1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. TALİHSİZLİĞİMİZ...
TALİHSİZLİĞİMİZ...

TALİHSİZLİĞİMİZ...

Yıktılar ortalığı! “Sivas katliamı davası zaman aşımına uğradı, Sivas’ta 37 aydını diri diri yakanlar cezadan kurtuldular” diye. Günler geçti, memlekette tek bir hukukçu çıkıp ta “hayır kardeşim, durum böyle değil. Sivas katliamı a

A+A-

 

Yıktılar ortalığı! “Sivas katliamı davası zaman aşımına uğradı, Sivas’ta 37 aydını diri diri yakanlar cezadan kurtuldular” diye. Günler geçti, memlekette tek bir hukukçu çıkıp ta “hayır kardeşim, durum böyle değil. Sivas katliamı ana davası sonuçlanıp karara bağlanalı, 33 kişi ömür boyu hapis cezası alalı çok oldu. Şu anda zaman aşımına uğrayan dava firari 5 sanığın davasıdır” demedi. Diyemedi.

Yerine Başbakan Erdoğan çıkıp söyledi bunları. Ama elbette kendi fikriyatıyla “zenginleştirerek”. “Kararın vatana millete hayırlı olmasını” dileyip, “babaları idamla yargılanan kızcağızların gözyaşlarından” söz etti. “İstikrar” çakırkeyifliğiyle inanmaya dünden razı seçmenler için Başbakan’ın “ortaya koyduğu gerçek”, sözlerindeki acılığı ört bas etmeye yetti de arttı bile… Gerçek ortadaydı çünkü: Sivas katliamının 33 faili bal gibi cezalandırılmış, hatta idamla yargılanıp müebbet ceza almışlardı işte!

Her zaman “sözler gerçekleri örtmüyor” gördüğünüz gibi… Bazen “gerçekler sözleri örtüyor” ki o sözler, aslında Başbakan’ın kendi iç gerçekliğini, kendi düşünce haritasını ortaya koyuyor. Ama bizde muhalefet adına öyle büyük eblehlikler yapılıyor ki, dünyanın hiç bir demokratik ülkesinde, seçilme endişesi olan hiç bir siyasetçinin söylemeye cesaret edemeyeceği sözler, Başbakanın ağzından “farfaracı muhalefetin ağzının payını verirken” dökülüveriyor…

Bakın 31 yıl boyunca bu ülkede “mış gibi” yapıldığının içler acısı, tüyler ürpertici bir örneği duruyor önümüzde… Tam 31 yıl boyunca darbe karşıtıy-mış gibi davranıldı, 12 Eylül’ün hesabının sorulmasını ister-miş, darbecilerin yargılanmasını ister-miş gibi yapıldı. Gerçekte bu hesabın görülmesinin istenmediğini, üstelik “en çok ister-miş gibi” yapanlar, bunun üzerinden rant sağlayanlar tarafından istenmediğini görüyoruz bugün…

Darbecilerin yargılanmasını engelleyen “geçici 15. Maddenin” kaldırılması gündeme geldiğinde, “mümkün değil, 15. Madde kaldırılamaz, kaldırılacaksa da AKP kaldıramaz” dediler…

Sonra “Geçici 15. Madde kaldırılsa bile zaman aşımı var, darbeciler yargılanamaz” dediler…

Geçici 15 kalktı. Darbeciler aleyhine suç duyurusunda bulunanların sayısı koca ülkede 3.000 kişiyi anca buldu…

Bu sefer “Hani yargılayacaklardı?” demeye başladılar. Soruşturma başladı, dava açıldı, duruşma günü belirlendi…

Şimdi de “Canım 2 kişiyi yargılayınca 12 Eylül ile hesaplaşılmış mı oluyor?” diyorlar…

Nasıl bir karartmadır bu? 4 Nisan’da başlayacak olan “12 Eylül Ana Davası” dışında Ankara Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin tarafından 47 ilin valiliğine yazı gönderilerek “12 Eylül döneminde yetkili olan kamu görevlileri hakkında da soruşturma başlatıldığını” bilmiyorlar mı?

Gözaltında kaybedilen Gürkan Mumgan, Nurettin Öztürk ile Erdal Eren’in idam edilmesi ve başvuru yapan 39 kişinin işkence iddialarının soruşturulmasına başlandığını bilmiyorlar mı?

Yani 4 Nisan’da başlayacak olan yargılama, 12 Eylül’ün tüm günahının 2 “ihtiyar generale” (niyeyse pek revaçta bu merhametli ifade bugünlerde) yıkılmadığının, 12 Eylül döneminde kamu görevi yapan tüm suçluları da kapsayacak biçimde genişletileceğini bilmiyorlar mı?

12 Eylül’ün yargılanması, beyzadelerin deyimiyle “AKP Hukukuna bırakılamayacak kadar ciddi bir iş” ise (ki kesinlikle öyledir!) bu işi ciddiye alıp eldeki tüm bilgi ve belgelerle savcıları harekete geçmeye zorlamak, yeni suç duyuruları, yeni teşhirlerle 12 Eylül dönemini aydınlatmak yerine lafazanlık yapmak mıdır muhalefet?

Yoksa? Yoksa… Aslında 12 Eylül konusunda AKP’ye en fazla laf edenler, aslında 12 Eylül ile hesaplaşılmasını gerçekten istemiyorlar mı?

Aynı kişilerin Ergenekonculara, Balyozculara gösterdikleri muhabbet, darbe girişimlerine karşı gösterdikleri o keskin alaycı, küçümseyici tavır ilginç değil mi?

Yoksa?... Yoksa… AKP’ye karşı olmayı, sola, Kürtlere, Alevilere, Müslümanlara ve tüm “ötekilere” kan kusturan bir rejimin savunuculuğu zemininde mutabakat olarak mı görüyor bu beyzadeler?

AKP ceberrutluğunun alternatifi 87 yıldır hücrelerimize kadar işlemiş malum ceberrutluk mu yani?

Bu, AKP’nin şansı, bizim talihsizliğimizdir. Muhalefet Kemalizm üzerinden yürütüldükçe ve “mış gibi” yapıp, Kemalizm’in gerçeği kendi kurgusuyla eğip bükme hastalığından sıyrılamadıkça bu cendereden kurtulamayacağız: Kemalizm’den beslenen milliyetçilik, AKP ve ayrılıkçı milliyetçilik arasında sıkışıp kalacağız. Ta ki sol, 87 yıllık çakır keyifliğinden kurtulup, Kemalizm ile tüm bağlarını gerçekten kopartarak, gerçekten demokrasi, gerçekten laiklik, gerçekten hukuk mücadelesi verinceye kadar…

AKP’nin panzehrini Kemalizm’de gören ve solun en temel değeri saydığımız enternasyonalizmin günümüzdeki izdüşümü olan “ezilenlerin küresel ittifakının” karşısına, Kemalizm’in zaman içerisinde iyice çarpıtılmış sözde milliyetçi-antiemperyalizmini koyan bir muhalefet, aslında AKP’nin değirmenine su taşıyor.

AKP ile mücadeleyi Kemalist “değerlerin” savunulmasına indirgeyen ama o “değerlerin” ne menem bir şey olduğunu tartışmaya yanaşmayan bir tuhaf muhalefet bu…

Kemalizm penceresinden baktığınızda ne ezilenlerin küresel ittifakının parçası olabiliyorsunuz, ne ülkenizdeki Kürt sorununa sağlıklı bir çözüm yaklaşımı getirebiliyorsunuz, ne demokrasi, temel hak ve özgürlükler, hukuk konusunda akılcı bir tavır alabiliyorsunuz.

Hazin bir çaba ile “Atatürk milliyetçiliğinin” ırkçı-kafatasçı bir milliyetçilik olmadığını anlatmayı deneyin Kürtlere… Cumhuriyet tarihi boyunca varlığı, dili, kültürü bizzat Kemalist rejim tarafından yok sayılmış bir halka bunu anlatabilir misiniz artık?

Ne kadar çırpınırsanız çırpının, Sünni İslam’ın devletleştirildiği bir rejimde Sünni İslam dışında hiçbir din ve mezhebe hayat hakkı tanımayan Diyanet İşleri Başkanlığı ile Kemalizm’in çakma laikliğini anlatabilmeniz mümkün mü?

Kendisini Takrir-i Sükûn’dan başlayarak sağdan sola, sosyalistten Müslümana her türlü “farklılığı” ezip yok etmeye adamış bir rejime sarılarak AKP’nin otoriterizmini tartışabilmeniz mümkün mü?

Almayalım!

 

GELECEK BİRİLERİNİN UMURUNDA!

“Çok yakın gelecekte bölünmenin “tali bir sorun” olarak kanıksanacağı ama buna karşılık Türkiye’nin Ortadoğu’ya dönük planlarında “özel bir rol” üstlenecek olan Kıbrıs’ın bu yeni “pozisyonu” Kıbrıslı barış yanlılarının, Kıbrıs solunun, özellikle de CTP’nin, TDP’nin ve “çakma solcu” AKEL’in “umuru” değil mi artık?” diye sormuştum 3 Eylül 2011 tarihli yazımda. Yanıtı biraz geç te olsa CTP’den geldi. CTP bahar kıpırdanmasını Sn. Eroğlu ve İrsen Küçük’e yönelttiği ve yine yanıtını kendi üslubuyla “CTP’nin umurunda” diyerek verdiği bir dizi “umrunda mı?” sorusuyla başlattı.

Bu kampanya CTP’nin uzun bir hazırlık döneminden sonra sahaya çıktığını düşündürüyor. Fotoğraflardan görebildiğim kadarıyla CTP’de sokakları özlemiş, sokaklar da CTP’yi. Herkes bilir ki CTP sokağa çıktıysa, arkası gelir… Haydi hayırlısı…

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1094 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler