1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Tam gün eğitim' meselesi
Tam gün eğitim meselesi

'Tam gün eğitim' meselesi

Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Kemal Dürüst, Ankara dönüşünün hemen ardından; 2012-2013 öğretim yılında “tam gün eğitime” geçmenin hedeflendiğini söyledi. Acaba böylesi bir hedef ne derece tutarlı ve gerçekçidir? Hiç kuşku yok ki pl

A+A-

 

 

Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Kemal Dürüst, Ankara dönüşünün hemen ardından; 2012-2013 öğretim yılında “tam gün eğitime” geçmenin hedeflendiğini söyledi. Acaba böylesi bir hedef ne derece tutarlı ve gerçekçidir?

Hiç kuşku yok ki planlı ve programlı eğitimin gün içindeki süresini artırmak, eğitim açısından önemlidir ve desteklenmelidir. Dahası öğretmenin, öğrencinin, eğitim yöneticisinin kullanılabilir tüm zamanını eğitime ayırmasını sağlamak, eğitimin etkinliği artıracağı aşikardır. Ancak bütün bunların planlı olarak yapılması gerekliliği de kaçınılmazdır. Aksi takdirde yarım gününü bile mamur edemediğimiz eğitimin tam gününde ne yapacağımız belli değildir.

Öteden beridir Kıbrıs Türk Eğitim Sistemi’nde “tam gün eğitim” tartışıla gelmiştir. Geçtik, geçiyoruz, geçeceğiz söylemleri hep ortalarda dolaşmıştır. Ancak sanırım son 2 yılda bu anlamda yaşanan olumsuzluklar, hiçbir dönemde yaşanmamıştır.

Şöyle bir hatırlayalım: 1 Ekim 2007 tarihinde Şht. Ertuğrul İlkokulu’nda OGEM (Okul Geliştirme Modeli) projesi çerçevesinde pilot uygulama olarak başlatılan tam gün eğitim en iyi örneği, başta ekonomik nedenler olmak üzere birçok bahaneler ileri sürülerek ortadan kaldırıldı… Okul müdürü, öğretmeni, öğrencisi, velisi tarafından büyük bir istekle desteklenen projenin sürdürülmesindeki gayretler görmezden gelindi…

Oysa şimdilerde bir sonraki eğitim yılında “tam gün” uygulamasına geçileceği hatta bu uygulamanın tüm adadaki okullarda aynı anda başlanacağı duyuruluyor… Ne yazık ki böylesi bir yaklaşım; tam gün eğitime sadece öğretmenlerin mesailerini artırma, tam gün boyunca okulda bulunmalarını sağlama anlayışının varlığını gösteriyor. Bu olgu da desteklenmesi gereken “tam gün eğitim” uygulamasını daha doğmadan ölmesine neden oluyor.

Kanımca, alt yapı olanakları, okulların mevcut durumları, öğretmenlerin hem nitelik hem de niceliksel yeterlilikleri, öğretim programlarının bu yeni anlayışa uygunluğu gibi daha birçok unsurdan bahsedilmeden “tam gün eğitime” geçiyoruz denmesinin hiçbir anlamı yok… Çünkü “tam gün eğitim”, verimlilik odaklı olarak düşünülmeli…

Eğitimin gün içine yayılmasında ortaya çıkacak; yeni öğretim programları, bu programlara uygun öğretim materyalleri ve öğretmen ihtiyaçları eksiksiz giderilmeli… Merkezdeki bir iki okul hariç, geriye kalan diğer okullarımızdaki; yemekhane, sosyal aktivite, kültürel çalışma odaları ve alanları eksikliğinin nasıl giderileceği… Tam gününü okulda geçirecek çocuklarımız; öğle yemeği ve diğer beslenme ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı gibi daha birçok konu çok iyi hesap edilmeli…

Kısacası, verimlilik anlayışından uzakta sadece öğretmenin mesaini uzatma gailesiyle ortaya atılan tam gün eğitime geçilecek söylemi, sadece bir söylem olmaktan öteye gidemeyecektir.  

 

AKLINIZDA BULUNSUN

 

 

Öğretmen Akademisi kapanıyor, İlahiyat Fakültesi açılıyor

 

Bakanlar Kurulu görüştü, görüşmedi, görüşecekti derken Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Kemal Dürüst, bu yıl Atatürk Öğretmen Akademisi’ne öğrenci alınmayacağını açıkladı. Bu durumun da bir planlama gereği olarak yalnızca bu yıl olacağını akademinin kapatılmasının söz konusu olmadığını söyledi…

Bu söylem bir siyasi manevra mı, yoksa durum gerçekten böyle mi bilemem… Ancak uygulamanın oldukça hatalı olduğu tartışmasız…

Şöyle ki: Her şeyden önce Atatürk Öğretmen Akademisi her ne kadar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olsa da, orası bir yükseköğretim kurumudur ve ayrı bir yasası vardır. Yani AÖA ile ilgili kararlar; yasasında belirtilen yönetim kurulu ve Akademik Kurulu tarafından alınmasına karşın, ülkemiz için önemli birer yükseköğretim programı olan “sınıf öğretmenliği” ve “okul öncesi öğretmenliği” programlarının her anlamdaki planlama, denetleme, değerlendirme ve akreditasyonu YÖDAK tarafından yapılmalıdır. Çünkü bu YÖDAK’ın işidir…

Bütün bunlar hiç olmadan yani ne Akademik Kurul, ne yönetim kurulu ne de YÖDAK böylesi bir planlamayı ortaya koymadan gelecek yıllarda ilköğretim düzeyinde öğretmen fazlalığı olacağına nasıl karar veriliyor? Dahası, var olduğu söylenen bu öğretmen fazlalığı bir yıl içerisinde nasıl ortadan kalkacak ki; “bu durum sadece bu senelik, seneye yeniden öğrenci alınacak” denilebiliniyor… Üstelik son ana kadar hiçbir açıklama hiçbir duyuru yapılmıyor, akademi sınavına girmeye düşünen ve bu konuda hazırlanan öğrencinin emeği, bu uğurda dershanelere, özel ders öğretmenlerine paralar harcayan anne-babalar düşünülmüyor…

Tam da bu sıralarda Yakın Doğu Üniversitesi’nde ilahiyat fakültesi açılacağı ve bu programa kayıt olacak 60 TC’li öğrencinin tam burslu olarak okuyacağı haberleri basında kendini gösteriyor… Dahası YÖK’ün İlahiyat Fakültesi açması için Yakın Doğu Üniversitesi’ne onay verdiğini ancak aynı eğitim için Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne onay vermediğini haberde yer alıyor… Gerçi YÖK’ün bu kararı almasından aylar önce birileri bu fakültenin açılacağını Türkiye’den müjdelemişti…  Bu konuda da YÖDAK’dan ses yok… Yoksa ülkemizdeki yükseköğretimin planlanmasından sorumlu olan YÖDAK yerine başkaları mı yükseköğretimimizi planlıyor…

Bir taraftan “Atatürk”ün adını taşıyan Öğretmen Akademisi kapanmaya, bu ülke insanın en önemli yükseköğretim kurumu olan Doğu Akdeniz Üniversitesi zarar edilmeye doğru giderken, diğer yandan ülkemiz dışında bir yerlerde yapılan planlamalarla “İlahiyat Fakültesi” açılıyor…

Sözün özü; hem eğitimimizdeki plansızlığı hem de “aslında” eğitim adına siyasi anlamda yapılan planların ne denli acımasız olduğu kendini açıkça gösteriyor…

 

 

 

BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

 

Deming Döngüsü

 

Sürekli gelişimi ve verimliliği sağlamanın en etkili araçlarından birisi olan “Deming Döngüsü”, Walter Shewhart tarafından bulunmuş, Deming tarafından geliştirilmiştir. Planla, Uygula, Kontrol Et ve Önlem Al basamaklarını içeren döngü, gelişimi yakalamanın en önemli anahtarı olarak bilinir.

Planla: Konuyla ilgili tüm kesimlerden bilginin toplandığı ve soruna ilişkin alternatif yaklaşımların ortaya konduğu evredir.

Uygula: Planlanan öğelerin uygulanmasını başka bir değişle, durumu iyileştirme için ortaya çıkan fikirlerin denenmesidir.

Kontrol Et: Uygulamaya ilişkin verilerin değerlendirildiği evredir. Kısacası planın ne kadar işe yaradığının ve daha nelerin yapılması gerektiğinin belirlenmesidir.

Önlem Al: Kontrolde ortaya çıkan verilere göre gerekli önlemlerinin alındığı evredir.

Şimdi şöyle bir düşünün… Eğitim sistemimizdeki uygulamalardan hangisi böylesi ya da benzeri bir gelişim yaklaşımına göre geliştiriliyor acaba! “Hiçbiri” dediğinizi duyar gibiyim… Sanki eğitim sistemimizde her şey yolunda gidiyor değil mi? Oysa tam gün eğitime geçilme tartışmalarının yaşandığı, öğretmen ihtiyaçlarının sağlıklı belirlenemediği, okullarımızın altyapı yetersizliği gibi daha birçok sorunun çözülmesi, eğitim sistemimizi oluşturan tüm öğelerin geliştirilmesi gerekli…

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2034 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler