1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Tanti’nin aklı (!) Ve bir ‘hamam’
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Tanti’nin aklı (!) Ve bir ‘hamam’

A+A-

Osmanlı geleneği olarak biliriz, hamamları.
Oysa Tanti, Kıbrıslı Rum...
Bu da kültürlerin nasıl birbirinden etkilendiğini, Kıbrıs coğrafyasının asıl zenginliğinin bölünmek değil, çeşitlilik ve birliktelik olduğunu gösteriyor!
 

Konstantinos Kyriakos Tanti adlı Kıbrıslı Rum Lefkoşa'ya bir hamam yapmış, bir asır önce...
'Büyük Hamam'ı örnek almış kendisine...
Tam bir kültürel miras bu...
Ne yapmışsız biz!
Pek çok benzer 'miras'a sahip çıkmadığımız gibi içine etmişiz...
Öyle "mecazi" anlamda da değil "etme" lafım! 
Tamı tamına...
 

Henüz bir sene olmadı sanırım, fotoğraf çekmek için içine girdiğimizde, boktan, sidikten, hayvan leşinden, kırık şişelerden,  leşten, çöpten geçilmiyordu.

Şimdi sergi açılışında boy gösteren bakan, müsteşar takımı, keşke, bu kültürel mirasın topluma yeniden kazandırılması yönünde aynı hassasiyeti sergileyebilse...

Tanti'nin Hamanı'nın ön kısmı tamamen yıkılmış zaten!
Anlatılan o ki, 1963'te yıkmışlar, merteklerinden "mevzi" yapmak için!
Böylece, nice çocuğun sünnet öncesi, nice kadının düğünden evvel girdiği o "soyunmalık" bölüm "mazgal" olmuş kan dökücülere...

Oya Kutsal öğretmenim, sosyal medyada bir grup kurarak yola çıktı, farkındalık adına...
Fotoğraf sanatçıları sorumluluk üstlendi, bu satırların yazarı dahil pek çok isim de bu sosyal sorumluluk projesinde "fotomodellik" teklifini reddetmedi.
Ayhatun Ateşen'in küratörlüğünde, önemli bir sergi açıldı Bedesten'de!
O karanlık 'kubbe'nin altında, ışık hüzmelerinin sarıya boyadığı kurna, tozu ve toprağıyla yeniden yıkadı bizi!
Elbette bunca duyarsızlık karşısında 'arınamadık'...
 

Birileri Kıbrıs'a dair ne varsa, söküp almak istedi adeta hayatımızdan...
Yeni bir kimlik inşaa edildi, daha 'ulusçu' ama yalnız, fakir, renksiz, tatsız!
Bizi biz yapan 'çok kültürlülüğe' sahip çıkılmadı!
Hepimiz, eşsiz bir kültürel mirasın çırakları olduğumuz halde!Üzerimize sinmiş nice medeniyetin kokusu varken eğer bu kadar yalnızsak bugün, sebebi, önce ve en önce biziz elbette!

:::

( Özel teşekkür öncelikle bu projeyi üstelenen Oya Kutsal'a... Ve insan-mekan-tarih ilişkisini yeniden yoğuran yürekli sanatçı, benim çılgınım Ayhatun Ateşin'e... Aysu Basri Akter'le birlikte fotoğraflarımızı Tevfik Ulual görüntüledi, unutulmaz bir deneyimdi... Sergide en fazla Hatice'yi (Tezcan) beğendim, elinde gaz fenerli fotoğrafıyla... Mustafa Egvirgen görüntülemiş. Bir de Arif İşgüzar'ın objektifinden Ahmet Okan portreleri etkileyici. 'Farkındalık' dediğimiz kavram bir 'gösteri'den ibaret olmamalı! Tanti'nin Hamamı, ne zaman ki bir müze tadında gezilecek konuma gelir, işte o zaman maksat hasıl olur !..

Sergi bir hafta daha açık, Bedesten’de.)

--------------------

‘Rüya’ etkisi

Kıbrıslı Yönetmen Derviş Zaim, bir menkıbeden yola çıkmış, enfes bir film yapmış...

Özellikle ‘Kıbrıslı yönetmen’ diye başladım yazıya...
Çünkü gururlanıyorum.
Bu bizim özlemimiz...
Dünyaya aç bizlerin travması bu...
O nedenle ne kadar övünsek, sahiplensek, umutlansak az böylesi isimlerle...
 

Derviş Zaim, sinema sanatının sınırlarını zorluyor yine, Rüya’yla...
Hem de çok düşük bütçeli filmlerle yapıyor bunu...
Yine ‘akıl oyunları’ var filmde, hem de ne biçim toplumsal mesajlar var, sistem ve iktidar eleştirisi var, çevreci bir duyarlılık var, ezberci bir yaklaşımla dinler üzerinden dayatılan yozluğa isyan var, değişime gönderme var.
Onca mesajı, böylesine yalın vermek ustalık!
Filmdeki pekçok ‘kesişme’ sarmalında, hem kurgudak beceri, hem de içeriğe yansıyan gaile bellekte eşsiz bir lezzet bırakıyor.

Rüya; sinema tekniği yanısıra içerik anlamında iç içe geçişleri ve gel gitleriyle “bir daha izlemek gerek” dedirten bir film...

Örneğin başroldeki ana karakteri, yani Sine’yi, dört farklı oyuncu canlandırıyor.
 

Yedi Uyuyanlar menkıbesinden yola çıkarak, “Kıtbir” isimli köpeğin iyilik taşıyan koruyucu melekliğinde, bir “cinayet”i izliyoruz aslında!
 

Belki sonuçları değil ancak sebepleri açısından Kıbrıs’a da çok yabancı değil konu.
Dere yataklarına inşa edilen konut projleri, suskunlaşan insan, kırılan hayatlar, ‘değişim’ diyen ama ‘kendini değiştirmeyen’ bireyin trajedisi, bürokrasinin dayatmacı ve yaranmacı hastalığı...
“Değişmek istiyorum” en fazla aklımda kalan sözcük!
Ve şu diyalog:
“- Çok uyumuş muyuz?”
- “Epeyce... Senelerce...”

***

Zaim, bu çok önemli filmle, umarım ki ‘derin’ bir uykudan uyandırır, geniş yığınları... Sanatçının gücünün mesajını kaba bir slogan yerine, estetik bir ustalık ve derinlikle vermesi olduğunu ısrarla söylerim.
Politik ve toplumsal bir ‘tokat’ var yine, ‘Rüya’da... Zaim, bu alanda gerçekten önemli bir usta.

***

“Rüya bankası olsa, keşke” diyor filmin bir yerinde... “Rüyalarımızı saklasak... Mesela derin bir dondurucuda... Günü geldiğinde çözebilmek için....”
Ah keşke diyorum içimden!
Epeyce uyuduktan, uyutulduktan sonra..

:::

İzleyiniz, kaçırmayınız filmi. Dostum Derviş Zaim’e, hem güleç yüzü, hem sürprizi ve jesti için ayrıca teşekkürler...

Rüya
Lefkoşa  Lemar Cineplex Ortaköy
Salon III’te / 16.45 / 19.00 / 21.15
Mağusa Lemar Cineplex AVM Salon II’de / 11.00 / 16.00 / 21.15

--------------------

H A F T A N I N  N O T Ç U K L A R I

EN KOMİK ‘İFTİRA’
sosyal medyada, fotoğraflarını ‘güvercin’le bütünleyerek barış mesajı verenlere; meğerse 100’er Euro almışlar !

:::

Birisi Mark Zuckerberg’e söylese, bunun bir de “uluyan kurt” versiyonunu yapsalar keşke !

:::

‘EV’in yeniden güneyde sahnelenmesi barış ve yüzleşme süreci açısından sevindirici. Bu gösteriye gidemedim, üzüldüm.

:::

THOC Tiyatrosu ve Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’na, Aliye Ummanel ve tüm oyuncu dostlara alkışlar, selamlar.

:::

Ve “ne olacak” diyen boynu bükük onbinler, ‘anlaşma’ olur olmaz bir yana, ‘barış’ senin ellerinde, ‘barış’ dediğin sokakta!
Hade, hayatın içinde barışmaya, üretmeye, çalışmaya...

:::

Polisin ‘kaçak et’ dediğine, yurttaş ‘ucuz et’ diyor!
Yasal olana ‘kazık et’ !

:::

ÜÇ kadıdan biri şiddet görüyor bu ülkede...
ÜÇ erkekten biri UTANMIYOR halen...
Sorsanız, “yok canım, bizde asıl şiddeti erkekler görüyor” diyecekler.
Böyle de bir yüzsüzlük işte...

Bu yazı toplam 2250 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar