kadınlar manastırı, bitişiğinde ise bir okul vardı. Burası özel bir ev olarak düşünülmüş, bu nedenle de Maronit toplumunun kullanımına verilmişti. Buraya yapılacak olan yeni kilisenin tasarımı mimar Charilaos G. Dikaios tarafından yapılmış, inşaat ise George Kokkinos tarafından üslenilmişti. Temelleri 20 Ekim, 1959 tarihinde atılmış, 1 Kasım, 1961 tarihinde ise Banagia ton Chariton (Our Lady of Crace) adıyla ibadete açılmıştır. Eskiden kilisenin sokağı St. Favierou adıyla bilinirken, daha sonraları adı St. Maron olarak değiştirilmiştir. Kilisenin cephesinde İtalyan-Bizans stilinde mozaikten yapılan ve kenarlarında adları yazılı olan insan ebadında 12 aziz figürü yer almaktadır.


(Devamı Haftaya)
.

Bu haber toplam 1648 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 214. Sayısı

Adres Kıbrıs 214. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler