1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Tanıdık Bir Öykü
Tanıdık Bir Öykü

Tanıdık Bir Öykü

“Gemi gelecek vatanımıza gideceğiz.” “Gece yarısı kamyon gelecek, kurtarılmış bölgeye, vatanımıza gideceğiz” demişti büyükler. Bundan 37 yıl önce. Çoluk çocuk 80 kişilik bir grupla gecenin bir yarısı o dağ köyünden çıktık yola.

A+A-

Kanunname:

“Şu an sadece sarılmaya ihtiyacım var”  dedim ona. “İnsanlık kadar eski olan bu hareket, iki vücudun kavuşmasından çok daha fazlasını ifade eder. Sarılmanın anlamı şudur: Senden bir tehlike sezmiyorum, yanında olmaktan korkmuyorum, rahatlayabilir, kendimi yuvamda hissedebilirim, beni koruyan ve anlayan birisi var. Biz de birine her isteyerek sarıldığımızda ömrümüzün bir gün uzadığına inanılır. Lütfen şimdi sarıl bana...”
Paulo Coelho

 

 


 

Tanıdık Bir Öykü

“Gemi gelecek vatanımıza gideceğiz.”

“Gece yarısı kamyon gelecek, kurtarılmış bölgeye, vatanımıza gideceğiz”  demişti büyükler. Bundan 37 yıl önce. Çoluk çocuk 80 kişilik bir grupla gecenin bir yarısı o dağ köyünden çıktık yola. Henüz mübadele değildi bizimkisi. Gönül rızasıyla terk ettik ata yadigarı yüzyıllardır yaşadığımız toprakları. Umuda yolculuğa çıktık. Gerçek vatanımıza kavuşmaya!..

Dağın başında bıraktı bizi kamyon. İki gün iki gece yürüdük. Kah yalınayak kaldık, kah birkaç aylık bebeklerimiz sütsüz. Düşman bildiklerimize yakalandık, yılmadık. Yanımıza alabildiğimiz birkaç kuruşumuzu da onlara vererek sürdürdük umuda yolculuğu. Dağın göbeğinde barajın derinliklerinde boğulmaya ramak kala vardık topraklarımıza. Koskoca kadınlar toprakları, askerleri öptü. Öyle ya, artık özgür topraklarımızdaydık…

Başkalarının terk ettiği evler oldu yuvalarımız. Başka çocukların bıraktığı oyuncaklarla kurduk oyunlarımızı, geleceğe dair hayallerimizi…

Yüreğimizin en gizli köşelerinde sakladık terk ettiğimiz yuvalarımıza, alışkanlıklarımıza özlemimizi. Çoğu zaman kendimizden bile gizledik içimizdeki ıssızlığı…

Yıllar geçti içimizdeki yalnızlık küçüleceğine büyüdükçe büyüdü. Öyle çok büyüdü ki, başkalarının içindeki yalnızlıklarla birleşti. Koca bir toplum artık yabancıydık her şeye. Geçmişe ve geleceğe. Gecenin karanlığında fenerle kendimizi arar olmuştuk…

Yıllar önce umuda yolculuğa çıktığımız topraklarda umutsuzluk kol geziyordu.

Çağan Irmak’ın dedesinin babası öyle demişti ailesine tam 87 yıl önce Girit’te. “Gemi gelecek, vatanımıza gideceğiz” . Aynı bize dedikleri gibi. “Kamyon gelecek vatanımıza gideceğiz” . “Hangi vatana?”  diye sormadan, hiç sorgulamadan çıkmıştık o gece ıssızlığa yolculuğa…

“Dedemin İnsanları”  bir Çağan Irmak filmi, sürükledi beni kendi hikâyemin derinliklerine. Kıbrıslı Türklerin çok yakın zamanda yaşadığı göç öykülerine. Eğer bir göçmenseniz ve çoğu zaman acılarınıza değil de buradaki hayata tutunmak olmuşsa derdiniz, bu film size çok şey anlatıyor. Günlerce çözülemeyen bir düğüm, takılıp kalıyor boğazınıza…

Artık Türk sinemasında marka haline gelmiş yönetmenlerden biri Çağan Irmak. Bunu da büyük ölçüde Türk seyircisinin duygusal damarını bulabilme yeteneğiyle başarıyor. Olayları öylesine damardan veriyor ki, anlatmaya çalıştığı öykülerde insan olan herkesin kendinden bir şeyler bulması kaçınılmaz oluyor. Genel anlamda öyle olsa da; “Dedemin İnsanları”  Kıbrıslı Türkler için çok başka türlü bir film. Öylesine bizden bir şeyler var ki bu filmde, eğer kendi geçmişinizle ve bugün yaşadıklarınızla yüzleşmekten korkmuyorsanız “mutlaka izleyin”  derim.

Filmde İzmir’in bir kasabasında yaşayan ve aslen Girit göçmeni olan bir ailenin öyküsü, öncelikle 10 yaşındaki Ozan’ın gözünden anlatılıyor seyirciye. Artık bazı şeylere aklı ermeye başlayan Ozan, çevrelerindeki birçok kişi tarafından “gavur” olarak görülmelerini, arkalarından konuşulmasını gururuna yediremiyor. Ozan, “beyaz Türkler”in eğitim ve toplumsal düzeninin içinde büyüyor çünkü. Ailesinden koptuğu, okulda veya arkadaşlarıyla geçirdiği her an o sistemin ve o dilin içinde. Gayrimüslimlerin evlerinin camlarını taşlayarak indiren çocukları teşvik eden, hatta kızlarını taciz etmeye bile yönlendiren bir zihniyet bu. Irkçılık o kadar yerleşmiş ki o zihniyete, kullandıkları dilin bile farkında değiller çoğu zaman. Tabii, bazen de tam tersine farkındalar...
Ailesi geleneklerini yaşatmaya çalıştıkça ya da eski günleri yad ettikçe, onlara kafa tutmaya ve “Biz Türküz, gavur değiliz!”  diye isyan etmeye başlıyor dolayısıyla küçük çocuk. Burada filmin diğer merkezi olan Mehmet Bey, yani Ozan’ın dedesi devreye giriyor. Torununun, geçmişte yaşadıkları acıları idrak etmesi için çaba gösteriyor. Ayrıca onu hoşgörülü bir insan olmaya yönlendiriyor.
Dedemin İnsanları, Ozan’ın olgunlaşma hikayesiyle birlikte, Mehmet Bey’in henüz yedi yaşındayken koparıldığı memleketine özlemini ve 12 Eylül darbesiyle beraber ülkede değişen ortamı anlatıyor.

Çağan Irmak, bu filmde kendi ailesi üzerinden aslında bir göçmenler ülkesi olan Türkiye’deki birçok ailenin hikayesini anlatıyor. Bizim hikayemizi. Konuşulmayan, sürekli üzeri örtülmeye çalışılan acıların nasıl bugünün sorunlarını oluşturduğunu...

Ve de büyük umutlarla çıkılan yolculukların nasıl umutsuzluklara dönüşebileceğini... Köklerinden koparılan insanların nasıl mutsuz olabileceklerini...

Filmin başrol oyuncuları Çetin Tekindor, Yiğit Özşener, Gökçe Bahadır, Sacide Taşaner, Mert Fırat, Hümeyra ve Zafer Alagöz.


Fıkra

Kadın eve erken dönmüş, kocasını yatakta çekici bir kadınla yakalamış!

- “Seni pis domuz seniiii”  diye bağırdı. Bana ha?? Benim gibi sadık bir kadına!!! Çocuklarının anasına!!! Hemen şimdi seni terk ediyorum, ve BOŞANIYORUZ!!!

 “Yaa dur bi dakka yaa” !!! Yargısız infaz mı yapıcan karıcım??? Bi dur..bi dinle!!!”

“De bakalım diyeceğini!! Ama şunu bil ki, bunlar son sözlerin olacak!!!”

 Bak, sevgilim, tam arabama binmişim, eve gelicem, bu genç kadın benden yardım istedi. O kadar zavallı ve korumasızdı ki acıdım, aldım arabaya.

İncecikti, çok kirliydi. Üç gündür ağzına lokma koymamışmış. Ben de aldım, eve getirdim.

Baktım, dolapta dün sana pişirdiğim, senin de kilo alma korkusu ile ağzına bile koymadığın makarna duruyor. İnanmıycan, iki saniyede midesine indirdi zavallım. Baktım, üstü başı da leş, hadi gir dedim, bi banyo yap. O içerdeyken, bi baktım ki giysileri yırtık pırtık. Atıverdim onları!!!...

Biliyosun, bu sene zekatımızı nereye verelim diyoduk ya. Gittim dolaptan senin “Cavalli” Jeans’ini getirdim ona. E sana dardı diye giymiyodun ya!?

Sonra da sana doğum gününde aldığım ve zevkimi beğenmediğin için giymediğin külotla sütyeni de götürdüm. Yazıktır. Derken, bi baktım, geçen Noelde ablamın hediye ettiği, kıl etmek için de giymediğin seksi bluz da duruyo... e çizmelerin de orada! Hani iş yerindeki kızlardan birinde de var aynısı diye giymek istemediğin...”  

Görme, garibim nasıl mutlu oldu, nasıl sevindi. Aldım kapıya götürdüm. Eşikte döndü, bana gözyaşları içinde ne dese beğenirsin?

“Karınızın kullanmadığı başka ne vardı…?”  

(Mesut Günsev’den)

 


 

 

 

Bu haber toplam 2174 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler